KIYAMET

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , ,

GECENİN ilerleyen saatleriydi… Kanepeye uzanmış, çekirdeğimi yanıma almış, sevdiceğim filmlerden birini izlemeye hazırlanıyordum. Hangisi mi? Merakta bırakmayayım sizi, Sidney Lumet’den “Köpeklerin Günü” (Dog Day Afternoon). Hani şu Al Pacino’nun ‘aşkı için banka soyduğu’ şaheser. Epeydir de izlememiştim filmi, yeniden tozunu almak iyi gelecekti, hem ona hem de bana. Keyfim yerindeydi anlayacağınız.
Film başladığında keyfim katlanmıştı, Elton John’dan “Amoreena” eşliğinde dalıp gitmiştim bir kez daha “Köpeklerin Günü”ne. Alttakilerle üsttekilerin tezatını keskin anlarla veren açılıştaki kent manzaraları, iki saat boyunca göreceklerime de enfes bir giriş yapıyordu. Ya da ben öyle sanıyordum!
Henüz açılış görüntülerinin heyecanını yaşamakla meşguldüm ki, aniden donup kaldım. Coşkun bir nehir misali akmaya hazırlanan, sinema sanatına duyduğum sevdayı bir kez daha belgelemeyi uman ben, ciddi ve düşünceli bir tavra bürünmüştüm. Okumaya devam et

Reklamlar

TEPENİN ARDI

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

KABURGALARIM çatlamış veya kırılmıştı, ya da ben öyle sanıyordum. Sağ ayak bileğim de burkulmuştu, ama o bölgede hafif bir sızı dışında kırık çıkık yoktu. Yürüyebilirdim. Dönüş yolu uzundu ve yalnızdım. Nicolas Roeg şaheseri “Sonsuz Çöl”deki (Walkabout) gibi yanımda kardeşim de yoktu, yapayalnızdım. Ve fakat adam genç ve ateşliydi, koymazdı o yol! Tabiatı ‘keşif’ turuna tek başıma çıktıysam, bunun sonuçlarına da katlanmak zorundaydım.
Dere tepe yürürken, arada tırmanmam da gerekiyordu. Ve bu tırmanışlardan birinde ayağım kayınca yuvarlanıvermiştim bir 10-15 metre kadar. İşin kötüsü, bu halde yeniden tırmanmam gerekecekti o tepeye. Tepenin ardında ne göreceğim zerre kadar ilgilendirmiyordu artık beni, acıya teslim olmuştum. Sıkıp yok edilebilecek bir acı da değildi ki bu, neremi tutacağımı dahi bilemiyordum. Sen misin saçma sapan yerlere girip çıkan, olacağı buydu işte!
Ağustos güneşinden olabildiğince kaçabilmek için öğleden sonra çıkmıştım yürüyüşe. Ve hava yavaş yavaş kararıyordu, hızlanmalıydım. Bu halde mi?
‘Keşif’ turu dedim ya, biraz rotayı da harmanlamıştım doğrusu. Hava kararırsa dönüş yolunu bulmam zor olurdu. Acıyı bal eyleyip tırmanışa geçmeliydim artık. Kafa sesi gevezeliğini kısa kessem iyi olacak! Okumaya devam et

ŞAHANE HAYAT

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , ,

BEBEK Parkı’nda bir bankta ayıldım… Nisan sabahı, buz efektiyle ayıltmıştı beni. Oraya nasıl geldiğim, o banka nasıl kendimi attığım konusunda hiçbir fikrim yoktu. Şarapla yıkanmış gibiydim, leş gibi kokuyordum. Belli ki bir yerlerde yemiş içmiş, dağıtmıştım. Ama nerede, kimlerle, nasıl, hatırlamıyordum.
Telaşla elimi cebime attım, cüzdanım da yoktu. Gece bir yerlerde düşürmüş olmalıydım, ya da bankta ölü gibi yatarken biri gelip söğüşlemişti beni. Bildiğim bütün küfürleri sıralarken, bir yandan da baş ağrısının sağ kanattan gelen hücumlarını bertaraf etmeye çalışıyordum. Beynime çivi çakılıyordu sanki!
İki işçi beliriverdi uzaktan. Parkı temizleyip sulamak için gelmişlerdi. İçlerinden biri beni görüp, tek kelime etmeden bir el hareketi yaptı, kışkışlar gibi. “Sizle mi uğraşacağım” deyip, ardına da tumturaklı bir küfür sallayıp kalktım banktan. Arkama bile bakmadan uzaklaşırken, aynı küfür misliyle takip ediyordu beni. Lügatları benden kuvvetliydi!
Neyse ki peşimden gelmediler; bir de dayak yiyemezdim bu halde… Parktan çıktığımda güneş azıcık da olsa ısıtmıştı içimi. Ayılmanın ötesine geçmiştim, cin gibiydim. Bir de şu baş ağrısı olmasaydı! Okumaya devam et

VAHŞİ KOŞU

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , ,

MİDEMİN paramparça olduğunu hissettiren o meşum ağrıyla uyandım bu sabah da… Birkaç aydır bedenimle birlikte ruhumu da teslim almıştı bu ağrı. Çevremdeki herkesi canından bezdiren melun bir adama dönüşmüştüm. ‘İyi insanlık’ motivasyonum neredeyse sıfırlanmıştı. Herkese ve her şeye kuşkuyla yaklaşıp paranoyaklaşmam da cabası. Kurtulmak istiyor muydum bu ruh halinden, o da kuşkuluydu. ‘Kötülük’ün kıskacında debelenmek çekici geliyordu sanki.
Yataktan kalkıp salona doğru seyirttiğimde, içimde kalan son insanlık kırıntılarıyla tek gözlü kedim Yimou’yu (evet, Zhang Yimou!) kucağıma aldım. Onu sevip okşamak, mırıltısını hissetmek, kısa bir süreliğine de olsa iyi geldi. Ama ağrıdan tümden kurtulmak gibi bir şey söz konusu değildi belli ki, yakıp kavuruyordu bütün bedenimi. ‘Dünyanın bütün sabahları’ böyle olamazdı, olmamalıydı!
Yimou’nun mamasıydı, kumuydu derken evden çıkış saatim gelmişti. Daha fazla oyalanmanın anlamı yoktu, çıktım…
(Şimdilik seni serüvene ortak edemedim sevgili okur, kusuruma bakma! Belki ileride…) Okumaya devam et

CİNNET

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , ,

KIŞ 1987… Şubat… Soğuklar arasından en soğuğunu seç tadında bir hava… O sıralar yanında kaldığım ağabeyimin Şirinevler’deki evinden çıkıp yola koyulduğumda akşam üstü saatleriydi. Hedefse Anadolu yakası, tam olarak Çiftehavuzlar. Yol uzun, meşakkatli ve hırpalayıcı. Üşenmedim değil, ama söz vermiş bulundum, geleceğim diye. Söz verdiğim yerlere gitmediğim olmuyor muydu, tabii ki oluyordu ama buna ben de gitmek istiyordum belli ki. “Gitmesem bu satırları karalamam da mümkün olmayacaktı” diyerek rahatlatayım kendimi. Ezcümle, iyi ki gitmişim!
Nereye gideceğimi söyledim de, ne için yola koyulacağımı söylemedim. Onu da vakit kaybetmeden arz edeyim efendim. Bir arkadaşımın doğum günü partisine -mümkünse- ışınlanmaktı hedefim. Yanlış anlamayın, ‘partilerde kız tavlama sanatı’nı icra etmek gibi bir amacım yoktu. Sevdiğim, yanında olmaktan keyif aldığım arkadaşımı kıramamış, geleceğim diye söz vermiştim.
Yol serüvenimle kafanızı ütülemeyeyim; bildiğiniz, hepinizin İstanbul trafiğinde neredeyse her gün yaşadığınız bir toplu taşıma çılgınlığı işte! Minibüs, otobüs, vapur ve dolmuştan mürekkep bir ‘kare as’ seyahati. Belki başka bir hikayede bu seyahatin de içinde kayboluruz, kim bilir! Okumaya devam et

BİSİKLET HIRSIZLARI

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , ,

ANNEM cicilerimi giydirdiğine göre vardı bunda bir iş; nereye gidecektik acaba? İnşallah akraba, konu komşuya falan götürmez beni! Hele ki birlikte oynayabileceğim çocuk yoksa sıkıntıdan patlıyorum o gezmelerde. Neyse, enseyi karartmayalım, bekleyelim görelim…
“Hadi bakalım, çıkıyoruz, sana bir sürprizim var” dedi annem. İlginç, bir sürpriz! Annemden pek de beklenmeyecek bir hareketti bu. ‘Sürprizli’ bir kadın değildi annem. Yapacağını hemen yapar, söyleyeceğini pat diye söylerdi. ‘İçi dışı bir’ derler ya, işte tam da öyle bir kadındı. Huzur içinde uyusun!
Kapıdan çıkmadan baklayı ağzından kaçırır diye düşünmüştüm, ama annemde tık yoktu. Kaptığı gibi beni attı kendini sokağa, tek kelime etmeden. Sokaktan çıkıp Eski Reci Caddesi kaldırımlarında yürümeye başladık. Ama çarşıya doğru gitmiyorduk, istikamet tersti biraz. Meraklanmak hakkımdı, meraklandım, hem de çok!
Ara sokaklardan Çark Caddesi’ne çıktığımızda kafamdaki soru işaretleri iyice artmıştı. Evden ayrıldığımızdan bu yana hiçbir soruma cevap da vermemişti. Nereye götürüyordu annem beni?
Caddedeki dükkanlara bakmak daha ilginç gelmiş olacak ki, bir noktadan sonra sormayı da bırakmıştım. Annemin elini sıkı sıkıya tutmuş yürüyor, ‘o anlar’ın keyfini çıkarıyordum. Okumaya devam et

ARA

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , ,

İLKOKUL dört ya da beşteydim, yani 10-11 yaşlarında. Çocukluk çağım tüm hızıyla, olanca görkemiyle devam ediyordu. Arkadaşlarımla birlikte, Adapazarı’nın çıkmaz sokaklarından birinde oturuyor olmanın avantajlarını allahın her günü kullanıyorduk. Toprak zeminli sokağın araç girişine kapalı, ‘Ara’ dediğimiz bir bölümünü, saatlerce uğraşarak şehrin caddeleri haline getirip telli arabalarımızla turlamak en büyük eğlencemizdi. Bilirsiniz işte, plastik bir arabaya tel geçirip sokakları arşınladığınız türden! İleride arar mıydım bu yılları? Muhtemelen… Kim aramazdı ki? Kim aramadı ki?
O gün de hedefimiz aynıydı: ‘Ara’da telli araba eğlencesi. Vakit kaybetmeden benle aynı yaşlardaki arkadaşlarımla işe giriştik. ‘Ara’yı toz toprak içinde ince ince çalışıp yollarla donatmaya başladık. En güzeli bu oluyordu sanki!
Sokakta yaşıtlarım olmasına ve onlarla birçok ‘çocukça’ oyunu paylaşmama rağmen, en yakın arkadaşlarım benden birkaç yaş büyüktü: Üst katımızda oturan ev sahibimiz Faik Amca’nın ‘fırlama’ oğulları Atilla ve Sadık, bir de mahallenin muhtarı Yaşar Amca’nın ‘uslu’ oğlu Coşkun. Onlar ortaokulda olduğu için telli araba işine pek girmiyorlardı tabii. Kanları bizden farklı kaynıyordu! Okumaya devam et

KARANLIKLAR PRENSİ

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , ,

KARANLIKTI… Haliyle… Sinemadaydım çünkü… Ama bugünkü karanlıkta başka bir şey vardı sanki. John Carpenter’ın “Sis”indeki (The Fog) denizciler çıkıp gelecek gibiydi. Böyle düşününce biraz da irkilticiydi tabii. Ve çoğu zaman olduğu gibi, üç beş kişiydik salonda. Film başlamamıştı henüz. Diğerlerine bakmayı denedim, yaşadığım tedirginliği onlar da hissediyor mu, görmek istedim. İfadelerini seçmek imkansızdı o karanlıkta.
Filmin başlaması geciktikçe, ruhumu teslim alan karanlığın hakimiyeti artıyordu. Bir şeyler olacaktı, ama ne olacağını tahmin bile edemiyordum. Bu durum, hissettiğim parçalanmayı daha da kritik hale getiriyordu.
Oturduğum koltuğa yapışmış, tek kelime edemeden bekliyordum. Kalp atışımın hızını kontrol etmek şöyle dursun, bedenimin herhangi bir parçasına hakim olmaktan acizdim. Bir süre sonra darmadağın olup toz bulutuna dönüşecek gibiydim. Bir güç tarafından içten içe kırılıp dökülüyordum sanki.
“Panik ataktır o!” dediğinizi duyar gibiyim. Olabilir, ama hikayenin devamını okumadan herhangi bir yargıya varmayın bence…
Neyse… Karanlığın içinde debelenme serüvenime devam edeyim ben. Okumaya devam et

CENNET SİNEMASI

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

HAFTA içi günlerin çoğunda olduğu gibi, Uğur’la 9.45’te metroda buluşacaktık, buluştuk da. Tabii ki ben gene beş dakikalık bir gecikmeyle perona varabildim. Uğur oturmuş bekliyordu beni, arka arkaya iki trenin kaçıp gitmesini izlerken birkaç küfür de sallamıştı bana muhtemelen. Neyse ki bu küfürler ‘iyi niyet taşları’yla döşenmişlerdi, zararsızlardı anlayacağınız. Daha doğrusu, bir kulaktan girip öbür kulaktan çıkan cinstendi!
“İki sinema yazarı sabahın 9.45’inde neden metroda buluşuyor ki?” diye bir soru gelebilir aklınıza. Ben de her şeyden haberdarmışsınız gibi konuşuyorum sizle! Haksızlık ettiğimin farkındayım, affola!
Açıklayayım… Derdimiz basın gösterimleri… Sabahın 10.30’undaki (bir zamanlar 10’du bu saat) ön gösterimlere katılarak mesleğimizi daha iyi icra edebilmeye çalışıyoruz. Kimi zaman ‘boşa harcanmış zaman’ olabilen bu gösterimler, bazı durumlardaysa yedinci sanat adına ‘çok özel’ anlar bahşediyor bize.
Açıklamam yeterli geldiyse, o gün nasıl bir ‘serüven’ yaşadığımıza geçeyim artık…
Sokağa açılan sinemalarda büyümüş bir kuşak olarak, alışveriş merkezlerine tıkılmaktan hazzetmediğimiz bir gerçek. “Muppet Show”daki Statler ve Waldorf gibiydik bu konuda, tam anlamıyla iki huysuz ihtiyar. Uğur’un benden bir tık daha ‘huysuz’ olduğunu da kabul edelim ama!
Neyse ki o günkü gösterim, kapısı -tam olarak değilse de- sokağa açılan ender salonlardan Beyoğlu Sineması’ndaydı. Ha kapandı ha kapanacak diye yılları arkasında bırakan Beyoğlu Sineması’nda.
Sütiş’teki geleneksel kahvaltımızın ardından salona doğru yürümeye başladık. İstiklal Caddesi’ni onca yılda binlerce kez arşınlamışık, bir kez daha rotamız aynıydı. Rotamız aynıydı da, yıllar içinde güzergahtaki ‘manzara’ epeyce değişmişti.
Sinema Günleri zamanında, her ikimiz de birer üniversite öğrencisiyken ‘rahmetli’ Emek Sineması’nın yanındaki ‘rahmetli’ Han Cafe’de tanışmıştık. 30 yılı aşan dostluğumuz süresince, İstiklal Caddesi’nin ‘değişmekten usanmayan’ taşları ve büyük çoğunluğu ‘rahmetli’ olmuş mekanları üzerinde bıraktığımız izler, hatıralar denizindeki yerlerini korusalar da bizler gibi yavaş yavaş siliniyorlardı. Tedavülden kalkmasına ramak kalmış bir kuşağın çocuklarıydık artık!
Zamana direnmenin anlamı yoktu, biliyorduk bunu, ama ‘gelişip güzelleşmek’ten ziyade ‘geril(ey)ip çirkinleşen’ manzaraya karşı ‘nostaljik’ refleksler sergilememiz de kaçınılmazdı. Umutla emekleyen, yürüyen, koşan çocukların elinden çalınanların haddi hesabı yoktu.
Sütiş’ten çıkıp İstiklal Caddesi’ne doğru yaptığımız yürüyüşler, son zamanlarda hep bu hissiyatla başlıyordu, gene öyle oldu. Salladığımız küfürlerin burada yeri yok, sıkça sarf edildiklerini bilin yeter!
Yürüyüşün ilk durakları, Fitaş ve Dünya sinemaları oldu. Bir de Fitaş Cep vardı tabii. Fitaş’ta Bernardo Bertolucci’nin “Son İmparator”u (The Last Emperor), Dünya’da Ömer Kavur’un “Gece Yolculuğu” oynuyordu. “Son İmparator” için Taksim Meydanı’na kadar uzanan bir bilet kuyruğu gözümüze çarptı. Dokuz Oscar’lı film gelmişti caddeye, kaçmazdı! Okumaya devam et

UTANÇ

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

DEDİ… Haklı olarak soruyorsunuz, “Ne dedi?” diye, ama ben de hatırlamıyorum, belki de hatırlamak istemiyorum. Tek hatırladığım, bir cümle oluşturacak kadar kelimenin ağzından çıkıp ortaya saçıldığı… Ve tabii şunu da hatırlıyorum: O cümle yüzümü kavurucu bir alev gibi yalayıp geçti, yakıp kül etmesine ramak kalmıştı. Şimdi nefes alıp size bu hikayeyi anlatabiliyorsam, her şeyi o ‘ıskalama’ya borçluyum demektir…
Güzel bir uyku çekmiş, zımba gibi uyanmıştım. Günü kucaklamak için hazırdım. O bana nasıl davranacaktı bilmiyordum, ama bu ‘enerji’yi heba etmeyeceğinden emindim.
(Hikayenin ev kısmını hızlıca atlayalım isterseniz, ilginç bir şey yok çünkü. Kederli bir şey yaşanmadı; hep neşe, hep kahkaha, hep iyilik/güzellik…)
O gün film izlemek gibi bir niyetim yoktu. Film konusunda akşamdan kalmaydım. Ermanno Olmi’nin “İş”iyle (Il Posto) Ingmar Bergman’ın “Utanç”ını (Skammen) arka arkaya izlemiş, iki günlük şaheser kotamı doldurmuştum. Sandro Panseri ile Loredana Detto ve Max von Sydow ile Liv Ullmann arasındaki farklı tonlardaki aşklarla hemhal olurken, iki ustanın aksettirdiği ‘zamansızlık’ duygusunu da cebime yerleştirmiştim. Havada karada ölüm yoktu benim için anlayacağınız!
Sokakları arşınlayarak ‘aylak adamlık’ yapmaktı hedefim. ‘Sinemadan çıkmış insan’ı da oynamak istemiyordum ama… Okumaya devam et

MASKE

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , ,

FİLM bittiğinden beri oturduğum koltuktan kalkmamış, kalkamamıştım. Beynimi kemiren düşünce yığınından kurtulamıyordum bir türlü. Bir yandan, hayatımın bütün evrelerinde yakama yapışan konforu arkada bırakmak istiyor, öte yandan da belirsizliğin sinsiliğinden korkuyordum. Yaman bir çelişki yaşıyordum; durduğum yer itibarıyla suratıma tükürme noktasına geldiğim halde, korunaklı hayatımdan da vazgeçmek istemiyor gibiydim. Ne yapmak istiyordum? Daha da önemlisi, ne yapacaktım? Zor sorulardı bunlar, cevaplarını bir türlü veremediğim, belki de vermek istemediğim.
Beynimi pelteye çeviren yoğun düşünce trafiği, terden sırılsıklam etmişti beni; gözüme dolan ter damlalarından önümü göremez hale gelmiştim. Sıkı sıkıya yapıştığım koltuktan kalkmalıydım artık, kafamı dağıtacak bir şeylere ihtiyacım vardı. Okumaya devam et

HAYAT AĞACI

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , ,

ECNEBİ filmlerin memlekete epeyce gecikmeli geldiği yıllar… Bizim hikayemizse tam olarak 1981’de vuku buluyor. Lise 1 öğrencisi Murat’ın gezegendeki ‘sıra dışı’ günlerinden birinde. Hormonlarının coştuğu, bendini çiğneyip aştığı vakitler anlayacağınız!
“Grease” de memlekete geç gelen filmlerden. Birçoğunun halini düşünürsek çok da geç değil aslında, sadece üç yıl!
Gazetelerde, dergilerde allandıra balllandıra anlatılan bu ‘gençlik filmi’ni izlemeden olmaz tabii… Genciz biz de, kanımız kaynıyor. Tam da bu filmin kaymağını yiyecek kitle!
Bu tür şeyler için organize olmak kolay lisede, yetişkinlerin karar verme tembelliğinden eser yok. Hemen karar verip gideceğimiz günü belirledik. Gün dediğim, bir hafta sonrası falan değil, ertesi gün! Okumaya devam et

ÇIĞLIKLAR VE FISILTILAR

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1998 sonu ya da 1999 başı, net bir şey söyleyip sizi de yanıltmayayım… 30’lu yaşlarımın başı, ondan eminim! Ankara’da servis şoförü olarak yaptığım askerliğimin de en civcivli dönemi, terhise neredeyse bir yıl var… Sinemayla yaşadığım yoğun ilişki de hesaba katıldığında, askerliği bu kentte yapmak bir şanstı benim için. Her hafta sonu çarşı iznimde bir ya da iki film izleyerek açığı kapatmaya çalışıyordum. Tunalı’daki Gezici Festival ofisi de üs gibiydi, oraya uğrayıp Başak’la hoşbeş ederek güne başlamanın keyfine doyum olmazdı. Bazı seyir serüvenlerimde o da eşlik ederdi bana, çoğu zaman beğenilerimiz uyuşmasa da…
O hafta sonu da rutinden sapmaya pek niyetim yoktu. Elime izin kağıdını alıp Cebeci’deki Harita Genel Komutanlığı’ndan çıktığımda herhangi bir ‘sapma’ olacağına dair bir işaret de çarpmadı gözüme. Her şey, herkes aynıydı.
O güne kadar yürümekle aşınmamıştı yollar, o gün de aşınmayacaktı kuşkusuz. Başladım yürümeye. Hedef, Tunalı’daki Gezici Festival ofisiydi. Başak’la buluşacaktık, bir şeyler atıştırıp filme gitmekti sonraki adımımız. Gördüğünüz gibi, ‘aynılık’tan ölüyordum adeta! Okumaya devam et

YARATIK

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , ,

ARTVİN… Kış ortası… Kar beyaza bürünmüştü bütün kent… Gezici Festival’in daveti üzerine buradaydım. Kalabalık sayılabilecek festival konukları arasında sinema yazarı arkadaşlarım da vardı. Olmaları bir şey değil de, sınırlı bütçe nedeniyle oda paylaşmak zorundaydık. Aslında daha önce birçok yazar arkadaşımla çeşitli festivallerde oda paylaşmıştım, büyük dert değildi anlayacağınız. Kader bu ya, o festivaldeki oda arkadaşım Murat Erşahin olmuştu, benim dilimle ifade edersek ‘Terş’…
Odaya ilk giren ben oldum. Eski otelin küçük odasında güzelce bir ebeveyn yatağı, bir de ne olduğunu pek anlayamadığım küçücük bir yatak vardı. Yayları yıpranmış, çökmüştü. Handiyse bir ‘kara delik’ gibiydi bu nesne.
Büyük yatağa boylu boyunca uzandım, yolculuk hırpalamıştı. Biraz kestirmek iyi gelebilirdi. Tam dalmak üzereydim ki Terş girdi içeri, elinde kolunda bavullar ve çantalarla, nefes nefese. Utanarak söylüyorum, benim bavulumu da o getirmişti.
Elindekileri küçük yatağın üzerine bırakırken, “Kardeşim, yatma planını yapalım” dedi. “Yatıyoruz işte, ben burada, sen orada” diye cevapladım, “Odaya ilk giren yatağı seçer” deme gafletinde de bulundum. Yol yorgunluğu mudur nedir, yoksa gerçekten böyle biri miydim ben, bilmiyorum, o gün ‘kötülük’ havamdaydım. Terş’in “Dönüşümlü yatarız o büyük yatakta herhalde” demesiyle iyice zıvanadan çıktım, ‘karanlığın yüreği’ne terk ettim kendimi: “Tabii ki hayır, festival bitene kadar böyle yatacağız.” Bu da bir hafta demekti! Ağzından salyalar saçan bir ‘canavar’a dönüşmüştüm. İşin kötüsü, bu durum fena halde hoşuma gitmeye başlamıştı… Okumaya devam et

SESSİZ IŞIK

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , ,

ADAPAZARI’NDA bir yazlık sinema, istasyonun karşısındaki Arzu Sineması… Annemle babamın ellerine yapışarak adım attığım esrarengiz bir dünyaydı benim için burası, her geldiğimde adeta aklımı uçuran. Öyle Amerikan filmlerindeki gibi ‘arabalı’ falan değil tabii; yüksek duvarlarla çevrilmiş bir alan, film gösterimi için bir tarafı devasa boyutlarda yükseltilmiş. Haliyle bembeyaz badanayı yemiş o yüksek duvar, ama yazın ilerleyen günlerinde filmlere eşlik eden lekelere bulanmış olması da şanından! Tahta sandalyelerde gazoz içip çekirdek içleyerek film izlenen ve tabii fosur fosur sigara da içilen bu atmosferde küçük bir çocuk olmanın avantajlarını tahmin edersiniz. Uzun uzun anlatmaya gerek yok, ama en güzelini söyleyeyim: Film izlerken annemle babamın kucağına uzanıp şekerleme yapmak. Tarifi yok o enfes uykunun! Artık herhangi bir şekilde yaşanamayacak olması da içimi acıtmıyor değil…
Beş ya da altı yaşındayım… Yazlık Arzu Sineması’ndayız gene. Bunu duyan da zırt pırt sinemaya gidiyoruz zannedecek! İyisi mi, kendimizi ‘şanslı’ hissettiğimiz akşamlardan biriydi deyip yanlış anlamaların önüne geçeyim… Alain Delon ve Jean-Paul Belmondo’lu bir film olduğunu biliyorum da, hangisiydi emin değilim, “Borsalino” olabilir. O olsun lütfen! Okumaya devam et

SİRENLER

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , ,

KAVURUCU yaz ayları her daim şenlikli geçerdi çocukluğumda. Bizimkiler, okul kapandıktan sonra, hele ki takdir de almışsam, ‘tatil’ için (o vakitler İstanbul’un ilçesi olan) Yalova’nın Soğucak köyündeki babaannemin yanına gönderirlerdi beni. Bilmiyorum, belki de postalıyorlardı oğullarını, bir süreliğine de olsa rahat nefes alabilmek için! Neyse, amaç önemli değil, keyfim yerindeydi benim. Kuzenler Ahmet ve Ali de orada olurdu yaz aylarında; vur patlasın çal oynasın anlayacağınız. Elma kasalarından arabalarımızla köyün tepesinden Yalova-Bursa yoluna kadar yarışmak mı istersiniz, köye misafir gelen kızlarla çocukça flörtleşmeler mi istersiniz, anayolu gören ‘Tepe’ dediğimiz yere çıkıp yoldan geçen Renault ve Murat marka arabaları saymak mı istersiniz, sınırsız yeşilliğin içinde uzun ‘keşif’ gezilerine çıkmak mı istersiniz, Yalova’ya inip denizde (ve denizle) coşmak mı istersiniz, bir çocuğun isteyebileceği her şey vardı o yaz aylarında…
Evvel zaman içinde bir yaz günü, kuzenler Ahmet ve Ali’yle Yalova’ya inmeye karar verdik, daha önce de defalarca yaptığımız gibi. Aslında amaç Araştırma’nın plajına gidip denize girmekti, ama Yalova’ya varınca kanımız kaynamaya başladı. Yaşlarımız 12-13 civarı, yani ‘kan kaynaması’ çok normal! Kaynayıp da ne olacak, olacağı şu, sinemaya gidip film izleyeceğiz. Ama ne izleyecektik? Okumaya devam et

KOKU

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1983… Liseden yeni mezun olmuş, 17 yıllık Adapazarı serüvenimi geride bırakmıştım. Artık ‘kocaman’ bir üniversite öğrencisiydim, taşı toprağı altın şehir İstanbul’da. Marmara Üniversitesi Basın-Yayın Yüksek Okulu’ydu ilk durağım. Ne yalan söyleyeyim, binaya baktığımda liseden pek farkını görememiştim! Dert değildi tabii, çünkü seve isteye gelmiştim bu okula, ‘gazeteci’ olmak istiyordum. Olabilecek miydim, o kuşkuluydu işte. Oldum mu, sanmam!
Adapazarı’ndan okul arkadaşım Yüksel de Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü kazanmış, sallana yuvarlana okumaya çalışıyordu. Bende olduğu gibi, onun da üniversite hayatı sekteye uğradı sonraki yıllarda. Bizi birleştiren temel şey ‘okul bitirememek’ değildi tabii. Önce müzik, ardından da sinema yakınlaştırmıştı ikimizi. Aynı dilden konuşabildiğin insan sayısının bir elin parmaklarını geçmediği bir yerde, özellikle müzik konuşmak için bir ‘nimet’ti Yüksel. Hele ki ‘uzaylı’ gibi davranılıyorsa size… Okumaya devam et

ÖZEL BİR GÜN

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , ,

O günü diğerlerinden ayıran ‘özel’ bir şey yok gibiydi. Güneş her zamanki açıdan dalmıştı şehrin kalbine ve giderek yükseliyordu. Yükseldikçe, çıkmaz sokakları başkalaştıran ‘gölgelerin dansı’nı da sahnelere davet ediyor, kaosla kendini tarif eden İstanbul’un ruhunu ‘temizlenmez’ parantezine alıyordu. Evet, o günü diğer günlerden ayıran ‘özel’ bir şey yok gibiydi.
Şehir kadar ‘sıradan’ bir gün bekliyordu beni de. Ya da öyle sanıyordum. Sabah kalktığımda günü nasıl bitireceğimden bihaber esnerken, çalışma masamın üzerindeki Sinema Günleri biletleri takıldı gözüme. “Bir dört seanslık koşuşturma daha, yorulmadın mı oğlum?” diye mırıldandım, ev arkadaşlarım uykularının keyfini çıkarırken. Hazırlanıp çıkmak için on beş dakikam vardı; rutini sektirmeden hızlıca toparlandım ve kapıyı vurup çıktım. Sinema sevdasıyla randevuma gecikemezdim.
Okumaya devam et

BEDEN VE RUH (Teströl és Lélekröl / On Body and Soul)

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , ,


Not: 8/10
2017 Macaristan, 116 dk.
Yönetmen: Ildikó Enyedi
Oyuncular: Géza Morcsányi, Alexandra Borbély, Zoltán Schneider, Ervin Nagy, Tamás Jordán, Zsuzsa Járó, Réka Tenki, Júlia Nyakó, Itala Békés

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Benny ve Joon / Benny & Joon (1993)
Yönetmen: Jeremiah Chechik

ILDIKÓ Enyedi’yi uzun yıllar önce İstanbul Film Festivali sayesinde keşfetmiş, ilk filmi “20. Yüzyılım Benim”le (Az Én XX. Századom) ‘değerli’ işaretler verdiğini tespit etme şansına kavuşmuştuk. Aradan neredeyse 30 yıl geçti, biz yaş alırken o da beklemedi ve ‘hayat tecrübesi’ denen elekten geçirdiği sinemasına sağlam tuğlalar koymaya devam etti. 1999’dan bu yana ‘sessizlik yemini’ etmiş gibiydi, ama Berlin’de Altı Ayı’ya uzandığı son filmi “Beden Ve Ruh”la (Teströl És Lélekröl) sessizliğin bünyeyi zorladığının farkına vardığını belgeleyen bir şahesere imza attı, yazıp yöneterek. Çok iyi yaptı, çünkü hikayedeki âşıkların rotasına baktığımızda, ‘yeganelik’ fışkıran bir bütünün içine daldığımızı gördük, bizi iyileştiren, yenileyen… Okumaya devam et

AMOK KOŞUCUSU (Stefan Zweig)

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , ,

stefanzweig
Stefan Zweig

Stefan Zweig’ın 1922 tarihli novellası ‘Amok Koşucusu’, handiyse ‘feminist’ bir metnin çıkmaz sokaklarına hapsediyor bizi, keder ve coşkuyu aynı paragrafların içine sıkıştırarak.

STEFAN Zweig’ın ‘tutku’sunu okumak, cümlelerinin arasına sıkışmış ‘özgür ruh’u açığa çıkarıp kendi ruhumuza yapıştırmak biraz da. Boyutları belirsiz bir küpte mahsur kalmanın klostrofobisinden kaçmak ne kadar zorsa, Zweig’ın metinlerindeki ‘tutku’ya kapılıp sürüklenmeden sıyrılmak da bir o kadar zor. Yağlı direğin üzerinde denize doğru koşan yarışmacı gibi, kaç adım atacağınızı bilemeden yürüyorsunuz onun yarattığı atmosferlerde, en nihayetinde düşeceğinizden emin bir şekilde. Önemli olansa düşerken alacağınız hasar; ne kadar ‘ağır’ olursa tahribat, sizin için o kadar iyi, o kadar ‘parlak’. Zweig’ın ‘hafif’ olduğunu söyleyenlere ise bir çift lafımız bile yok, onları kendi cehennemleriyle baş başa bırakmak en iyisi, en güzeli…
Yazarın 1922 tarihli novellası ‘Amok Koşucusu’ (Der Amokläufer), bahsettiğimiz ‘tutku’nun üzerimizde oluşturduğu baskıyı, önüne geçilmez baş dönmesini en iyi yansıtan metinlerden biri. 60 sayfalık bu ‘küçük’ şaheser, bir erkek ve bir kadın hikâyesi anlatıyor belki, ama geniş perspektifte ‘bir’ olmanın resmi gibi adeta. Okumaya devam et

GECE HAYVANLARI (Nocturnal Animals)

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , ,


Not: 9/10
2016 ABD, 116 dk.
Yönetmen: Tom Ford
Oyuncular: Amy Adams, Jake Gyllenhaal, Michael Shannon, Aaron Taylor-Johnson, Isla Fisher, Ellie Bamber, Armie Hammer, Karl Glusman, Robert Aramayo, Laura Linney, Andrea Riseborough, Michael Sheen

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Penceredeki Kadın / La Femme d’à Côté (1981)
Yönetmen: François Truffaut

TOM Ford’u ilk filmi “Tek Başına Bir Adam”dan (A Single Man) beri yana yakıla bekliyorduk, beklediğimize de değdi! Ve gene bir uyarlamayla karşımıza çıktı yönetmen. Austin Wright’ın eserinden uyarladığı “Gece Hayvanları”yla (Nocturnal Animals), ‘ilişkiler tarihi’nin temeline barut döşeyen kavramların başında gelen ‘intikam’la haşır neşir olmayı seçmişti bu kez. Hem de ne haşır neşir olma!
“Gece Hayvanları”, iki ayrı (‘ayrı’ yanlış kelime ama doğrusu yok!) hikayeyi harmanlayıp önümüze koyan ve buradan izleyeni ‘dağıtan’ bir sonuç çıkaran, ‘artçıl sarsıntıları’ bol bir film. Tom Ford’un “Tek Başına Bir Adam”da sergilediği yönetmenlik becerisinin bu filmde biraz daha çeşitlendiğini, zenginleştiğini, uzak deryalara açıldığını da baştan söyleyelim. Yönetmen, ilişkilerin baharını ve kışını gösterdiği bu çalışmasında, en nihayetinde ‘kara kış’a kadar uzanan bir hikaye anlatımına kucak açıyor. Bu resim, ona sunulan malzemeyi nasıl kullandığı ve nerelere çektiğiyle de ilgili biraz. Okumaya devam et

DÜNYAYA DÜŞEN ADAM (The Man Who Fell to Earth)

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , ,


Not: 9/10
1976 İngiltere, 139 (119) dk.
Yönetmen: Nicolas Roeg
Oyuncular: David Bowie, Rip Torn, Candy Clark, Buck Henry, Bernie Casey, Jackson D. Kane

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Yıldız Adam / Starman (1984)
Yönetmen: John Carpenter

WALTER Tevis’in 1963’te, yani henüz yazar 35 yaşındayken yayımlanan romanı “Dünyaya Düşen Adam”ın (The Man Who Fell To Earth) bizi buralara kadar getireceğini kim tahmin edebilirdi ki! Türkiye’deki 2014 tarihli baskısının kapağındaki David Bowie’nin Thomas Jerome Newton performansıyla akıllara kazınan 1976 yapımı Nicolas Roeg başyapıtı, 50 yılı aşkın bir süre önce yazılan bu metni ölümsüzleştiren en temel eser kuşkusuz. Bilimkurgusal altyapısını dramatik derinlikle de destekleyen, vaktiyle bir tür Soğuk Savaş alegorisi olarak da değerlendirilen roman, filmle bambaşka bir boyuta sıçramayı da başarmıştı. Robert Wise’ın “Uçan Dairenin Esrarı”yla (The Day The Earth Stood Still) mükemmel bir şekilde açtığı kanalı iyice genişleten film, bir uzaylı aracılığıyla insanoğlunu sanık sandalyesine oturturken, öte yandan da bir aşk hikayesinin gelgitlerine hapsediyordu bizi. Okumaya devam et

BEYAZ GECELER (Le Notti Bianche / White Nights)

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , ,


Not: 10/10
1957 İtalya-Fransa, 97 dk.
Yönetmen: Luchino Visconti
Oyuncular: Maria Schell, Marcello Mastroianni, Jean Marais, Marcella Rovena

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Düş Avcısı / Quatre Nuits d’un Rêveur (1971)
Yönetmen: Robert Bresson

EVET, Dostoyevski’nin ‘roman’la anıldığı ve neredeyse bu disipline adını verecek oranda özdeşleştiği doğru, ama yazarın hikâyelerinin de an az romanları kadar ‘boyutlar ötesi’ olduğu gerçeği de bir yerde duruyor. ‘Büyük’ romanlarını henüz yazmadığı ilk dönemlerindeki hikâyeleriyse, onun sonraki yıllarına damgasını vuracak ‘çatışma’yı net biçimde gösteriyor bizlere. ‘Vicdan’ı merkeze oturttuğu anlatısını geliştirme konusunda büyük önem arz ediyor bu hikâyeler.
Dostoyevski’nin 1848 tarihli hikâyesi ‘Beyaz Geceler’, tüm bu hikâyeler arasında ‘damar’ı tam göbeğinden bulanı olarak dikkat çekiyor. Kendini ‘hayalperest’ olarak tanımlayan ve hikâyeyi onun ağzından dinlediğimiz ‘isimsiz’ bir kahramanla, aşkı ruhunun her bir hücresinde yaşamasına rağmen kafa karışıklığının önüne geçemeyen Nastenka’nın dört gecelik serüvenine odaklanıyor bu ‘küçük’ edebiyat şaheseri. Okumaya devam et

MEÇHUL KADININ MEKTUPLARI (Letter from an Unknown Woman)

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , ,


Not: 9/10
1948 ABD, 86 dk.
Yönetmen: Max Ophüls
Oyuncular: Joan Fontaine, Louis Jourdan, Mady Christians, Marcel Journet, Art Smith, Carol Yorke, Howard Freeman, John Good

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Bir Kadın Bir Erkek / Un Homme et une Femme (1966)
Yönetmen: Claude Lelouch

İNGİLİZLERİN ‘hafif’ buldukları için pek önemsemedikleri Stefan Zweig, 20. yüzyılın başlarında verdiği ürünlerle edebiyat dünyasının ‘kilit’ karakterleri arasına girmeyi başarmış bir yazar, bunu tartışmaya gerek yok. İngilizlerin (hepsi değil tabii) fikirlerinin bu noktada önem arz etmediğini de belirtelim. Avusturya’nın kalbi Viyana’dan çıkan yazarın, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında her açıdan bir ‘geçiş dönemi’ yaşayan Avrupa’nın ete kemiğe (ve ruha) bürünmüş hali olduğunu da söyleyebiliriz. Hümanist yaklaşımıyla insanın özüne inen ve oradan mükemmel ruhbilimsel tespitler çıkaran Zweig, karakterlerinin içine bakabilmeyi kolaylaştıran stiliyle de durduğu yeri hak eden bir yazınsal serüvenin sahibi.
Zweig’ın 1922 tarihli uzun hikâyesi ‘Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’ (Brief Einer Unbekannten) ise, ‘aşk’ kavramının tanımının yeniden yapılmasına vesile olmuş bir eser. Bu hikâye, ‘karşılıksız aşk’ın yakıp yıkıcılığını önümüze koyarken, bir yandan da okuru içine çekip eriten bir atmosfer sunar. Yalnızca 55 sayfalık bir hacimle ‘ölümsüz bir aşk hikâyesi’ formuna tutunan Zweig, örneğin Tolstoy’un devasa romanı ‘Anna Karenina’ kadar yoğunlaştırıp derinleştirebilir metnini, ki asıl zorluk da buradadır sanki. Hikâyenin ‘sıkıştırılmış’ dünyasını, olsa olsa Thomas Mann’ın ‘Venedik’te Ölüm’üyle karşılaştırabiliriz; oradaki mükemmelliğe yaklaşır Zweig burada ve okuru 55 sayfaya hapsetmeyi başarır. Okumaya devam et

ETKİ ALTINDA BİR KADIN (A Woman Under the Influence)

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , ,


Not: 10/10
1974 ABD, 155 dk.
Yönetmen: John Cassavetes
Oyuncular: Gena Rowlands, Peter Falk, Fred Draper, Lady Rowlands, Katherine Cassavetes, Matthew Labyorteaux, Matthew Cassel, Christina Grisanti

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
O Çok Sevimli / She’s So Lovely (1997)
Yönetmen: Nick Cassavetes

DELİLİK nerede başlar, nerede biter? Kime ‘deli’ denir, kime ‘zırdeli’? Deli olup olmadığına kim karar verir (verebilir)? İşine geldiğinde ‘normal’, işine gelmediğinde ‘deli’ diyebilir misin birine? ‘Farklı’ olanı delilikle itham edebilir misin?
Tüm bu ‘delice’ soruları, ötekileştirmeyi giderek daha da ‘kolaylaştıran’ insanlığa soruyoruz kuşkusuz. Normalleşmeyi bir bok sanıp, bütün doğruları onun etrafında şekillendirmeyi alışkanlık haline getiren insanlık, ‘rahatsız edici’ buluyor farklılığı, yaklaştırmıyor kendine çoğu zaman. ‘Sirk efekti’ne alan açmıyor hayatında, ‘düzen dışı’ olanla irtibata geçmeyi reddediyor. Okumaya devam et

NEFRET (Le Mépris / Contempt)

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , ,


Not: 8/10
1963 Fransa-İtalya, 103 (82) dk.
Yönetmen: Jean-Luc Godard
Oyuncular: Brigitte Bardot, Michel Piccoli, Jack Palance, Fritz Lang, Giorgia Moll

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Ve Allah Kadını Yarattı / Et Dieu… Créa la Femme (1956)
Yönetmen: Roger Vadim

FAŞİZME karşı açtığı bayrakla İtalya’nın kahramanlarından biri haline gelen Alberto Moravia, 1920’lerden 1990’daki ölümüne kadar aralıksız çalışıp birçok önemli eser ortaya koyarak 20. yüzyıl edebiyatının belirleyici figürleri arasındaki haklı yerini almıştır. Yazar, orta sınıf ahlâkını hedef alan metinleriyle dikkat çekerken, çoğunlukla bu sınıfın içinden çıkardığı hikâyelerle eleştirel bir ton yakalamayı da başarır. Bu sınıfın, mutluluğu kovalarken tutundukları enstrümanların beyhudeliğine vurgu yapar sıklıkla ve onları mutsuzluğa mahkûm eder adeta. Özellikle evlilik kurumu üzerinden yüklenir onlara, hayatla kurdukları ilişkinin ‘sakatlık’ını öne çıkarır böylece. Moravia’nın dinle de problemli bir ilişki içinde olması, ‘düzen’le kaçınılmaz bir didişmeye de götürür her metninde onu. 2. Dünya Savaşı sonrasının gözde akımlarından Yeni Gerçekçilik’in de öncü isimlerinden biri olan yazar, karakterlerine karşı gösterdiği ‘acımasız gerçekçi’ yaklaşımla da taviz vermeyen tavrını netleştirir. Okumaya devam et

VENEDİK’TE ÖLÜM (Morte a Venezia / Death in Venice)

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , ,


Not: 9/10
1971 İtalya-Fransa, 130 dk.
Yönetmen: Luchino Visconti
Oyuncular: Dirk Bogarde, Björn Andrésen, Marisa Berenson, Silvana Mangano, Romolo Valli, Nora Ricci, Carole André, Mark Burns

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Leopar / Il Gattopardo (1963)
Yönetmen: Luchino Visconti

THOMAS Mann… 19. yüzyılın sonunda başlayıp 20. yüzyılın ortalarına kadar süren ‘üstün edebiyat’ serüveninde, ‘sanatın anlamı’nı psikolojiden destek alarak açıklayan büyük usta… ‘Yazar’ kavramının içini tıka basa doldurarak başkaları için neredeyse yer bırakmayan ‘edebiyat canavarı’… ‘Alman olma’nın ne anlama geldiği üzerine fikirleriyle ‘ulus’ meselesini deşifre eden, böylece Nazizmi sorgulayıcı bir sonuca ulaşan düşünür… Ve mükemmelliğiyle insanı ‘yazmaktan korkar’ hale getiren müthiş bir kalem…
İlk büyük yapıtını 1901’de ‘Buddenbrooklar: Bir Ailenin Çöküşü’ (Buddenbrooks: Verfall Einer Familie) adlı romanıyla henüz 26 yaşındayken veren Thomas Mann, erken döneminin en önemli metniniyse 1912’de ortaya koyar. ‘Venedik’te Ölüm’dür (Der Tod in Venedig) bu eser ve bir uzun hikâyedir (novella). Sanatın ve sanatçının sorumluluk alanını çizdiği kadar, olanaksız bir aşk hikâyesini de merkeze alır bu metin. Bir yandan sanatçının kendisiyle yaşadığı mücadeleyi anlatırken, mitolojik göndermelerle ‘tanrısal’ bir boyut da kazandırır metnine Thomas Mann. Virgülüne bile dokunmak istemeyeceğiniz dört dörtlük bir sonuca ulaşır yazar, mantıkla duyguları amansız bir savaşa soktuğu yapıtında. Okumaya devam et

GUGUK KUŞU (One Flew Over the Cuckoo’s Nest)

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , ,


Not: 10/10
1975 ABD, 133 dk.
Yönetmen: Milos Forman
Oyuncular: Jack Nicholson, Louise Fletcher, Will Sampson, Scatman Crothers, Brad Dourif, Danny DeVito, Christopher Lloyd

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Aklım Karıştı / Girl, Interrupted (1999)
Yönetmen: James Mangold

KENDİNİ 1950’lerin ‘Beat’ kuşağıyla 1960’ların ‘hippileri’ arasında bir yere konumlayan Ken Kesey, iki kuşağın düzenle yaşadıkları çatışmayı bünyesinde eriten bir yazar olarak kimliklenir. Henüz 27 yaşındayken yayımlanan ilk romanı ‘Guguk Kuşu’ysa (One Flew Over the Cuckoo’s Nest) yazarın tartışmasız biçimde başyapıtıdır. Kesey’nin yakın gözlemlerinden beslenerek kaleme aldığı 1962 tarihli roman, büyük başarısının ardından hemen bir yıl sonra Dale Wasserman tarafından oyunlaştırılır, Milos Forman’ın 1975 yapımı Oscar’lı beyazperde uyarlamasıysa onu bugünlere kadar taşınan bir ‘efsane’ye dönüştürür. Okumaya devam et

VESİKALI YARİM (My Prostitute Love)

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Not: 10/10
1968 Türkiye, 89 dk.
Yönetmen: Lütfi Ö. Akad
Oyuncular: Türkan Şoray, İzzet Günay, Ayfer Feray, Semih Sezerli, Aydemir Akbaş, Behcet Nacar, Selahattin İçsel, Hakkı Haktan, Aynur Akarsu, Hakkı Kıvanç

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Frantz (2016)
Yönetmen: François Ozon

ORHAN Veli, 1940’ta “Küllük” dergisinde yayımlanan şiiri “Tahattur”da (sözlük anlamı ‘hatırlama’) şöyle der: Alnımdaki bıçak yarası / Senin yüzünden; / Tabakam senin yadigârın; / “İki elin kanda olsa gel diyor” / Telgrafın; / Nasıl unuturum seni ben, / Vesikalı yârim?
Sait Faik’in 1947’de Yedigün dergisinde yayımlanan kısa hikâyesi “Menekşeli Vadi” (yazarın 1948 tarihli “Lüzumsuz Adam” kitabında da yer alır) de ‘vesikalı yâr’ kavramı üzerinden yürüyen bir yapıya sahiptir. Ailesini terk edip gönlünü pavyon kadını Seher’e kaptıran yiğit delikanlı Bayram’ın olanaksız aşkının yansımalarını anlatan bu hikâye, ‘yaşayan’ karakterlerinin damaklarda bıraktığı acı tatla akıllarda yer eder.
Bundan tam 100 yıl önce, oğul Alexandre Dumas’nın romanı “Kamelyalı Kadın” (La Dame aux Camélias) da benzer bir olanaksız aşk motifi üzerinde yapılanır. 1848’de yayımlanan bu romandan beş yıl sonra Giuseppe Verdi de ünlü “La Traviata” operasında bu romandan yola çıkıp opera tarihinin zirvelerinden birine imza atar. Dumas imzalı efsane metnin sayısız beyazperde uyarlaması da bu görünüm içindeki yerini alır, ki bunların en önemlisi de George Cukor’un 1936’da çektiği Greta Garbo’lu uyarlamadır. Benzer bir potansiyele sahip olan Thomas Hardy romanı “Jude” ve ondan uyarlanan aynı adlı Michael Winterbottom filmi de ‘yasak aşk’ın trajik sonuçlarına eğilir, ‘daha cesur’ ama ‘daha trajik’.
Daha da çoğaltabileceğimiz bu örneklerle giriş yapmamızın nedeni, Yeşilçam’ın tartışmasız en büyük yönetmeni Lütfi Akad’ın başyapıtı olarak kabul gören “Vesikalı Yarim”in yerel gibi görünen ama alabildiğine evrensel bir temaya sahip olduğunu daha sağlam verilerle donatabilme isteğimiz. Evet, Akad’ın filminde gördüklerimizi daha önce farklı disiplinlerde (ya da dillerde) okumuş ve izlemiş olabiliriz. Ama bu durum, filmin yarattığı (ya da yaratacağı) etkiyi azaltmak bir yana, daha da artırır. Hikâyenin melodramatik yapısının trajediyle örtüştüğü ‘özel durum’, filmin uyumla raks eden elemanlarının birlikteliğinden doğan elektrikle de desteklenir ve nihayetinde bir an bile ‘kopma’ riski yaşamadan ete kemiğe bürünür. Okumaya devam et

SEN

Etiketler

,

Varlığınla nefesim oldun,
Yokluğunla da…

KENDİME 20 ÖNERİ (38. İstanbul Film Festivali)

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


HIGH LIFE
2018 Almanya-Fransa-İngiltere-Polonya-ABD, 110 dk.
Yönetmen: Claire Denis

LANETLİ KUMAŞ (In Fabric)
2018 İngiltere, 118 dk.
Yönetmen: Peter Strickland

DİĞERLERİNİN SESSİZLİĞİ
(El Silencio de Otros / The Silence of Others)

2018 ABD-İspanya-Kanada-Fransa, 96 dk.
Yönetmenler: Robert Bahar, Almudena Carracedo

FAİLİ MEÇHUL (Cold Case Hammarskjöld)
2019 Danimarka-Norveç-İsveç-Belçika, 128 dk.
Yönetmen: Mads Brügger

MEMORY (Memory: The Origins of Alien)
2019 ABD, 95 dk.
Yönetmen: Alexandre O. Philippe

ODA HİZMETÇİSİ (La Camarista / The Chambermaid)
2018 Meksika, 102 dk.
Yönetmen: Lila Avilés

İSVİÇRELİ CHRIS (Chris the Swiss)
2018 İsviçre, 90 dk.
Yönetmen: Anja Kofmel

AETHER
2019 İtalya-Türkiye, 82 dk.
Yönetmen: Rûken Tekeş

ADALETSİZ (Dragged Across Concrete)
2018 Kanada-ABD, 159 dk.
Yönetmen: S. Craig Zahler

KAZI (The Dig)
2018 İngiltere-İrlanda, 97 dk.
Yönetmenler: Andy Tohill, Ryan Tohill

AĞAÇLARDAN BAHSETMEK (Talking About Trees)
2019 Fransa-Sudan-Çad, 90 dk.
Yönetmen: Suhaib Gasmelbari

YÜZLEŞME (Grâce à Dieu / By the Grace of God)
2018 Fransa-Belçika, 137 dk.
Yönetmen: François Ozon

ÜÇÜNCÜ EŞ (The Third Wife)
2018 Vietnam, 96 dk.
Yönetmen: Ash Mayfair

BU HER ŞEYİ DEĞİŞTİRİR (This Changes Everything)
2018 ABD, 97 dk.
Yönetmen: Tom Donahue

BİR GÜN (Egy Nap / One Day)
2018 Macaristan, 99 dk.
Yönetmen: Zsófia Szilágyi

RÜZGAR (The Wind)
2018 ABD, 86 dk.
Yönetmen: Emma Tammi

ÖLÜLER VE DİĞERLERİ
(Chuva é Cantoria na Aldeia dos Mortos / The Dead and the Others)

2018 Portekiz-Brezilya, 114 dk.
Yönetmenler: Renée Nader Messora, João Salaviza

MONROVIA, INDIANA
2018 ABD, 143 dk.
Yönetmen: Frederick Wiseman

NEHİR KIYISINDAKİ OTEL
(Gangbyeon Hotel / Hotel by the River)

2018 Güney Kore, 96 dk.
Yönetmen: Hong Sang-Soo

ALICE T.
2018 Fransa-Romanya-İsveç, 105 dk.
Yönetmen: Radu Muntean

 

91. AKADEMİ ÖDÜLLERİ TAHMİNLERİM

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


EN İYİ FİLM
ALIR:
Yeşil Rehber
Green Book
ALABİLİR:
Roma
ALMALI:
Vice
KAZANAN:
Yeşil Rehber

EN İYİ YÖNETMEN
ALIR:
Alfonso Cuarón
Roma
ALABİLİR:
Spike Lee
Karanlıkla Karşı Karşıya / BlacKkKlansman
ALMALI:
Alfonso Cuarón
Roma
KAZANAN:
Alfonso Cuarón
Roma

EN İYİ KADIN OYUNCU
ALIR:
Olivia Colman
Sarayın Gözdesi / The Favourite
ALABİLİR:
Glenn Close
Nobel Adayının Karısı / The Wife
ALMALI:
Olivia Colman
Sarayın Gözdesi
KAZANAN:
Olivia Colman
Sarayın Gözdesi

EN İYİ ERKEK OYUNCU
ALIR:
Christian Bale
Vice
ALABİLİR:
Rami Malek
Bohemian Rhapsody
ALMALI:
Christian Bale
Vice
KAZANAN:
Rami Malek
Bohemian Rhapsody

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU
ALIR:
Regina King
Sokağın Dili Olsa / If Beale Street Could Talk
ALABİLİR:
Rachel Weisz
Sarayın Gözdesi
ALMALI:
Rachel Weisz
Sarayın Gözdesi
KAZANAN:

Regina King
Sokağın Dili Olsa

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU
ALIR:
Mahershala Ali
Yaşel Rehber
ALABİLİR:
Richard E. Grant
Beni Affedebilir misin? / Can You Ever Forgive Me?
ALMALI:
Sam Rockwell
Vice
KAZANAN:
Mahershala Ali
Yaşel Rehber

EN İYİ ÖZGÜN SENARYO
ALIR:
Nick Vallelonga, Brian Hayes Currie, Peter Farrelly
Yeşil Rehber
ALABİLİR:
Paul Schrader
First Reformed
ALMALI:
Adam McKay
Vice
KAZANAN:
Nick Vallelonga, Brian Hayes Currie, Peter Farrelly
Yeşil Rehber

EN İYİ UYARLAMA SENARYO
ALIR:
Nicole Holofcener, Jeff Whitty
Beni Affedebilir misin?
ALABİLİR:
Barry Jenkins
Sokağın Dili Olsa
ALMALI:
Barry Jenkins
Sokağın Dili Olsa
KAZANAN:
Charlie Wachtel, David Rabinowitz, Kevin Willmott, Spike Lee
Karanlıkla Karşı Karşıya

YABANCI DİLDE EN İYİ FİLM
ALIR:
Roma
ALABİLİR:
Kefernahum
Capharnaüm / Capernaum
ALMALI:
Soğuk Savaş
Zimna Wojna / Cold War
KAZANAN:
Roma

EN İYİ UZUN METRAJLI ANİMASYON
ALIR:
Örümcek-Adam: Örümcek Evreninde
Spider-Man: Into the Spider-Verse
ALABİLİR:
Köpek Adası
Isle of Dogs
ALMALI:
Köpek Adası
Isle of Dogs
KAZANAN:
Örümcek-Adam: Örümcek Evreninde

EN İYİ UZUN METRAJLI BELGESEL
ALIR:
Free Solo
ALABİLİR:
RBG
ALMALI:
Minding the Gap
KAZANAN:
Free Solo

EN İYİ KURGU
ALIR:
Hank Corwin
Vice
ALABİLİR:
John Ottman
Bohemian Rhapsody
ALMALI:
Hank Corwin
Vice
KAZANAN:
John Ottman
Bohemian Rhapsody

EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ
ALIR:
Alfonso Cuarón
Roma
ALABİLİR:
Robbie Ryan
Sarayın Gözdesi
ALMALI:
Lukasz Zal
Soğuk Savaş
KAZANAN:
Alfonso Cuarón
Roma

EN İYİ MÜZİK
ALIR:
Nicholas Britell
Sokağın Dili Olsa
ALABİLİR:
Alexandre Desplat
Köpek Adası
ALMALI:
Nicholas Britell
Sokağın Dili Olsa
KAZANAN:
Ludwig Göransson
Black Panther

EN İYİ ÖZGÜN ŞARKI
ALIR:
Lady Gaga, Mark Ronson, Anthony Rossomando, Andrew Wyatt
“Shallow” (Bir Yıldız Doğuyor / A Star Is Born)
ALABİLİR:
Sounwave, Kendrick Lamar, Anthony Tiffith, SZA
“All the Stars” (Black Panther)
ALMALI:
Marc Shaiman, Scott Wittman
“The Place Where Lost Things Go”
(Mary Poppins: Sihirli Dadı / Mary Poppins Returns)

KAZANAN:
Lady Gaga, Mark Ronson, Anthony Rossomando, Andrew Wyatt
“Shallow” (Bir Yıldız Doğuyor)

EN İYİ KOSTÜM TASARIMI
ALIR:
Sandy Powell
Sarayın Gözdesi
ALABİLİR:
Alexandra Byrne
İskoçya Kraliçesi Mary / Mary Queen of Scots
ALMALI:
Sandy Powell
Sarayın Gözdesi
KAZANAN:
Ruth E. Carter
Black Panther

EN İYİ SES MİKSAJI
ALIR:
Paul Massey, Tim Cavagin, John Casali
Bohemian Rhapsody
ALABİLİR:
Skip Lievsay, Craig Henighan, José Antonio García
Roma
ALMALI:
Jon Taylor, Frank A. Montaño, Ai-Ling Lee, Mary H. Ellis
Ay’da İlk İnsan / First Man
KAZANAN:
Paul Massey, Tim Cavagin, John Casali
Bohemian Rhapsody

EN İYİ SES KURGUSU
ALIR:
John Warhurst, Nina Hartstone
Bohemian Rhapsody
ALABİLİR:
Sergio Diaz, Skip Lievsay
Roma
ALMALI:
Ethan Van der Ryn, Erik Aadahl
Sessiz Bir Yer / A Quiet Place
KAZANAN:
John Warhurst, Nina Hartstone
Bohemian Rhapsody

EN İYİ GÖRSEL EFEKTLER
ALIR:
Dan DeLeeuw, Kelly Port, Russell Earl, Daniel Sudick
Avengers: Sonsuzluk Savaşı / Avengers: Infinity War
ALABİLİR:
Paul Lambert, Ian Hunter, Tristan Myles, J.D. Schwalm
Ay’da İlk İnsan
ALMALI:
Dan DeLeeuw, Kelly Port, Russell Earl, Daniel Sudick
Avengers: Sonsuzluk Savaşı / Avengers: Infinity War
KAZANAN:
Paul Lambert, Ian Hunter, Tristan Myles, J.D. Schwalm
Ay’da İlk İnsan

EN İYİ MAKYAJ VE SAÇ
ALIR:
Greg Cannom, Kate Biscoe, Patricia Dehaney
Vice
ALABİLİR:
Göran Lundström, Pamela Goldammer
Sınır / Gräns / Border
ALMALI:
Greg Cannom, Kate Biscoe, Patricia Dehaney
Vice
KAZANAN:
Greg Cannom, Kate Biscoe, Patricia Dehaney
Vice

EN İYİ YAPIM TASARIMI
ALIR:
Eugenio Caballero, Barbara Enriquez
Roma
ALABİLİR:
Fiona Crombie, Alice Felton
Sarayın Gözdesi
ALMALI:
Eugenio Caballero, Barbara Enriquez
Roma
KAZANAN:
Hannah Beachler, Jay Hart
Black Panther

EN İYİ KISA ANİMASYON
ALIR:
Animal Behaviour
ALABİLİR:
One Small Step
ALMALI:
Weekends
KAZANAN:
Bao

EN İYİ KISA FİLM
ALIR:
Mother / Madre
ALABİLİR:
Marguerite
ALMALI:
Skin
KAZANAN:
Skin

EN İYİ KISA BELGESEL
ALIR:
Black Sheep
ALABİLİR:
A Night at the Garden
ALMALI:
Period. End of Sentence.
KAZANAN:
Period. End of Sentence.


Christian Bale (Vice)

2018’İN EN İYİ 50 FİLMİ

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


1.
GİZEM TRENİ (Mystery Train)
1989 ABD-Japonya, 110 dk.
Yönetmen: Jim Jarmusch

2.
PHANTOM THREAD
2017 ABD-İngiltere, 130 dk.
Yönetmen: Paul Thomas Anderson

3.
MİRASÇILAR (Las Herederas / The Heiresses)
2018 Paraguay-Almanya-Uruguay-Brezilya-Norveç-Fransa, 98 dk.
Yönetmen: Marcelo Martinessi

4.
DOVLATOV
2018 Rusya-Polonya-Sırbistan, 126 dk.
Yönetmen: Aleksey German

5.
HİÇBİR ZAMAN BURADA DEĞİLDİN (You Were Never Really Here)
2017 İngiltere-Fransa-ABD, 89 dk.
Yönetmen: Lynne Ramsay

6.
BENİ ADINLA ÇAĞIR (Call Me by Your Name)
2017 İtalya-Fransa-Brezilya-ABD, 132 dk.
Yönetmen: Luca Guadagnino

7.
AHLAT AĞACI (The Wild Pear Tree)
2018 Türkiye-Makedonya-Fransa-Almanya-
Bosna Hersek-Bulgaristan-İsveç, 188 dk.

Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan

8.
YAZ (Leto / Summer)
2018 Rusya-Fransa, 126 dk.
Yönetmen: Kirill Serebrennikov

9.
ZAMA
2017 Arjantin-Brezilya-İspanya-Dominik Cumhuriyeti-Fransa-
Hollanda-Meksika-İsviçre-ABD-Portekiz-Lübnan, 115 dk.

Yönetmen: Lucrecia Martel

10.
SOĞUK SAVAŞ (Zimna Wojna / Cold War)
2018 Polonya-İngiltere-Fransa, 88 dk.
Yönetmen: Pawel Pawlikowski

11.
THE FLORIDA PROJECT
2017 ABD, 111 dk.
Yönetmen: Sean Baker

12.
ROMA
2018 Meksika-ABD, 135 dk.
Yönetmen: Alfonso Cuarón

13.
ÜÇ BILLBOARD EBBING ÇIKIŞI, MISSOURI
(Three Billboards Outside Ebbing, Missouri)

2017 İngiltere-ABD, 115 dk.
Yönetmen: Martin McDonagh

14.
KÖPEK ADASI (Isle of Dogs)
2018 Almanya-ABD, 101 dk.
Yönetmen: Wes Anderson

15.
İNGİLTERE BENİM (England Is Mine)
2017 İngiltere, 94 dk.
Yönetmen: Mark Gill

16.
BOHEMIAN RHAPSODY
2018 İngiltere-ABD, 134 dk.
Yönetmen: Bryan Singer

17.
GECE GELEN (It Comes at Night)
2017 ABD, 91 dk.
Yönetmen: Trey Edward Shults

18.
TRANSİT (Transit)
2018 Almanya-Fransa, 101 dk.
Yönetmen: Christian Petzold

19.
ŞAFAKTAN ÖNCE (A Prayer Before Dawn)
2017 İngiltere-Fransa-Çin-Kamboçya-ABD, 116 dk.
Yönetmen: Jean-Stéphane Sauvaire

20.
SUÇLU (Den Skyldige / The Guilty)
2018 Danimarka, 85 dk.
Yönetmen: Gustav Möller

21.
BEN, TONYA (I, Tonya)
2017 ABD, 120 dk.
Yönetmen: Craig Gillespie

22.
THELMA
2017 Norveç-Fransa-Danimarka-İsveç, 116 dk.
Yönetmen: Joachim Trier

23.
MUHTEŞEM KADIN (Una Mujer Fantástica / A Fantastic Woman)
2017 Şili-Almanya-İspanya-ABD, 104 dk.
Yönetmen: Sebastián Lelio

24.
SEVGİSİZ (Nelyubov / Loveless)
2017 Rusya-Fransa-Almanya-Belçika-ABD, 127 dk.
Yönetmen: Andrey Zvyagintsev

25.
THE BOOKSHOP
2017 İngiltere-İspanya-Almanya, 113 dk.
Yönetmen: Isabel Coixet

26.
WESTERN
2017 Almanya-Bulgaristan-Avusturya, 121 dk.
Yönetmen: Valeska Grisebach

27.
KARANLIKLA KARŞI KARŞIYA (BlacKkKlansman)
2018 ABD, 135 dk.
Yönetmen: Spike Lee

28.
THE POST
2017 ABD-İngiltere, 116 dk.
Yönetmen: Steven Spielberg

29.
EL ROYALE’DE ZOR ZAMANLAR (Bad Times at the El Royale)
2018 ABD, 141 dk.
Yönetmen: Drew Goddard

30.
EN KARANLIK SAAT (Darkest Hour)
2017 İngiltere-ABD, 125 dk.
Yönetmen: Joe Wright

31.
UĞUR BÖCEĞİ (Lady Bird)
2017 ABD, 94 dk.
Yönetmen: Greta Gerwig

32.
MARY SHELLEY
2017 İngiltere-Lüksemburg-ABD, 120 dk.
Yönetmen: Haifaa Al-Mansour

33.
PERVANE (The Breadwinner)
2017 İrlanda-Kanada-Lüksemburg-ABD, 94 dk.
Yönetmen: Nora Twomey

34.
ARİF V 216
2018 Türkiye, 125 dk.
Yönetmen: Kıvanç Baruönü

35.
CANAVAR (Beast)
2017 İngiltere, 107 dk.
Yönetmen: Michael Pearce

36.
MEKANLAR VE YÜZLER (Visages Villages / Faces Places)
2017 Fransa, 94 dk.
Yönetmenler: Agnès Varda, JR

37.
HAKARET (L’Insulte / The Insult)
2017 Fransa-Kıbrıs-Belçika-Lübnan-ABD, 113 dk.
Yönetmen: Ziad Doueiri

38.
KÖPEK DİŞİ (Kynodontas / Dogtooth)
2009 Yunanistan, 94 dk.
Yönetmen: Yorgos Lanthimos

39.
KAR (Snow)
2017 Türkiye, 100 dk.
Yönetmen: Emre Erdoğdu

40.
ANAOKULU ÖĞRETMENİ (The Kindergarten Teacher)
2018 ABD, 96 dk.
Yönetmen: Sara Colangelo

41.
SUYUN SESİ (The Shape of Water)
2017 ABD, 123 dk.
Yönetmen: Guillermo del Toro

42.
TAKSİM HOLD’EM
2017 Türkiye, 90 dk.
Yönetmen: Michael Önder

43.
YÜZ (Twarz / Mug)
2018 Polonya, 91 dk.
Yönetmen: Malgorzata Szumowska

44.
AY’DA İLK İNSAN (First Man)
2018 ABD-Japonya, 141 dk.
Yönetmen: Damien Chazelle

45.
DAHA (More)
2017 Türkiye, 115 dk.
Yönetmen: Onur Saylak

46.
MÜZE (Museo / Museum)
2018 Meksika, 128 dk.
Yönetmen: Alonso Ruizpalacios

47.
SON ÇIKIŞ (Siren’s Call)
2018 Türkiye, 93 dk.
Yönetmen: Ramin Matin

48.
SOFRA SIRLARI (Serial Cook)
2018 Türkiye, 103 dk.
Yönetmen: Ümit Ünal

49.
KELEBEKLER (Butterflies)
2018 Türkiye, 117 dk.
Yönetmen: Tolga Karaçelik

50.
KARANLIK SIR (Marrowbone)
2017 İspanya-ABD, 110 dk.
Yönetmen: Sergio G. Sánchez


Vicky Krieps, Daniel Day-Lewis (Phantom Thread)