Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , ,

juliannemoore
Julianne Moore

Magnolia (Manolya) ile yüreğimizi kökünden söküp alan Julianne Moore, bu ay içinde gösterime girecek olan The End of the Affair (Zor Tercih) ile de ‘acılı keyifler’ yaşatacak bizlere…

YÜZLER… Beyazperdenin ruhunu “arka bahçemize” kadar getiren yüzler… Sinema sanatının beynimize kazınmasının başlıca sorumluları olan yüzler… Tutkulu, öfkeli, ağlamsık, tedirgin, kuşkulu, mutlu, ikiyüzlü, utangaç, kırılgan, “sorunlu” yüzler… Oyuncuların yüzleri… Ve bu oyuncu yüzlerinden “günü yaşatan” kimi genç isimler; Patricia Arquette, Edward Norton, Christina Ricci, Ewan McGregor, Hilary Swank, Russell Crowe, Natalie Portman, Liv Tyler, Chloë Sevigny, Gwyneth Paltrow, Matt Damon ve hatta Kevin Spacey, Julianne Moore… Bu isimlerin ortak özelliklerinin başında beyazperdenin “alternatif” arayışı içindeki yapısına gerçek “yenilikler” getirmeleri geliyor, ardından da doğallıkla oyunculuk denen kurumun zirvelerinde dolaşmaları.
“Yeni” diye tanımladığımız bu yüzleri daha yakından tanıma olanağına kavuşacağınızı düşündüğümüz yazı dizisinin ilk ayağında, geçen aylarda Paul Thomas Anderson’ın Magnolia’sındaki (Manolya) Linda Partridge tiplemesiyle yüreğimizi kökünden söküp alan, bu ay içinde gösterime girecek olan ve aktrisin “en iyi kadın oyuncu” dalında Oscar’a aday gösterildiği Neil Jordan filmi The End of the Affair’le (Zor Tercih) de benzer etkiyi yapacağından emin olduğumuz Julianne Moore’u ele avuca sığdırmaya çalıştık…
3 Aralık 1961’de Fayetteville, Kuzey Carolina’da yargıç bir babayla sosyal hizmetlerde danışmanlık yapan bir anneden doğan Julianne Moore, sinema sanatının yüzüne aşık olduğu oyunculardan biri. Kamerayla kurduğu iletişim, sevgiliye yapılan kur kadar “sıcak” ve “çaba” gerektiriyor. Beyazperdede onu izlerken, beyin damarlarımızda herhangi bir tıkanıklığa yol açmamak için zaman zaman gözlerimizi ondan kaçırıyoruz. Bu arada geçici körlükle sonuçlanan Julianne Moore izleme çabalarına da rastlanmadı değil!
Moore’un yüzü, “anlam”ın ifadesini bulduğu ender duraklardan. Bakışlarındaki “yarım kalmışlık”, insanoğlunun yüzyıllardır neredeyse her konuda yaşadığı ikilemlerin yansıması adeta. Hüzünle desteklenmiş bu bakışlar, izlendiğinde kayıtsız kalmanın mümkün olmadığı anları da beraberinde getiriyor.
Güzellik onun için yalnızca bir “kelime”, bu kelimenin ötesinde cereyan edenlerse yaşamının ve oyunculuğunun belirleyicisi olmuşlar. “Beyaz” görüntüsünün üzerine düşen her türlü ışığı süzen ve daha parlak bir ışık kaynağı haline getiren Moore, sinema dünyasına düşen bir “süpernova” belki de. Bu “nimet”ten henüz yeterince yararlanamayan, yavaş yavaş değerini anlamaya başlayan Hollywood’un elinde “oyuncak” olmayacağından emin olduğumuz aktris, 40’a yaklaşan yaşına rağmen “oyun ve oyuncu” kavramları üzerinde daha çok dersler vereceğe benziyor…
Boston Üniversitesi’nin Sanat Okulu’ndan mezun olan Julianne Moore, yönetmen Bart Freundlich’ten olma Cal adında üç yaşında bir erkek çocuğun da annesi aynı zamanda. Bir aralar Boston’da “part-time” garsonlukla geçindiği rivayet olunan sanatçı, yaptığı iki evlilikten de boşanma yoluyla “kurtulmuş”…
Oyunculuk yaşamına 1980’lerin sonlarında kimi televizyon dizi ve filmlerinde oynayarak başlayan Moore, ilk sinema filmini 1988’de Slaughterhouse 2 adlı hiçbir kaynağa girmeyen filmle yapar. Buradaki küçük rolünün ardından Tales from the Darkside: The Movie (Korku Günleri), The Hand That Rocks the Cradle (Beşikteki El), Body of Evidence (Kanıt Vücutlar), Benny & Joon, The Fugitive (Kaçak) gibi filmlerde yine yan rollerde kamera karşısına geçip kendini kanıtlama savaşına girişir.
1993’te bir Robert Altman başyapıtı olan Short Cuts’ın (Sosyeteden İnsan Manzaraları) oyuncu kadrosuna alınması onun için bir dönüm noktası olur. Buradaki Marian Wyman karakterine yüklediği “yaşarlık”, tüm övgülerin ötesinde değerler taşımaktadır.
Ardından Louis Malle (Vanya on 42nd Street-Vanya 42. Cadde’de), Peter Yates (Roommates), Todd Haynes (Safe), Chris Columbus (Nine Months-Dokuz Ay), Richard Donner (Assassins-Suikast Çemberi), James Ivory (Surviving Picasso-Picasso ile Yaşamak), Steven Spielberg (The Lost World: Jurassic Park-Jurassic Park: Kayıp Dünya) gibi “kalburüstü” yönetmenlerle çalışma fırsatı bulur. (Belki de bu yönetmenler için bir fırsattır onunla çalışmak)
1997’de bir dönüm noktası daha gelir dayanır Moore’un filmografisine. Paul Thomas Anderson adında genç bir yönetmenin yaratıcılığın sınırlarını zorladığı Boogie Nights (Ateşli Geceler) adlı filminde bir porno yıldızına o derece inandırıcılık yüklemiştir ki, kendisi bile rolün ağırlığı altında ezilmiş, çekimlerden sonraki beyanlarında bir gün daha dayanacak hali kalmadığını itiraf etmiştir.
Artık kapı ardına kadar açılmıştır… Coen kardeşlerin The Big Lebowski’si (Büyük Lebowski) ya da Gus Van Sant’ın yeniden çevrim Psycho’su (Sapık) için ondan iyisi düşünülemez duruma gelinir. Oyuncunun zirveye tırmanmasının baş müsebbibi olan Robert Altman’ın geçen İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen son filmi Cookie’s Fortune (“Kurabiye”nin Talihi) ve bir başka müsebbib P. T. Anderson’ın Manolya’sı işin tuzu biberi olur.
Şimdi de Julianne Moore fenomenini daha da iyi açıklayacağını sandığımız Neil Jordan filmi Zor Tercih’le oyuncuyu mercek altına yatıracağız. Bu dönem filminde aşkın dört yüzlü yapısını ustaca yansıtan aktris, “kesici alet” kıvamındaki vücudunu yine alabildiğine “çarpıcı” biçimde kullanacak ve mide spazmlarına yol açacak bir gerginliğin de öncüsü olacak.
Önümüzdeki sezon içinde gösterime gireceğini umduğumuz Silence of the Lambs’in (Kuzuların Sessizliği) devamı Hannibal’sa, oyuncuyu Picasso ile Yaşamak’tan sonra bir kez daha Anthony Hopkins’le karşı karşıya getirecek. Bu filmden aldığı 3 milyon doların hakkını fazlasıyla verdiğinden emin olduğumuzu da şimdiden belirtelim.
Julianne Moore, oyunculuk kurumunun son dönemlerde yetiştirdiği ender değerlerden biri. İzlerken kendinizi “kaynar kazana atılmış bir hindi” kadar çaresiz hissediyorsunuz ve çözümü her şeyi kendi haline bırakmakta buluyorsunuz, “acılı bir keyif” içinde ölme pahasına… Bu büyük oyuncuyu takip edin, önünüze bundan sonra daha sık çıkacak ve her defasında canınızı biraz daha yakacak, emin olun!

L’Officiel dergisinin
Haziran 2000 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

Reklamlar