Etiketler

, , , , , , ,

september11

11 Eylül Salı günü yaşanan terorist saldırının görüntüleri, usta bir kurgucunun elinde bir felaket başyapıtına dönüşebilir rahatlıkla. Ama binlerce insanın ölümünü an be an yansıtan bu filmi izlerken, şimdilerde bazılarının yaptığı gibi ‘sevinç’ naraları atılmayacak kuşkusuz.

SİNOPSİS: “ABD’nin Filistin karşısında savunduğu politik söylemi protesto etmek isteyen Arap teroristler, ülkeyi yerinden oynatacak bir eylem planlarlar. Birkaç uçak kaçıran ‘kararlı’ adamlar, bu iş için yıllardır eğitilen eylemcilerdir. Uçaklardan ikisi, ABD’nin finans merkezi olan Dünya Ticaret Merkezi’nin iki dev binasına doğru yönlendirir rotalarını. Bir süre sonra Pentagon’a da bir uçak düştüğü haberi gelir. Büyük bir kaos yaşanmaktadır. Adeta savaş alanına dönmüştür New York ve Washington.
İntikam duygusuyla kameraların karşısına geçen çiçeği burnunda başkan, bu eylemlerin karşılıksız kalmayacağını, yapanların ve onları koruyup besleyenlerin cezalandırılacağını söyler.
Ertesi gün ve sonraki günlerde Amerikan ordusunun bombardıman uçakları, Filistin, Afganistan, Pakistan, İran, Irak, Sudan ve Libya üzerine binlerce bomba bırakır…
Bu olanların tek bir sonucu vardır artık: 3. Dünya Savaşı…”
Hollywood’un yıllardır ürettiği felaket senaryoları, 11 Eylül Salı günü saat 15.30 sularında yaşanan saldırının ardından sinema tarihinin tozlu yaprakları arasına karıştı. Yaşanan terorist saldırının boyutları o denli büyüktü ki, o güne kadar hiçbir senaryo yazarının imgelemine sığamamıştı böyle bir olay. Bir senaryo için milyonlarca dolar alan senaristlerin yazdığı felaket senaryoları, yaşananların yanında adeta masum birer hamle, birer göz yaşartıcı bomba gibi kalmıştı.
Dünyanın kaderini değiştirecek bir olay yaşadık 11 Eylül’de. Birçok ülkenin geleceğinde söz sahibi olabilecek bu ‘terorizm başyapıtı’, Hollywood’un teröre bakışını da değiştirecek kuşkusuz. Sinema endüstrisindeki teknolojik gelişmeye koşut olarak, filmlerde gördüğümüz patlama efektlerinin, uçak kazaları görüntülerinin ‘mükemmelleşmeye’ doğru ilerlediği günümüz sinemasında, izleyiciyi tavlama düşüncesiyle daha sık kullanıldığına tanık oluyorduk. Sinemanın bir sanat dalı olduğu gerçeğini adeta yadsıyarak çekilen filmler, insanları gerçeklerle yüz yüze getirme gibi misyonu üstlenmeyi çoğunlukla istemediler nedense. ‘Eğlence’ kavramının üzerinde gezinerek, gerçek olaylardan yola çıksalar bile, bir yandan ‘abartırken’, öte yandan da ‘traşladılar’ gerçekleri. Kısacası, -var olduğundan şüphe duyduğumuz- ruhlarını eğlenceye sattılar. 11 Eylül’deki görüntüler, birçok ‘işbilir’ yönetmenin kafasında kimi soru işaretleri yaratmıştır mutlaka…
‘Bundan sonra Hollywood’da ne tür gelişmeler olacak?’ sorusuna verilebilecek yanıtlar da var tabii ki. Özeleştiri konusunda ‘uzman’ olan Amerikan sinema endüstrisi, artık bu tür yaklaşımlardan olabildiğince uzak durmaya çalışacak, Amerikan devletinin günahlarını kısmen de olsa görmezden gelecek diye düşünüyoruz. Vietnam Savaşı, Körfez Savaşı ya da Güney Amerika’daki iç savaşlarda uygulanan yanlış politikalar, haksız saldırılar ve dökülen kanlar, birçok filmle kıyasıya eleştirilmiş, Amerikan hükümetini karşısına alabilecek, adeta lanetlenecek boyutlara ulaşmıştı bu filmlerin etkisi. Ama 11 Eylül’de yaşanan, ABD’nin kendi topraklarına, kendi insanlarına doğrudan ve toplu katliam boyutlarında yapılan bir saldırıydı. Bunun ‘doğal’ sonucu olarak, Hollywood’un da kısmen ‘yörünge’ değiştirerek biraz ‘öze dönük’, ‘kahraman Amerikalı’ imajını destekleyecek, Amerikan halkının nabzına göre şerbet verecek filmlere yöneleceğini söyleyebiliriz. Daha önce de sıklıkla karşımıza çıkan Amerikan milliyetçiliğini yücelten filmler, bundan böyle nicelik olarak katlanacak ve Amerikan hükümeti politikalarının geniş kitleler karşısında sözcülüğünü yapacak sanıyoruz. ‘Sonraki yıllarda Hollywood normale döner mi?’ diye sorarsanız, ‘Umuyoruz’ ya da ‘Keşke dönse’ demekten başka bir şey gelmez elimizden…
Son tahlilde söylenebilecek tek şey var: 11 Eylül’de yaşananların bulunduğu görüntüler, usta bir kurgucunun eline verilse, Hollywood’un şimdiye kadar yaptığı en baba felaket filmlerini fersah fersah aşan bir yapıt çıkar ortaya. Binlerce insanın (Amerikalı, Türk, Kürt, Filistinli, Fransız, Afgan ya da Rus değil; insan) şok edici ölümlerini izlemekse, hangi tarafta olursa olsun göz yaşlarına boğacaktır izleyicileri, aynen 11 Eylül’de olduğu gibi. Şimdilerde bazılarının yaptığına benzer biçimde ‘sevinç’ naraları atılmayacaktır kuşkusuz…

Radikal gazetesinin
13 Eylül 2001 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

Reklamlar