Etiketler

, , , , , , , , , , ,


Not: 8/10
2002 Fransa, 97 (99) dk.
Yönetmen: Gaspar Noé
Oyuncular: Monica Bellucci, Vincent Cassel, Albert Dupontel, Jo Prestia, Philippe Nahon, Stéphane Drouot, Jean-Louis Costes, Michel Gondoin, Mourad Khima

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Cani / Monster (2003)
Yönetmen: Patty Jenkins

HAYATIMIZ boyunca o kadar çok ‘hata’ yapıyor, pişmanlık duyduğumuz ya da duyacağımız o kadar çok eylemde bulunuyoruz ki, zaman zaman geriye dönüp onları ‘düzeltmek’ ya da yapmamış olmak için önüne geçilmez bir istekle yanıp tutuşuyoruz. Ve bunun hiçbir zaman olamayacağını bilsek de duygularımızı frenlemeyi başaramıyoruz, tıpkı o hataları yaptığımız anlarda olduğu gibi. H.G. Wells’in ‘Zaman Makinesi’ne binip geçmişin yanlışlarını ‘doğru’ya dönüştürme isteğine gem vurmak mümkün olmuyor ne yazık ki…
Biçeme dönük tartışmaların odağında duran bir isim olan Gaspar Noé’nin, kimi sahneleriyle ‘rahatsız edici’ göründüğü, öte yandan insan denen ‘hayvansal içgüdüleri bastırılmış yaratık’ın gerçek yüzünü resmeden filmi ‘Dönüş Yok’ (Irréversible), işte tam da bu noktada duruyor ve dönüşün olanaksızlığını somutlayan çizginin ‘yaratıcısı’ olarak belleklerimizdeki yerini alıyor, hiç çıkmamacasına…
Dört ana kahramanı var filmin; cinsel çekim gücü inkar edilemeyecek kadar kuvvetli olan güzel Alex (Monica Bellucci), uçuk kaçık sevgilisi Marcus (Vincent Cassel), Alex’i hâlâ sevdiğini gizleyemeyen eski eş Pierre (Albert Dupontel) ve genç kadına yalnızca insana özgü bir hayvansılıkla tecavüz eden Tenya (Jo Prestia)… Bu kabullenilmesi zor tecavüzün ardından Marcus’ün intikam naraları ve Pierre’in onu frenleme çabaları gibi görünen temel öykü, Noé’nin sondan başa doğru anlatımının da etkisiyle bir tür ‘arınma’ (katarsis) törenine dönüşüyor. Her geçen gün hanemize yazılan günahların birer birer silinip ana rahmindeki saflığa doğru gidişimizin resmini çiziyor yönetmen. Bunu yaparken biçemle içeriği ustaca buluşturan Noé, alabildiğine kirli ve karmakarışık bir görsel yapıdan tertemiz ve ‘anlaşılır’ bir çizgiye yönlendiriyor anlatımını.
Sanıyoruz ‘Dönüş Yok’ üzerine yapılabilecek tanımlamalardan biri de bunun sapına kadar bir aşk filmi olduğudur. Aşkın sezgisel yanını her fırsatta vurgulayan film, bize bunu hissettirebilmek için sık sık sağlam ipuçları sunuyor. Finalden başa kadar birçok sahnede üçlü bir aşk ilişkisinin açmazlarıyla yüz yüze bırakıyor izleyiciyi yönetmen. Sert ve rahatsız edici bütün içinde aşkın saf dünyasına vurgu yapan Noé, zaman zaman doğaçlamaya (özellikle metro sahnesindeki ‘tatmin etme’ konuşmaları) müsait bir anlatımla da destekliyor tavrını.
Bir ‘erkekler filmi’ gibi görünmesine karşın tam bir ‘kadın filmi’ ‘Dönüş Yok’. Öykünün tam göbeğinde duran ve çevresindeki erkeklerin geleceklerine hükmeden Alex karakteri, tüm edilgenliği içinde aslında tümüyle egemen bir rol oynuyor filmde. ‘Kötü’nün belirleyici olduğu bir dünyada saflığın temsilcisi gibi görünüyor, ama yıkımın ‘tetikleyicisi’ konumunu da sağlamlaştırıyor giderek. Bu noktada Monica Bellucci’nin oyunculuk becerisine de vurgu yapmak gerek. Çünkü gerçek olmasını istemeyeceğimiz kadar gerçek bir öykünün ana damarlarını kesip atıyor, bizimkilerle birlikte…
Filmi izlerken yaşadığımız inişli çıkışlı duygusal yapının temel duraklarından, belki de son duraklarından biri ise ‘her şeyi çürüten zaman’ izleniminden çok, ‘her şeyi olmamış gibi hissetmek’ oldu; olduğunu ve önüne geçilmezliğini bildiğimiz halde. Hayatın bize sık sık bir şeyler sunduğunu, zaman zaman onları geri aldığını, sonra yine verdiğini, aldığını, sonra fazlasını verdiğini, daha da fazlasını aldığını, belki yine verdiğini düşünürsek, tam bir ‘kısır döngü’nün ortasında hapsolmuş olduğumuzu söyleyebiliriz. Gaspar Noé’nin filmi de bizi bu kısır döngünün köşe noktalarına koşturup duruyor bir buçuk saat boyunca. Sonuçta elini soğuk sudan kaynar suya sokmuş bir adamın, elini yeniden soğuk suya sokma olasılığının ne kadar yüksek olduğunu anlıyoruz ve yanık ellerin ömür boyu gözümüzün önünde olacağını bile bile umuda yelken açıyoruz…
Ve son bir şey: Gaspar Noé’nin ‘farklı’ olmak uğruna biçemsel numaralar yaptığına ya da ‘rahatsız ediciliğe’ öncelik tanıdığına katılmak mümkün değil. Böylesi bir öyküyü anlatmanın daha farklı yöntemleri olabilirdi, ama o zaman bu denli etkili olabilir miydi diye de sormak gerek!

Radikal gazetesinin
3 Aralık 2002 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

irreversible
Monica Bellucci, Jo Prestia

Reklamlar