Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Not: 10/10
2004 ABD, 137 dk.
Yönetmen: Quentin Tarantino
Oyuncular: Uma Thurman, David Carradine, Daryl Hannah, Michael Madsen, Gordon Liu, Michael Parks, Perla Haney-Jardine, Chris Nelson, Bo Svenson, Samuel L. Jackson

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Ejderin 3 Fedaisi / Enter the Dragon (1973)
Yönetmen: Robert Clouse

BİR film, bir insanı ne kadar heyecanlandırabilir? Bunca yıldır adeta ‘deli’ gibi film izledikten, bir yığın başyapıtla gönül bağı kurduktan sonra bile bu soruya net bir cevap vermek mümkün olmamıştı benim için. Ta ki geçen pazartesi akşamı ‘Kill Bill: Volume 2’yi izleyene kadar… Yıllardır damarlarına sinema zerk etmiş, beyin hücrelerinin çoğunu sinemaya rezerve etmiş bir ‘sinefil’ olarak, artık şunu açıkça söyleyebilirim: ‘Bir film, beni ancak bu kadar heyecanlandırabilir, uçurabilir, besleyebilir, giderek doyurabilir.’
İlk üç filmiyle 1990’lara damgasını vurmanın ötesine geçen Quentin Tarantino, ‘Kill Bill’ ikilemesiyle 2000’leri de parselleyeceğinin sinyallerini veriyor bizlere. ‘Kill Bill: Volume 1’de aksiyonun tavana vurduğu ve alabildiğine keyifli bir ısındırma turu attıran yaratıcı yönetmen, öyküyü nihayete erdirirken çok daha heyecan verici bir yöne akıtıyor filmini.
‘Gelin’in (Uma Thurman), düğün provası sırasında hayatını cehenneme (öyle böyle değil) çeviren Bill (David Carradine) ve çetesinden intikam alma hikâyesini adım adım sona yaklaştırırken, ilk bölümdeki tavrını koruyor Tarantino; kimilerince bir kenara itilen alt türleri bir araya getirerek bir ‘tür’ yaratma çabasını sürdürüyor. Bize de buna ‘Tarantino türü’ demekten başka seçenek bırakmıyor, çünkü böylesi bir yapıyı bu şekilde kurabilen başka bir yönetmenin varlığından söz etmek mümkün değil.
Aksiyonun bir nebze geri çekildiği ‘Kill Bill: Volume 2’, daha çok nedenler ve sonuçların açıldığı diyaloglara yüklenen, ama bunu yaparken de görsel ve işitsel doyumu es geçmeyen bir bina inşa ediyor öykünün temellerinde. Neredeyse her sahnenin vurucu, her diyaloğun gerekli olduğu izlenimi veren film, Uzakdoğu dövüş sanatları açısından ilk bölümün samuray tarzını bir miktar da olsa kung fu tarzına kaydırıyor. Özellikle ‘Gelin’in, yanında eğitim gördüğü Pai Mei (ilk filmde Johnny Mo’yu canlandıran dövüş sanatları ustası Gordon Liu) ile yaşadığı deneyimi yansıtan bölümlerdeki ‘doku’, inanılmaz bir sinematografik saygı duruşu niteliğinde. 1970’lerde (çocukluğumuzda) izlediğimiz ve beynimize nakşolan sayısız Hong Kong aksiyonunun görsel yapısını (ne eksik, ne fazla) yansıtan bu bölüm, ‘düşman çatlatan’ koreografi zenginliğiyle de dikkat çekiyor.
Aksiyoner yapısına ve mizah yüklü yaklaşımına rağmen, özellikle ‘Kill Bill: Volume 2’de duygusal tonların da etkin bir rol üstlendiğini söyleyebiliriz. ‘Gelin’le (ilk bölümde adı biplenen kahramanımızın gerçek adının Beatrix Kiddo olduğunu öğreniyoruz) Bill arasındaki sevgi-nefret ilişkisinin oturduğu yer, tam anlamıyla ‘kahredici’ bir ikilemi yansıtıyor ve yaşatıyor izleyiciye. Bu noktada, David Carradine’in ‘esas kız’ Uma Thurman’dan fazlasıyla rol çaldığını ve mükemmele varan bir performans sergilediğini de vurgulamak gerek. Ekranların unutulmaz dizilerinden ‘Kung Fu’daki ‘çekirge’ karakterinden sıyrılıp ‘usta’ olduğuna da şahit oluyoruz aktörün bu bölümde. Bill’in ‘süper kahramanlar’ söylevi de kaçırılmayacak cinsten bir monolog, hatırlatalım…
Sergio Leone ve Sergio Corbucci gibi spagetti western ustalarının altında kalmayan, onların bıraktığı yerden bayrağı ‘farklı bir şekilde’ de olsa devraldığını hissettiren Tarantino, türün ‘destansı’ özelliklerini zenginleştirip, stilize şiddetin de en âlâsını izlettiriyor sinemaseverlere. İlk bölümde alkışladığımız şiirsellikse, bu bölümde çok daha fazla hissediliyor. Özellikle Leone’nin ‘Batıda Kan Var’ında (Once Upon a Time in the West) yaşatılan şiirsel atmosferin bir benzeriyle yüzleşiyoruz ‘Kill Bill’de.
İrili ufaklı her rolün, yani her kahramanın ya da anti kahramanın sinema tarihine altın harflerle yazılacağından emin olduğumuz ‘Kill Bill’ ikilemesi, görünürdeki intikam öyküsünü her aşamada karşımıza çıkardığı çeşitli katmanlarla farklılaştıran, sinemayı ‘gerçek anlamda’ bilmenin avantajlarını kusursuzca kullanan, bunu izleyiciye yansıtırken ‘eğlence’yi unutmayan, sinema sanatının bütün unsurlarını kendine hizmet etmeleri için ikna eden ve biz sinemaseverleri gördüğümüz şey karşısında ‘aciz’ kılan bir yaratıcının, Quentin Tarantino’nun şimdilik son ‘zafer çığlığı’. Allah, Tarantino’ya uzun (ve sinemayla dolu) ömür versin!
Son bir not: Quentin Tarantino, bu yılki Cannes Film Festivali’nin jüri başkanı. Doğrusu çok merak ediyorum bu jürinin vereceği kararları…

Radikal gazetesinin
27 Nisan 2004 tarihli sayısında yayımlanmıştır.


Uma Thurman