Etiketler

, , , , , , , , , , , , ,


Not: 10/10
1955 ABD, 92 dk.
Yönetmen: Charles Laughton
Oyuncular: Robert Mitchum, Shelley Winters, Lillian Gish, James Gleason, Evelyn Varden, Peter Graves, Don Beddoe, Billy Chapin, Sally Jane Bruce

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Korkusuzlar / Cape Fear (1962)
Yönetmen: J. Lee Thompson

CHARLES Laughton… Gel sen, sayısız tiyatro oyununda gövde gösterisine soyun, duayen ol; yetmedi, sinemanın da altını üstüne getir aktör olarak, ama iş sinema filmi yönetmeye gelince tadını damağımızda bırak, tek bir iş yap…
56 yaşındaydı Laughton, ilk ve tek yönetmenlik çalışması “Caniler Avcısı”nı (The Night Of The Hunter) çektiğinde. Evet, ilk film için biraz geçkinceydi yaşı, ama ortaya koyduğu esere bakınca, her şeyi unutturan (şaşırtıcı) bir sonuçla karşı karşıya kalıyordu izleyenler.
Davis Grubb’ın 1953’te yayımlanan aynı adlı ‘cinai’ romanını (ki yazarın da ilk romanıdır bu) yola çıkış malzemesi olarak alan Laughton, bizleri öylesi ‘garip’ bir karakterle yüz yüze bırakır ki filminde, sinema tarihini tersyüz edip ‘karakter şablonları’ konusundaki bütün ezberleri darmadağın eder. “Peki kimdir bu karakter ve nasıl bir motivasyonla ‘farklı’ kılınmıştır?” gibi temel bir soruysa bugüne kadar defalarca sorulur, cevaplar çelişkilidir, tıpkı hikayenin göbeğindeki Harry Powell karakteri gibi…
Harry Powell, ‘sözde’ bir rahip, aynı zamanda da ‘kadın avcısı’dır (ama gerçek anlamda avcı). Robert Mitchum’un ‘bütün kötülüklerin anası’ diyebileceğimiz bu karakteri canlandırırken yarattığı (ve yaşattığı) ‘gerilim’, benzerine rastlanmamış (rastlanması da beklenmeyen) bir ‘kafa karışıklığı’nı da beraberinde getirir. Beyazperdede göründüğü andan itibaren ‘kötü’dür Harry; 10 bin dolar için evlenir, öldürür, uzun bir takibi göze alır; ‘çocuk katili’ olmak da önemli değildir onun için, yakalarsa onlara da gözünü kırpmadan kıyacaktır… Tek motivasyonu para gibi görünmesine karşın, ‘tanrısal’ bir görevi yerine getirdiğini de düşünür, iyiyle kötüyü ‘şeytanca’ bir ayıklamaya tabi tutar… İki elinin parmaklarındaki ‘love’ (sevgi) ve ‘hate’ (nefret) dövmeleri, onun ‘dışa dönük’ karmaşıklığını da tarif eder bir yandan, içinde yanan ‘cehennem ateşi’nin ilk anda dıştan görünmemesi de bu yüzdendir…
Filmin izlediği yol da baş karakter gibi ‘sıra dışı’dır; Harry’nin ‘gerçek yüzü’nü hemen ilk anda gösterir izleyiciye, sonrasındaki eylemlerin nasıl gelişeceği belli gibidir, o yüzden bir çırpıda atar temelleri ve aşıp geçer ‘tahmin edilebilir’ sahneleri. Asıl dert, Harry’nin ‘para sahibi’ iki çocuğun peşine düştüğü uzun yolculuğunu anlatmaktır. ‘Vahşi’ Harry, hayvanların tüm doğallığıyla bir bir perdeye geldiği anlarda iki çocuğu ‘avlamak’ üzere atıyla yollara düşer. Çocuklar da bir kayık marifetiyle nehir boyunca kaçış hamlelerini yaparlar… Celladın kurbanlarla mesaisi başlamıştır, ısrarlı takibin sonucuysa ‘tahmin edilebilir’in çok ötesindedir artık…
“Caniler Avcısı”, bir ‘avcı’ ve iki ‘av’ arasındaki takibi, sinema sanatının ‘ışık ve gölge’ üzerine kurulu olduğunu kanıtlayan bir görsellikle destekler. Gölgeler uzar, kısalır, duvarlara yansır, ışıktan kaçar, bir ‘karabasan’ gibi oturur hikayenin üstüne. Karanlığın içine hapsolmuş hayatların yazgısını belirlemektedir adeta bu ‘gölge oyunu’, yoğun bir ‘kötülük tohumu’ kokusu da bu gölgelerin üzerine düşer, filmi damıtır. Öte yandan ‘şarkılı bir gerilim’ diye de nitelendirilebilir “Caniler Avcısı”. ‘Kara film’ (film noir) türünün pek de bulaşmadığı bir yöntemdir bu, ilk dakikadan itibaren karakterlerin diline ‘anlamlı’ şarkılar dolanır, hikayenin gerilimine hizmet eder bu şarkılar. Özellikle bir sahne vardır ki, bu özelliğin zirveye çıktığı anları da beraberinde getirir: Harry, evin dışında beklemekte ve ‘ilahi’ sesiyle bir türkü çığırmaktadır. Evin içindeyse elindeki silahla Lillian Gish’in canlandırdığı Rachel Cooper karakteri bekler. Bir süre sonra kurbanın, celladın türküsüne eşlik ettiğini duyduğumuzda gözlerimize (kulaklarımıza) inanamayız, tüylerimiz diken diken olur…
Çocuklarla arası iyi olmadığından mıdır bilinmez, Charles Laughton çok çektirir bu filmde çocuklara. Onları çilekeşliğin sınırlarına taşır, her türlü badireyi yaşatır, korkuyu damarlarında hissetmelerine vesile olur; bir tür ‘çocuk nefreti’nin yansıması gibidir tüm bunlar… 1955 koşulları düşünüldüğünde, böylesi bir hikaye kurgusunun ne denli ‘cesaret’ isteyen bir şey olduğu da açıktır. Laughton’ın çocuk sevgisizliği kayıtlara geçmiştir, hatta bu filmdeki çocuklu sahnelerin çoğunu Robert Mitchum bizzat kendisi çeker. ‘Hasta ruhlu’ Harry Powell’ı canlandırırken bir yandan da çocukları yönetmesi, belki de filmin bu kadar ‘acımasız’ olmasının nedenidir, o da bilinmez…
Harry Powell’ın parmaklarındaki dövmeler gibi, biz sinemaseverler de “Caniler Avcısı”yla bir tür sevgi-nefret ilişkisi yaşıyoruz denebilir. Her dakikasında ‘çelişki’ barındıran bu film, her izlediğinizde ‘farklı’ bakış açılarına bağlı olarak ‘tutarsız’ değerlendirmelerde bulunmanıza neden olabilir, tıpkı filmdeki bütün karakterler gibi. Neye, nasıl inanmak istiyorsanız öyle görebilirsiniz ‘avcı’yı ve ‘kurbanlar’ı, yani ‘tanrısal’ olanı ve ‘acı çekmesi gereken çocukları’nı!

Arka Pencere’nin (arkapencere.com)
25 Aralık 2009 tarihli sayısında ve
“Aşktan da Üstün 50 Film” kitabında yayımlanmıştır.

TheNightOfTheHunter
Robert Mitchum

Reklamlar