Etiketler

, , , , , , , , , , , ,


Not: 10/10
2008 Güney Kore, 125 dk.
Yönetmen: Na Hong-Jin
Oyuncular: Kim Yoon-Seok, Ha Jung-Woo, Seo Yeong-Hie, Kim Yoo-Jeong, Jeong In-Gi, Park Hyo-Ju, Ko Bon-Woong

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Şeytanı Gördüm / Ang-ma-reul Bo-at-da (2010)
Yönetmen: Kim Jee-Woon

BİR seri katil filminden ne beklersiniz? Sanıyoruz, öncelikle filmi seri katilin gözünden izlemiyorsak onun uzun bir süre gizlenmesini, üzerindeki ‘esrar perdesi’nin kalından şeffafa doğru şekil almasını ve finalde de kendini ‘iyi’ ya da ‘kötü’ bir biçimde açığa çıkarmasını (ya da çıkarılmasını) beklersiniz. En azından biz bunu umarız, bize ‘öğretilen’ seri katil filmi formülünün ışığında.
Güney Kore’den gelen Na Hong-Jin imzalı ilk film çalışması “Ölümcül Takip”se (Chugyeogja), beynimize iyice nakşolunan bu formülü tersyüz eden bir seri katil filmi. Hikâyenin hemen başlarında kendini açığa çıkaran, hatta polise teslim olup katil olduğunu itiraf eden bir seri katil tiplemesi var burada. Yönetmen Na Hong-Jin, kendisinin de içlerinde olduğu üç kişilik bir ekibin elinden çıkan mükemmel senaryonun izini takip ederken, derdinin seri katilin gizemi olmadığını baştan söylemiş oluyor böylece.
Peki derdi nedir bu filmin? Bu sorunun cevabını vermeye çalıştığımızda karşımıza çıkanlar, seri katil alt türünün bugüne kadar olmayan bir atmosferle vücut bulmasına kadar götürüyor bizi. Bu anlamda ‘devrimci’ bir film “Ölümcül Takip”. Artık pezevenklik yapan eski bir polis ve onun kızlarını teker teker ortadan kaldıran bir seri katil var karşımızda. Kızına bakabilmek için fahişelik yapan bir anne ise katilin son kurbanı. Ama ölüm henüz kapısını çalmamış. Katilin onu hapsettiği evde ölümü bekliyor. Bu arada, polisin ele geçirdiği katilse işlemeyen adalet sisteminin boşluklarını kullanıyor, cinayetlerini itiraf etmiş olsa da…
Öncelikle filmin bütün karakterlerinin ‘defolu’ olduğunu söylememiz gerek. Özellikle ‘kazanç kapısı’nın kapanmasına öfkelenerek işin üzerine giden eski polisin motivasyonu son derece ‘hastalıklı’. ‘İyi’ olmanın yanından bile geçmeyen bu karakter, çevresinde kümelenen ‘kokuşmuş’ polis teşkilatının aynası gibi adeta. Üniforması yok sadece. ‘Film noir’ geleneğinden sarkan kahramanların çok daha yüksek tonda bir yansıması bu karakter. Pisliğin içinde debelenip dururken insan olduğunu keşfetmesi için çok zorlu bir yoldan geçmesi gerekiyor, ki bu yol da olanca trajikliğiyle önünde duruyor.
Film, bütün klişeleri tersyüz eden tavrını sadece seri katili baştan ‘yakalatması’yla göstermiyor tabii. Müthiş finale giden her adımda bizi şaşırtan hamleler izliyoruz yönetmenden; ‘serbest vezin’ oyunculuklarından entrikanın sürekli kırılıp yeni bir yöne akmasına, ‘gerçek’ izlenimini veren şiddet kullanımından sokakları birer karakter olarak kullanma eğilimine, diyaloglardaki ‘boşvermişçi’ yapıdan karakterleri anlamlandırırken başvurduğu ‘zavallılık’ yüklemelerine kadar. Herkes zavallı, herkes kaybeden bu hikâyede gerçekten de. Bireylerden başlayıp kurumlara uzanan bu ‘çarpık tablo’ içindeki tek ‘masum’ kişiyse küçük bir kız, fahişenin kızı. Çevresindeki büyüklerin ‘kirlettiği’ dünyada çaresizce annesine ulaşma çabasındaki bu kız, toplumun bütün katmanlarına sirayet etmiş ‘çözülme’nin de karşısında duruyor tek başına, en azından böyle bir temsiliyet durumu var.
“Ölümcül Takip”in ‘kuşku’yla tırmanan gerilimi sulandırmadan, ayaklarını yere basmaktan bir an bile vazgeçmeden şekillendirmesi, onun ‘stil’in gölgesinde kalmamasının başlıca müsebbibi belki de. Stiline güvenip ‘uçma’nın peşine takılan birçok yapımın aksine, gücünü paylaştırmayı da başarıyor film böylece. Zamanla yarışan karakterlerine ‘gereksiz’ ekstra zaman kazandırmaya uğraşmıyor, işleri ‘olur’una bırakmayı deniyor, bunu da beceriyor. Hikâyenin ritmini bozacak herhangi bir hamle göze çarpmıyor bu anlamda, izlerken zeminin ayaklarınızın altından çekildiğini hissetmiyorsunuz. Tutunuyorsunuz filme ve onun zamana karşı ‘ters koşular’ yapan kahramanlarına…
Bu filmin Amerikan semalarına süzülmesinin kaçınılmazlığı ortadaydı. Warner Bros, vakit geçirmeden haklarını almış zaten. Leonardo DiCaprio’nun başrolü üstlenmesi beklenen bir Amerikan versiyonunu yakında seyredeceğiz. Na Hong-Jin’in yaptığı birçok şeyi Amerikanlaştırılmış çevrimde göremeyeceğimizse kesin. Özellikle finalin Amerikan seyircisinin ‘klişeleri’ne uymayacağını ve tümden değiştirileceğini tahmin edebiliriz. Neyse ki “Ölümcül Takip” her daim elimizin altında olacak ve her izleyişimizde sinema sanatının ‘kendini yenileyen’ ruhuna olan inancımızı pekiştirecek…

Arka Pencere’nin (arkapencere.com)
4 Haziran 2010 tarihli sayısında yayımlanmıştır.


Kim Yoon-Seok