Etiketler

, , , , , , , , , , , ,


Not: 8/10
1996 İngiltere, 123 dk.
Yönetmen: Michael Winterbottom
Oyuncular: Christopher Eccleston, Kate Winslet, Liam Cunningham, Rachel Griffiths, June Whitfield, Ross Colvin Turnbull

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Fransız Teğmenin Kadını / The French Lieutenant’s Woman (1981)
Yönetmen: Karel Reisz

İNGİLİZ edebiyatının 19. yüzyılın ikinci yarısına damgasını vurmuş, ‘natüralist’ akımın önemli temsilcilerinden, romancılığının yanı sıra şairliğiyle de öne çıkan Thomas Hardy’nin ‘imzası’ haline gelmiş romanlarından biridir ‘Adsız Sansız Bir Jude’ (Jude the Obscure). Yazarın son romanıdır aynı zamanda, belki de en çarpıcısı (en azından bize göre). Birçok açıdan ‘önemli’ bir metindir Hardy’ninki, bol katmanlı yapısıyla kendini belli eder.
Katmanları birer birer soyalım isterseniz… Öncelikle başkarakteri Jude Fawley’nin çocukluğundan ölümüne kadar geçen sürede hiç bitmeyen ‘okuma sevdası’nı görürüz yüzeyde, köyünden kalkıp Christminster’daki üniversiteye gitmektir temel amacı. Hardy, Jude’un bu arzusunu yaklaşık 500 sayfalık eserinin neredeyse her sayfasına yedirir, okurla Jude arasında sağlam bir köprü kurulmasını sağlar böylece. Yazar, bu durumu vurgulamak içinse sayısız dinî ve edebî alıntıyla destekler metnini. Dönemin İngiltere’sinde bir köylünün okuma isteğinin karşılık bulmasının ne derece zor olduğunu hissederiz Jude’un özelinde. Burada sınıfsal bir saptama da yapar Hardy, yukarıdakiler ve aşağıdakiler arasında uçurumun resmini gösterir bizlere.
İkinci katmansa Jude’la kuzini Sue arasındaki ‘yasak aşk’la ortaya çıkar ve romanın son anına kadar bu aşkın trajik yansımalarını takip ederiz. Jude’un Sue’ya olan tutkusu tanımsızdır, bir ‘mantık’ı da yoktur. Başlangıçta bir fotoğraf aracılığıyla ‘suret’e tutulur, onu bir saplantı haline getirir, gerçeğiyle karşılaştığındaysa ‘cinsel tetiklenme’nin de etkisiyle Sue’yu hayatının merkezine koyar, tıpkı tüm âşıklar gibi. Thomas Hardy, bu katmana bir de ‘ara katman’ yerleştirir, ki bu da onları çağlarının ötesinde birer kahramana dönüştürür. İkisi de ‘yanlış’ evlilikler yapmıştır ve yeniden evlenmek konusunda önyargılı tavırlar takınırlar. Dönem itibarıyla evliliği sonlandırmak da zordur, evliyken başka bir ilişki yaşamak da. Tüm bu zorluklar, çiftin ailelerinden gelen bir ‘lanet’le birleşince, birbirlerinden kopamasalar da ‘karanlık’ bir aşk yaşama riski çıkar ortaya ve ilişkilerinin her aşamasında bu ‘lanet’le cebelleşmeleri gerekir. Her ikisinin evli olduğu insanların farklı motivasyonlarla da olsa onları geri istemeleriyse işin bir başka boyutuna taşır bizleri. Hardy’nin kıvrak kalemi, bütün bu ilişkiler ağını kusursuzca örer, onları boşluğa düşürecek hamlelerden özenle kaçınır. Romanın kurgusu, toplum tarafından yalnızlaştırılan başkarakterlerin trajedisinin altını akıllı manevralarla doldurmaya yetecek güçtedir. Pek direnmeyiz ikna olma konusunda, kaptırıp gideriz kendimizi Jude’la Sue’nun serüvenine.
Bu romanın en can acıtıcı katmanıysa çocuklar devreye girdiğinde kendini gösterir. Hem Jude hem de Sue, yaşamaya değer görmedikleri bu dünyaya çocuk getirmenin anlamsızlığını savunurlar. Ama Jude’un evliliğinden gelen bir çocuk girmiştir bile hayatlarına, ardından iki çocukları daha olur. Hayat zordur onlar için, tıpkı diğer alt sınıftan insanlar gibi. Durumları gereği kasaba kasaba dolaştıkları, tanınmamaya çalıştıkları için bu kadar nüfusla barınmaları, doymaları da güçleşir. Ve bu noktada trajedinin zirvesiyle yüzleşiriz, başroldeyse bir çocuk vardır…
Thomas Hardy’nin ince ince ördüğü, açık kapı bırakmayan devasa romanını beyazperdeye uyarlamak zordur gerçekten de. Ancak Michael Winterbottom’ın 1996 yapımı uyarlaması, İran asıllı senarist Hüseyin Amini’nin Hardy’ye ihanet etmeyen senaryosunun da katkısıyla sınıfı başarıyla geçer. Evet, bazı sadeleştirmeler ya da karakterlerin fiziksel özellikleriyle oynamalar vardır bu versiyonda, ama romanın bıraktığına yakın bir etkiye sahiptir. Winterbottom, romanı açmaya çalışırken bahsettiğimiz katmanların her birine yer verir filminde, özellikle de Jude’la Sue’nun ‘yasak aşk’ının üzerine yüklenir, onların ‘acı gerçek’ini tüm çıplaklığıyla sergiler.
Roman, Thomas Hardy’nin bir daha böylesi bir metin yazmamasına, sadece şiirle uğraşmasına neden olacak kadar kötü eleştiriler almıştır vaktiyle. Yazarın kendi yaşamından izler taşıyan bu ‘cesur’ metin, sonraları değeri anlaşılacak bir romandır. Winterbottom da Hardy’nin yapmaya çalıştıklarından sapmadan oluşturur filminin atmosferini, Jude’un ‘arızalı tutkusu’nu deforme etmemeye özen gösterir. Bu çabasında Christopher Eccleston ve Kate Winslet gibi iki usta oyuncu da ona mükemmelen eşlik eder, onun yaratmaya çalıştığı dünyanın tetikleyicisi konumuna yerleşirler.
Bu filmi her izlediğimizde karın boşluğumuza sayısız yumruk almış gibi oluruz, ki Hardy’nin romanından da yansıyan budur. Tüm olumsuz koşullara rağmen ‘ısrarla’ varlığını sürdüren bir aşkın (tutku da diyebiliriz) yarattığı titreşimdir bu hissiyatı veren. Jude’la Sue’nun onları sefalete sürükleyen aşkları belirleyici olur bakışımızda, kelimelerin giderek anlamsızlaştığı bir trajedinin gözlemcisi haline geliriz. Winterbottom, yukarıda ‘trajedinin zirvesi’ diye adlandırdığımız ve size anlatamadığımız o ‘meşum’ sahneyi cesurca resmeder, son bıçak darbesini de yüreğimize acımasızca indirir. Pek az sinemacının çekip gösterebileceği bir sahnedir bu, yaşadığımız dünyada ‘fazlalık’ olduğumuzu yoğun biçimde hissettiren…

Radikal gazetesinin Kitap ekinin
6 Kasım 2010 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

Jude
Kate Winslet, Christopher Eccleston

Reklamlar