Etiketler

, , , , , , , , , , , ,


Not: 5/10
2010 Türkiye, 100 dk.
Yönetmen: Sedat Yılmaz
Oyuncular: Aram Dildar, Engin Emre Değer, Asiye Dinçsoy, Sezgin Cengiz, Kadim Yaşar, Bilal Bulut, Tayfur Aydın, Mahmut Gökgöz

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Veronica Guerin: Ejderin Peşinde / Veronica Guerin (2003)
Yönetmen: Joel Schumacher

BAZI filmler vardır, kendilerini ‘ajitasyon’ desteğiyle var ederler, seslerini bu yolla duyururlar. Bunlarda ‘hassas’ içeriğin gücünden ziyade ‘şekilcilik’ hakimdir, birçok şey gözümüzün içine sokularak anlatılır… Öte yandan benzer içeriklere sahip olmalarına karşın, bunları at gözlüğüyle yansıtmayan filmler de vardır. İçeriğin gücünü bu filmlerde daha yoğun biçimde hissederiz, bağıran çağıran bir üslupla hareket etmeseler de.
Sedat Yılmaz’ın yazıp yönettiği ve de kurguladığı “Press” de ikinci kategorideki filmlerden biri. 1990’larda Güneydoğuda yaşanan savaşın kirli yüzünü sayfalarına aktaran Gündem gazetesi üzerindeki baskıları anlatırken, açık bir şekilde ‘taraf’ olduğunu hissettiriyor Yılmaz, ama insanların ‘haber alma’ ve ‘haber verme’ özgürlüklerinin tarafında durduğunu görüyoruz. Zamanında güneşi balçıkla sıvamaya çalışanların, bütün ‘kirli’ yöntemleri deneyerek gazete üzerinde kurdukları baskıyla birlikte, ‘insan olma’yla bağdaşmayan eylem planlarını izliyoruz “Press”te. Dünyanın birçok bölgesinde yaşananların Türkiye’deki izdüşümü gibi bu durum. Güneydoğuda hayatta kalmanın belli şartlara bağlandığı bir dönemde, sıcak bölgede ‘idealist’ gazetecilik yapmanın olanaksızlığına vurgu yapıyor film.
“Press”in değerli olan yanı, sadece bu durumu yansıtmasıyla sınırlı değil kuşkusuz. Gazetede getir götür işlerine bakan bir gencin, içinde bulunduğu ‘sancılı’ atmosfere karşın gazetecilik aşkıyla yanıp tutuşması ve bu amaç uğruna elinden geleni yapması, filmin anlattığı mücadele azmini başka bir boyuta taşıyor. Gazetedeki ağabeyleri ve ablalarının geri adım atmayan tavırları onu da etkiliyor, gazete üzerindeki baskı arttıkça genç adamın bu mesleğe tutunma isteği de aynı oranda kamçılanıyor. Sedat Yılmaz, yalnızca 1990’larda Gündem gazetesi üzerindeki baskıyı anlatmaya kalksa, bu filmi başta tanımlamaya çalıştığımız birinci kategoriye koyabilir, bunun için belgeselin daha iyi bir seçim olacağını söyleyebilirdik. Ama senarist-yönetmenden gelen hamleyle böylesi bir argümandan epeyce uzağa savruluyoruz. Onun derdinin, belli sınırlar içinde kalarak ve sesini yükselterek bir noktaya varmak olmadığı apaçık ortada. Bir ‘büyüme’ hikâyesi anlatıyor bize Yılmaz ve bu hikâyenin geçtiği dönemin çarpıcı bir resmini çiziyor. Her iki unsuru birbirinden koparmaksa imkansız görünüyor, birinin var olması için diğerinin de ‘orada’ olması gerekiyor. Sonuçta bu birliktelik, “Press”in ‘bildiri’den uzaklaşarak bir ‘film’ olmasını sağlıyor.
Bölgede olan bitenlere dair filmler arasında birkaç adım öne çıkan Yeşim Ustaoğlu’nun “Güneşe Yolculuk”u ve Kazım Öz’ün “Fotograf”ının yanına koyabiliriz “Press”i, işin bir başka boyutunu yansıtmasına rağmen. Sinema diline dairse aynı şeyi söylememiz zor. Çoğunlukla tek mekanda (gazete ofisi) geçen hikâyeyi aktarırken sinematografik doğrularla pek ilgilenmemiş gibi Sedat Yılmaz. Güçlü içeriği destekleyecek bir sinemasal bütünlük yok filminde. “Hiç olmasalardı ne kaybederdiniz?” diye sormamıza vesile olan efektler de cabası… Öte yandan, oyuncuların inanmışlığı filmin bu zayıflığını belli oranda da olsa örtüyor, özellikle de genç aktör Aram Dildar’ın yutkunarak izlediğimiz performansı. Dildar, hikâyenin merkezindeki karakteriyle tam bir ‘denge unsuru’ oluşturuyor, filmin çıkmaz sokaklara sapmasının önüne geçiyor.
Sonuç olarak “Press”i, Türkiye sinemasının ‘anlatıl(a)mayanları anlatma’ iştahının yeni bir uzantısı olarak görmek mümkün. Bir yerlerde bir şeyler yaşanmışsa (ki yaşandı, yaşanıyor), bunu kitlelerle paylaşabilmenin en doğru araçlarından biri de sinema kuşkusuz. “Press” de yedinci sanatı kullanarak ‘mesele’sini dile getirmeye çalışıyor. Ve bunu ‘doğru’ bir yaklaşımla beyazperdeye taşıyor. Ama ‘üç maymun’u oynamayı alışkanlık haline getirmiş bir toplum olarak bu sese ne kadar kulak veririz, orası kuşkulu işte!

Beyazperde’de (beyazperde.com)
18 Mart 2011 tarihinde ve
Arka Pencere’nin (arkapencere.com)
17 Kasım 2011 tarihli sayısında yayımlanmıştır.


Engin Emre Değer, Aram Dildar