Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , ,


Not: 10/10
1943 ABD, 75 dk.
Yönetmen: William A. Wellman
Oyuncular: Henry Fonda, Dana Andrews, Mary Beth Hughes, Anthony Quinn, William Eythe, Harry Morgan, Jane Darwell, Matt Briggs, Harry Davenport, Frank Conroy, Marc Lawrence

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Öldürme Üzerine Bir Film / Krótki Film o Zabijaniu (1988)
Yönetmen: Krzysztof Kieslowski

BİR süre önce gene bu sayfalarda kaleme aldığımız Krzysztof Kieslowski başyapıtı “Öldürme Üzerine Bir Film”de (Krótki Film O Zabijaniu), ‘öldürme’ eyleminin geri alınamazlığı vardı başrolde. Cellatın kurbana dönüşümünü anlatırken, nutkumuzun tutulmasını sağlayan bir gerçeklik yakalıyordu büyük usta bu filmde. Devlet eliyle uygulanan ‘kısasa kısas’ kuralını yerle bir eden bir gerçeklikti bu.
1943 yapımı western başyapıtı “Ox-Bow Olayı” (The Ox-Bow Incident) da benzer bir durumu, halkın da işin içine girdiği bir ‘linç’ uygulamasıyla yansıtır. Buradaki ‘şüpheliler’in masum oluşlarıysa meseleyi çok daha trajik bir boyuta taşır haliyle. Kışkırtılmış kitlenin nasıl gözünün döndüğünü, ‘mantıksal’ bakışın nasıl tamamen kaybedildiğini, soğukkanlılığın nasıl taca çıktığını net biçimde ortaya koyar bu film. Ve tabii en önemlisi, ‘ölüm’ün nasıl sıradanlaştırıldığını adım adım takip ederiz burada.
“Ox-Bow Olayı”nın çıkış noktası, Walter Van Tilburg Clark’ın 1940’ta yayımlanan aynı adlı ilk romanıdır. Edebiyatta ‘modern western’ geleneğini başlatan metin olduğu iddia edilen bu kitap, ‘kahraman’ üzerinden hareket eden western temalarını tersyüz eden bir çalışma kimliğiyle dikkatleri çeker. Birkaç yıl sonra gösterime giren beyazperde versiyonu ise aynı şeyi sinemanın kurallarıyla yapmayı başarır. ‘Klasik’ western atmosferlerini unutturan, karakterlere gerçeklik kazandıran, hikayesiyle de beklenen çizgiden uzaklaşan yapım, bir anti-kahramanlar galerisinin içine atar bizleri adeta.
1920’lerden 1950’lerin sonuna kadar yönetmenlik kariyerini sürdürmüş ‘işçi’ sinemacı William A. Wellman imzalı “Ox-Bow Olayı”, bir cinayet söylentisi üzerine harekete geçen kasabalıların, ‘katil’ zannettikleri üç adamı yakalayıp linç etme girişimleri anlatır. Grubun içinde şerif yardımcısının da olmasıysa işin boyutlarını ‘resmi linç’e kadar taşır. Sürek avına katılanların her biri aynı kanatte değildir tabii. Henry Fonda ile Harry Morgan’ın canlandırdıkları iki kovboy, hikayenin vicdani boyutunu tetikleyen sorgulamalarıyla dikkat çekerler, Fonda’nın karakteri Gil Carter başta olmak üzere.
Son derece kısıtlı bir hikaye alanına sahip olan film, kasabada başlayıp kısa bir takiple devam eder ve şüphelilerin yakalandığı Ox-Bow’da nihayete erer. Dar görünen bu çerçeve içinde, özellikle karakterlerin ruhlarındaki çatışmayı öne çıkararak, mükemmel bir ‘analiz filmi’ne dönüşür “Ox-Bow Olayı”. Kurbanlar, cellatlar ve ‘aradakiler’ olmak üzere üçe ayrılan bu karakterler, hikayenin başından sonuna kadar korunan ‘soru işareti’yle birlikte benzersiz bir iç gerilim yaşarlar, yaşatırlar. Kurbanlar, masumiyetlerini kanıtlamak için çırpınırken ‘gerçek’e ulaşmaya çalışmanın beyhudeliğini fark ederler, ki işin en can alıcı yanı da budur. Cellatlar, onları buldukları anda verdikleri kararı uygulamak konusunda tereddütlü değildir, sadece usulen sorgularlar. ‘Aradakiler’se her zaman olduğu gibi ‘azınlık’ olmanın getirdiği dezavantajla seslerini yeterince yükseltemezler, yükseltseler de dinletemezler.
Başta sözünü ettiğimiz ‘öldürme eyleminin geri alınamazlığı’ durumunun en çarpıcı yansımalarından birini görürüz “Ox-Bow Olayı”nda. Aslında linç girişimine katılan kitlenin ‘vicdansız’ olduğunu söylemek zordur. Belki de vicdanları sürükler onları bu eyleme. Ama mantığın hiçleştiği bir vicdanın ne derece ‘sağlıklı’ olduğu da tartışılır tabii. Kitle psikolojisinin bireysel erdemlerden ziyade zaaflardan beslendiği durumların ‘iç karartan’ bir örneğine tanık oluruz burada. Kitle, değiştirilemez bir ‘hedef’ doğrultusunda hareket ettiğinde, onu geri döndürmek neredeyse mümkün değildir. Aralarında ‘otorite’yi temsil eden bir kişinin olmasıyla iyice kilitlenir hedefe ve ‘dönüşü olmayan nokta’yı ezip geçer. ‘Ölüm’ iyice sıradanlaşmıştır onlar için, ‘haklı’ olduklarına ikna olmaları ‘öldürme’ motivasyonlarını da zirveye taşır.
William A. Wellman, bu ‘küçük’ ama ‘yıkıcı’ hikayeyi anlatırken, son derece ölçülü bir sinema diline başvurur. Karakterlerin eylemlerinden ziyade ruh hallerine yüklenir, oradan çıkardıklarıyla bütüne ulaşır. Bu yaklaşımda yüzler çok önemlidir, neredeyse her bir karakterin yüzünü yakın plan çekimlerle bize yansıtır. Kimin nasıl bir ruh haline büründüğünü bize göstermektir amacı. Olayın vahametini bilsek de, bu yüzlerden yansıyanlarla çok daha iyi kavrarız ‘kaybedilen’i. Bu hikayeyle kayba uğratılansa insan olmayı sağlayan erdemlerdir. Daha doğrusu onların geri plana atılmasıyla unutulanlardır. Wellman, hikayenin gücünü ‘eylem’den almadığını fark etmiştir belli ki. Aksi takdirde, bu hikayeden klasik bir western rotası çıkarır, Henry Fonda’yı da anlı şanlı bir kahramana dönüştürürdü.
“Kazablanka”nın (Casablanca) Oscar’ı kaptığı yıl, ‘en iyi film’ dalında aday gösterilen 10 filmden biri olan “Ox-Bow Olayı”, ‘western kılığında bir korku filmi’ diye değerlendirebileceğimiz bir çalışma, buna kuşku yok. Bu yargıya varabilmek için, ‘korku’yu nasıl tanımladığınız da önemli tabii. Bizim buradaki tanımımız, ‘insandan korkmak’ oldu biraz; insandan ve onun öngörülemeyen ruhsal çukurlarından…

Arka Pencere’nin (arkapencere.com)
29 Haziran 2012 tarihli sayısında ve
“Aşktan da Üstün 50 Film 3” kitabında yayımlanmıştır.

TheOxBowIncident
Henry Fonda, Harry Morgan

Reklamlar