Etiketler

, , , , , , , , ,


Not: 8/10
2004 Güney Kore-Japonya, 88 dk.
Yönetmen: Kim Ki-Duk
Oyuncular: Lee Seung-Yeon, Lee Hyun-Kyoon, Kwon Hyuk-Ho, Choi Jeong-Ho

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Sevmek Zamanı / Time to Love (1965)
Yönetmen: Metin Erksan

SİNEMAYA dair herhangi bir eğitim almamasına, önceleri fabrikalarda, ardından da orduda görev almış olmasına karşın, sanki bir yerlerden vahiy inmiş gibi 1990’larda sinema yapmaya başlayan (ki ilk filmini 1996’da çekmiştir) Güney Koreli yönetmen Kim Ki-Duk, insan ruhunun derinliklerine inip oradan çıkardığı ‘uhrevi’ malzemeyle her daim düşünmeye iter sinemaseverleri. Her filminde yapaylıktan uzak duran, ‘saf’ olanın peşine takılan bir anlayış hakimdir onun sinemasında. Birçok sinemacının allayıp pullayarak sunmaya çalıştığı insani değerleri, olanca basitliğiyle kavrar ve onlardan bir tür ‘üst düşünce’ modeli elde eder. Kim Ki-Duk sinemasının insanoğlunun tüm zavallılığını öne çıkarırken onu yüceltmeyi de ihmal etmeyen tavrı, öylesi bir paradoks yaratır ki, filmlerindeki karakterlerin yarattığı evrende ayaklarımızın yerden kesildiğini hissederiz. Onu ‘ermiş’ mertebesine yaklaştıran, belki de oturtan temel neden de budur bize göre.
Güney Kore sinemasının bendini çiğneyip aşan tırmanışının başlıca müsebbibleri arasında kendine sarsılmaz bir yer edinen Kim Ki-Duk, “Boş Ev”de (Bin-Jip) önceki filmi “İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış… Ve İlkbahar”da (Bom Yeoreum Gaeul Gyeoul Geurigo Bom) olduğu gibi bizleri insanoğlunun temel refleksleri üzerine düşünmeye iter ve benzerine az rastladığımız bir ‘sükunet’ havasına sokar.
Filmin öyküsü, anlatımı kadar sade ve düz bir yapıyla vücut bulur… Boş olduklarını kontrol ettikten sonra girdiği evlerde yaşayan, ama herhangi bir şey çalmayıp hiçbir eşyaya zarar vermeyen genç bir adamın ‘sessizlik’le anlamını bulan hikayesine odaklanan film, başkarakterin yine boş sanıp girdiği ama mutsuz bir kadınla karşılaştığı evle yeni bir yöne doğru akmaya başlar. Kocasıyla olan mutsuzluğunun işareti olan evi terk eden ve ‘boş evci’yle birlikte kaçıp onun yaşamını paylaşan kadının aşka doğru yelken açışı, öykünün de kırılma noktalarından birini oluşturur. Girdikleri evlerde adeta birer ‘hayalet’ gibi yaşayan ve sevgilerini gitgide büyüten ikili, hiç konuşmadan ama buna da gereksinim duymadan paylaşırlar yazgılarını…
Kim Ki-Duk’un bir ‘ermiş’ havası taşıdığına olan inancımızı pekiştiren “Boş Ev”, bir yandan da hayata ‘yapaylık’ katan gözlüklerimizi çıkarmamızı, her şeyi son derece ‘basit’ ve saf haliyle kabul etmemizi sağlar. Onca sorumluluk ve kaygıyla var olan hayatlarımızın ‘komplike’ yapısından uzaklaştırır bizi bu film ve meselenin özüne doğru içsel bir yolculuğa çıkarır.
‘Başkalarının hayatını yaşamayı istemek’ gibi karşı konulmaz bir içgüdünün yansımalarıyla dolu olan yapım, kendi trajedimizinden kaçışın etkili bir yolunu gösterir bizlere böylece. Yalnızlık, uyumsuzluk ve mutsuzlukla taşımak zorunda olduğumuz hayatlarımızın tekdüzeliğini alternatif bir tekdüzelikle çözüme kavuşturabileceğimizi hatırlatır. Aşka açılan kapının kolu olup olmadığına da kafayı fazla takmayan yönetmen Ki-Duk, karakterlerinden birine söylettiği (ki ikisinin ağzından çıkan tek şey) “Seni seviyorum”la sevginin lafazanlığından uzaklaşıp içselliğine vurgu yapar. Bu durumun giderek ‘ulvi’ bir kıvama ulaşması ise öykünün ruhunu ‘pasif direniş’ tadına kadar götürür.
Tutkunun farklı (gerçekten de alabildiğine farklı) bir şekilde dışavurulduğuna şahit olduğumuz “Boş Ev”, sinemasal zenginliğiyle olduğu kadar içeriğinin ‘sezgisel’ yansımalarıyla da dikkat çeker. Bu filmi izlerken ilginç bir ‘paylaşma modeli’yle karşılaşacağınızı da hatırlatalım…
Venedik, San Sebastian ve Valladolid film festivallerinden önemli ödüllerle dönen yapım, Kim Ki-Duk’un bir ayda yazdığı, 16 günde çektiği, 10 günde kurguladığı, yani çok kısa bir zaman dilimi içinde yaratıp biçimlendirdiği bir ustalık gösterisidir. Tüm bu ‘çabukluk’un getirdiği bir ‘acele giden ecele gider’ durumuysa filmin hiçbir anında hissedilmez. Aksine, ‘durgun’ akma konusunda ısrarlı, tutarlı, telaşsız bir yapıda seyreder film.
Şiddetle eşdeğer tutulan Uzakdoğu sinemasının daha ‘sakin’ yansımalarından biriyle randevulaşmak ve insana dair bildiğimiz ama itiraf etmekten çekindiğimiz özelliklerle baş başa kalmak için kaçırılmayacak bir fırsat “Boş Ev”. Bu filmi izlemek için Uzakdoğu sineması tutkunu olmanız gerekmediğini de özellikle vurgulayalım…
Ve son olarak, Kim Ki-Duk sinemasıyla artık tanışmanız gerektiğini düşünüyorsanız, böylesi bir başyapıtla başlamakla harika bir start alacağınızı söyleyelim. Adeta ‘kemikleri alınmış’ bir öykülemeyle baş başa kalarak, kendinizi dinlemeye ve iç dünyanızda sizi yakan düşüncelerle yüzleşmeye doğru yelken açmanın en iyi yollarından biri olduğunu göreceksiniz “Boş Ev”in. ‘Dokunaklı’ kelimesinin sözlük anlamıyla tanışmaksa hayatınızda yaşayacağınız en güzel deneyimlerden birine sürükleyecek sizleri ve belki sevdiklerinizi…
Var olmakla var olmamak arasında pek de bir fark bulamayacağınızı görmek, kalabalıklar arasında ‘iki kişilik bir nokta’ belirleyip orada sakince beklemek, geleceğin aslında bugüne dair ‘sancısız’ bir kavram olduğunu öğrenmek, her şeyi anlamlandırma sevdasıyla yaşamanın beyhudeliğini fark etmek, aşk ve tutkunun çözülmeyi bekleyen duygu çırpınışları olmadığını bilmek… Tüm bunları düşünmek ve belki de hiç düşünmemek… İşte Kim Ki-Duk sinemasından bütün vücudumuza yayılan (yayılması gereken) enerjinin anahtar durakları… “Boş Ev”le alın bu enerjiyi ve hapsedin bünyenize… Onu nasıl harcayacağınız ise size kalmış!

Arka Pencere’nin (arkapencere.com)
4 Ocak 2013 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

Bin-Jip
Lee Seung-Yeon, Lee Hyun-Kyoon

Reklamlar