Etiketler

, , , , , , , , , , , , , ,


Not: 6/10
2012 ABD, 122 dk.
Yönetmen: David O. Russell
Oyuncular: Bradley Cooper, Jennifer Lawrence, Robert De Niro, Jacki Weaver, Chris Tucker, Anupam Kher, John Ortiz, Shea Whigham, Julia Stiles

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Bir Gün / One Day (2011)
Yönetmen: Lone Scherfig

ÖĞRETMENLİĞİ bırakıp yazarlık kariyerine adım atan Matthew Quick, kaleme aldığı ilk romanla hedefine ulaşmış bir isim. Popüler kulvarda kendine yer edinen 2008 tarihli ‘Umut Işığım’ (The Silver Linings Playbook), özellikle karakterlerinin ‘yaşayan’ havalarıyla okuru kolayca içine çekebilen bir ilk roman. Yazarın hikâyeyi kurgularken gösterdiği beceri de bu durumun müsebbiblerinden biri kuşkusuz.
30’lu yaşlarının ortalarında bir kahramanı var romanın. Pat Peoples adlı bu karakter, karısı Nikki’yi başka bir adamla yakalayıp ‘balataları sıyırınca’ kapatıldığı klinikten annesi tarafından çıkarılıyor ve baba evinde ‘yeni bir yaşam’a başlıyor. Karısına geri dönme arzusuyla yanıp tutuşan Pat, kadının ‘istediği’ (istediğini sandığı) gibi bir adam olmak için çabalıyor. Annesi, babası, kardeşi, arkadaşları, terapisti ve Philadelphia Eagles futbol takımı çerçevesinde süregiden hayatına, polis kocası öldürülmüş, kendisinden birkaç yaş büyük Tiffany girdiğindeyse işler biraz karışıyor (ya da tam tersine rayına oturuyor). Tiffany’nin ona Nikki’yi kazandıracağını düşünüyor, ama ‘umut ışığı’nı başka bir formülle yakalıyor en nihayetinde…
‘Umut Işığım’, sıkça popülist hamlelere başvursa da, barındırdığı insanî tonlarla sıradanlaşmaktan kendini sıyırmayı başaran bir roman. Matthew Quick, muhtemelen özyaşamsal kimi ögeler de barındıran metinde, karakterleri okura yaklaştırma konusunda yetkin bir yapı kuruyor. Başkarakter Pat’in ‘Nikki saplantısı’nın yan etkilerini doğru bir perspektiften yansıtırken, hayatı yeniden ve ‘olduğu gibi’ inşa etmeye çalışan adamın hezeyanlarına ortak kılmayı başarıyor bizleri. Bu perspektif, bir yandan kadın-erkek ilişkileri çerçevesinde gerçekliğe tutunurken, diğer yandan da ‘delilik’in yarattığı ekstra enerjiyi açığa çıkarıyor. Örneğin, düğün şarkıları olan Kenny G’nin ‘Songbird’üne karşı aşırı refleksler geliştiren (kim geliştirmezdi ki!) Pat, buna karşılık Tiffany ile ‘dans yarışması’na katılmayı kabul ederek ‘başka bir ben’ gösterisine soyunuyor. Bu iki ucu birleştiren ortak paydaysa her zaman eski karısı Nikki oluyor; ona ulaşma motivasyonuyla hareket eden karakter, her ne yapıyorsa bu amaç için yapıyor, ‘iki kişilik bir nokta’nın dışına çıkmamaya özen gösteriyor. Onu çemberin dışına çekebilecek tek kişi olan Tiffany ile ilişkisinin de ‘arızalı’ bir ritme kavuşmasıysa kaçınılmazlaşıyor sonuçta.
Aşk romanlarının çok satmasının ardında yatan formül, genel çerçevede ‘Umut Işığım’ı kontrol ediyor gibi görünmese de, belli noktalarda (en azından finalde) formülün uzantısı olduğunu hissettiriyor bu roman. Örneğin bir Nicholas Sparks romanı atmosferine hiçbir zaman kendini kaptırmamış olsa da, gene bu sayfalarda kaleme aldığımız David Nicholls romanı ‘Bir Gün’ün (One Day) kulvarına daha yakın duruyor bu metin. ‘Aynılık’tan bahsetmiyoruz, ama kurduğu atmosfer ve bu atmosferi işleme biçimlerinde benzerlik olduğunu söyleyebiliriz rahatlıkla. Öte yandan, Matthew Quick’in hikâye içinde gezinirken gösterdiği özen, karakterleri tanıtma konusundaki yetkinliği ya da başlangıçla bitiş noktası arasında sağladığı tutarlılık, bu romanı elimizin tersiyle itmemizi önleyici unsurlar olarak öne çıkıyorlar.
Beyazperdenin Matthew Quick’in metniyle kurduğu ilişkiye geçtiğimizdeyse, genel yapı olarak pek bir şeyin değişmediğini görüyoruz. Başkarakterin soyadının Solitano olarak değiştirilmesi, Tiffany’nin çok daha genç bir karaktere dönüştürülmesi ya da ‘hasta eden şarkı’ olarak Kenny G’nin ‘Songbird’ü yerine Stevie Wonder’ın ‘My Cherie Amour’unun kullanılması gibi farklılıklar var tabii. Ama bunların hikâyenin gidişatına büyük bir etki yapmadığını söyleyebiliriz. ‘Dans yarışması’ meselesinin de filmde farklı bir şekilde çözüldüğünü, hikâyeye son noktayı koymak için kullanıldığını tespit ettiğimiz yapım, çatıda büyük çatlaklara yol açmadan hayat buluyor sonuç olarak.
Sevdiğimiz, saygı duyduğumuz bir senarist-yönetmen olan David O. Russell’ın elinde vücuda kavuşan ‘Umut Işığım’, romandaki ‘iyi hissetmeye çalışan kaybeden karakter’ motifini başarıyla taşıyor beyazperdeye. Aynı zamanda filmin yapımcılarından biri olan Bradley Cooper’ın başkarakteri canlandırırken gösterdiği becerinin gözden kaçacak gibi olmadığını belirtmek gerek. Aktör, ‘Nikki saplantısı’nın Pat’i taşıdığı kulvarı başarıyla yansıtırken, hikâyenin başından sonuna kadar istikrarlı bir çizgi tutturmanın da üstesinden geliyor. Keza, Jennifer Lawrence da Tiffany’de, kitaptan farklı olarak ‘gençlik aşısı’yla donanmış olsa da, metnin çizgisinden taşmayan bir kompozisyon çalışması içinde görünüyor. Tiffany’nin Pat’le teşrikimesaisinin bütün ipuçlarını onun bünyesinde yaşayabiliyoruz.
Dört dalda (en iyi film, senaryo, erkek oyuncu, kadın oyuncu) Altın Küre adaylığı da kapan ‘Umut Işığım’, belki gereğinden fazla önemseniyor ama belli bir ilgiyi hak ettiği de gerçek. David O. Russell’ın hikâyeye yaklaşımı, metni beyazperdeye taşırken gösterdiği ‘inanç’ ya da atmosferde sapmalara yer vermeyen anlatımı, filmin başarı hanesindeki yerlerini alıyorlar. Belki finali ‘dans yarışması’na bağlayarak işi hafifletiyor yönetmen, ama bu da farklı bir zenginlik katıyor hikâyeye. Sinemasal tat olarak da doğru bir seçim gibi duruyor.
Özellikle ‘Üç Kral’ (Three Kings) ve ‘Dövüşçü’yle (The Fighter) takdirimizi kazanan David O. Russell’ın ‘en iyileri’ arasına giremeyecek gibiyse de, ‘Umut Işığım’dan keyif almadığımızı söylemek haksızlık olur. Matthew Quick’in romanıyla kurduğu bağ da es geçilecek gibi değil. Her iki eserin ‘umut’a açılan pencereye dair söylediklerine az çok kulak kesiliyoruz en azından…

Radikal gazetesinin Kitap ekinin
16 Ocak 2013 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

silverliningsplaybook
Bradley Cooper, Jennifer Lawrence

Reklamlar