Etiketler

, , , , , , , , , , , , , ,


Not: 10/10
1979 Batı Almanya-ABD, 121 dk.
Yönetmen: Milos Forman
Oyuncular: John Savage, Treat Williams, Beverly D’Angelo, Annie Golden, Dorsey Wright, Don Dacus, Cheryl Barnes, Richard Bright, Nicholas Ray, Charlotte Rae, Miles Chapin

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Tommy (1975)
Yönetmen: Ken Russell

ÇAPULCULAR’IN Taksim Gezi Parkı’ndaki direnişi süredursun, onların ‘68 kuşağındaki yansımasını önce sahnede, ardından da beyazperdede ölümsüzleştiren “Hair” müzikalinin akla gelmemesi mümkün değildi bizim için. Öncelikle gençliğin, ardından da bütün toplumların ‘özgürlük’ bağlamındaki dönüşümünde sembol anlamlar kazanan ‘çiçek çocuklar’ın (hippiler) ‘eşya’ya bağımlılığa karşı isyanının izdüşümü olan bu müzikal, 1967’deki ilk sahnelenişinden bu yana etkisini yitirmeyen bir destan kuşkusuz.
“Hair”in Milos Forman imzalı 1979 yapımı sinema versiyonu da aynı oranda ‘kafa karıştırıcı’ (bunu ‘iyi’ diye okuyun lütfen). Çek asıllı üstadın, Vietnam Savaşı karşısında geri adım atmayan, özgürlük alanlarının kısıtlanmasının önünde dimdik duran, ‘para’nın hükmünü reddeden bir kuşağın fotoğrafını çekerken gösterdiği hassasiyetin sonucuysa tam anlamıyla göz kamaştırıcı. İlk andan başlayan ‘isyan ateşi’nin son sahneye kadar taşındığı, izleyicinin de bu ateşle kavrulduğu film, ‘zincir vurulamayacak’ bir gençliğin profilini çıkarıyor aynı zamanda.
‘Dönüşüm’ dedik ya, “Hair”in odağında da işte bu kavram yatıyor. Oklahoma’dan New York’a gelen ve burada geçireceği birkaç günde ‘aydınlanan’ Claude’un serüveni anlatılıyor filmde. Askere yazılmış olan ‘taşralı’ Claude, Central Park’taki hippilerle karşılaştığında onun için ‘geri dönüşsüz’ yol da başlamış oluyor. Otoritenin baskısına boyun eğmeyen gençlerle geçireceği bu süreç, Claude’un dar bir çerçeveye sıkışmış bakış açısını da genişletiyor, ona hayata dair yepyeni umutlar aşılıyor. Politikacıların yalanlarına karşı sağlam refleksler geliştirmiş grubun içindeki Sheila’ya âşık olmasıysa genç adamın kaderini değiştiriyor, aydınlanmanın yanında aşkı da dağarcığına yerleştirmesine vesile oluyor…
“Hair”i sinema tarihinin en iyi müzikallerinden biri, belki de birincisi yapan şey, yalnızca mükemmel şarkıları ve dans koreografileri değil tabii. Evet, bunlar da işin bir bölümünü oluşturuyor, filmin dört başı mamur olmasının önünü açıyor. Ancak en temel unsurun içerikteki ‘isyan’ ögesi olduğunu kabul etmek gerek. Buradan bünyemize akın edenlerin yarattığı titreşimle büyüyen film, ‘direniş’in resmini mükemmel dokunuşların da yardımıyla önümüze getiriyor, ki insan olmanın bir ‘yük’ten bir ‘erdem’e dönüşmesinin de yolunu açıyor bu resim.
Başkalarının kendilerine ‘efendilik’ yapmasının önünü tıkayan, direnişlerini de yüksek bir yaşam enerjisiyle yansıtan ‘parkın gençleri’nin, o gün kendi bünyelerine sunduklarının ötesinde işlevleri var kuşkusuz. Geleceğe, geleceğin gençlerine, dahası geleceğin insanoğluna ‘ilham kaynağı’ olan bu gençler, otoritenin altında ezilip un ufak olmanın eşiğindekileri ayağa kaldırmak için de önemli, ‘korkarak yaşama’nın silikleştirici etkisini ortadan kaldırmak için de. Claude ve hippilerin en heyecanlısı Berger’ın çatışmasını da bu bilgiyle okumakta yarar var. Başlangıçta zıt kutuplarda duran bu iki genç insan, süreç içinde birbirlerinin yerine geçecek kadar ‘yakın’ hale geliyorlar, ki “Hair”in kazanımlarında önemli bir yer tutuyor bu durum. Berger’ın isyanını anlayıp kuşağının kaygılarına katılan Claude, diğer karakterlerin önüne geçerek simgeleşiyor bu anlamda. Gerçeğin, dahası ‘doğru’nun Claude tarafından algılanmasıyla bambaşka bir yöne akıyor hikaye. ‘Gülelim eğlenelim’ modundaki gençlerin hikayesi gibi görülebilecek film, bunun bir yanılsama olduğunu vurgularken, bir kuşağın tarifini de yapıyor bir yandan. Claude da bu kuşağın temsilcilerinden birine dönüşürken, hem savaş karşıtlığının fotoğrafına bakmamızı sağlıyor hem de kapitalizmin taleplerini yerine getirmeden de ‘genç’ olunabileceğinin altını çiziyor.
Milos Forman’ın filmi, katmanlarının arasında gezinirken yormayan bir çalışma. Evet, yığınla katman barındırıyor bünyesinde, ama bunlar arasında öylesine yumuşak geçişler sergileniyor ki, hem herhangi birini es geçmekten kurtuluyor hem de bombardımana maruz kalmıyoruz. Söyleyeceğini dile getirirken, hem de alabildiğine ‘sert’ bir tonda bunu yaparken, müzikalin ‘yumuşatıcı’ etkisini de çok iyi kullanan Forman, ‘hayatı cehenneme çevirenler’le ‘hayatı güzelleştirmek isteyenler’ arasındaki uçurumu da net biçimde gözler önüne seriyor. Politik oyunların ya da sınıfsal baskılama reflekslerinin arasında slalom yapan gençlerin hayata tutunma hamleleriyle haşır neşir olurken, onların bu hamlelere olan inançlarını da apaçık biçimde gösteriyor ve ‘besin zinciri’nin son halkası olmamak adına harcadıkları çabanın boşa gitmediğini/gitmeyeceğini hissettiriyor.
“Hair”de Claude karakterinin ‘etkilenmesi’ne ya da hippilerin hayatı algılayışlarındaki ‘uçuculuk’a başka anlamlar yüklemek isteyenler olabilir tabii, tıpkı Gezi Parkı direnişçilerine olmadık yakıştırmalar yapıldığı gibi. Gerçeklerin üzerini yalanlarla sıvamak isteyenlerin her durumda ve koşulda beslenecek ‘malzeme’ bulacağı gerçeğini de hesaba katarak, bu türden okumaların ‘geçiciliği’ne inancımızı perçinlememiz gerek. Kalıcılığın sahibi, gerçekler ve onları yansıtanlar olacak, ‘içeri giren güneş’se karartılamayacaktır kuşkusuz…

Arka Pencere’nin (arkapencere.com)
14 Haziran 2013 tarihli sayısında yayımlanmıştır.


Treat Williams

Reklamlar