Etiketler

, , , , , , ,


Doğum tarihi: 10 Nisan 1319 Doğum yeri: Östersund, İsveç
Anne adı:
Margaret Baba adı: Gustav
Mesleği:
Şövalye Boyu: 1.93m. Ağırlığı: 85 kg.

“BEDENİM KORKUYOR, BEN DEĞİL!”

“KENDİMİZE İNANCIMIZ YOKSA,
BAŞKASINA NASIL İNANÇ DUYABİLİRİZ?”

“KORKUMUZDAN BİR İMGE YARATIR
VE SONRA O İMGEYE TANRI ADINI VERİRİZ.”

“İNANÇ, TAŞIMASI ZOR BİR YÜKTÜR.
NE KADAR YÜKSEK SESLE ÇAĞIRIRSAN ÇAĞIR,
KARANLIKTAN SIYRILIP HİÇ GELMEYEN BİRİNİ SEVMEK GİBİ.”

Ingmar Bergman’ın kendi oyunundan beyazperdeye taşıdığı 1957 tarihli başyapıtı “Det Sjunde Inseglet / Yedinci Mühür”ün başkarakteri Antonius Block, vebayla darmadağın olmuş Orta Çağ’ın karanlığında ‘inanç’ kavramını sorgulayan bir şövalye. “Ölüm”le satranç oynayan ve ‘anlam’ arayışında zaman kazanan bu adam, göçüp gitmeden önce ‘huzur’a kavuşmanın peşinde, ki aradığı huzuru da ‘saf insan’da buluyor.

ORTA Çağ’ın karanlığında yitip giden Avrupa’nın, bir yandan da vebayla kırıldığı 14. yüzyılın ortalarından bir karakter karşılıyor bizi: Antonius Block. Silahtarı Jöns’le birlikte Haçlı Seferleri’nde geçen 10 yılın ardından memleketi İsveç’e dönüyor şövalye kahramanımız. Şatosuna doğru yapacağı yolculuksa onun ‘inanç’ kavramıyla girdiği mücadeleyi ete kemiğe dönüştüren bir serüven haline geliyor.
Sarışın, uzun boylu, yapılı bir adam Antonius Block. Atının sırtında bir Yunan tanrısı edasıyla oturuyor. Haçlı Seferleri sırasında görüp geçirdikleri onu epeyce yıpratmış gibi bir yandan da. Ama asıl yıpranmayı “Ölüm”le karşılaştığında yaşıyor. Onu almaya gelen “Ölüm”e sunduğu öneriyse fazlasıyla şaşırtıcı: Satranç oynamaya davet ediyor onu, kabul de ettiriyor. Yenilmediği sürece hayatta kalma garantisini de cebine koyuyor, yani uzatmaları oynamak istiyor.
Antonius Block’un temel meselesi, Tanrı inancı konusunda yaşadığı ikilemle hayat buluyor. Doğuştan inançlı bir yaratık olan insanın bu kavramı sorgulamasının kanlı canlı örneği kendisi. İnanmak istiyor ama yaşadıklarının etkisi ve ‘bilgi eksikliği’ onu için için bitiriyor. Kulaktan kulağa yayılan ‘mucizeler’ değil onun aradığı, ‘elle tutulur’ bir şey bulmayı umuyor ve onun peşinde koşuyor. Ve ölmekten korkmuyor; korktuğu, içindeki ‘boşluk’u dolduramadan göçüp gitmek bu dünyadan. Bunun için de, “Ölüm”ün ona tanıdığı süreyi ‘anlamlı’ bir şey yaparak değerlendirmek amacında. Ne olduğunu bilmediği o ‘şey’i yapacağı anın geleceğindense emin gibi.
“Ölüm”le Antonius Block arasındaki satranç oyunu, serüven boyunca zaman zaman karşımıza çıkıyor. Hamleler yapılıyor, riskler alınıyor, tuzaklar kuruluyor… Bir tür ‘köşe kapmaca’ya dönüşüyor onların mücadelesi; Antonius Block direniyor, “Ölüm” bastırıyor. Kazananın baştan belli olduğu bu karşılaşma, yine de bir ‘umut’ barındırıyor içinde. “Ölüm”ün kazanamama ihtimalinin az da olsa kendini hissettirdiğini görüyoruz. Antonius Block’un içindeki boşluğun yarattığı baskı, “Ölüm” üzerinde de farklı bir baskı oluşturuyor, adımlarını temkinli atmasını sağlıyor.
Şövalyenin ‘anlam’ arayışına bir son verense, Jof ve Mia adlarında iki oyuncu oluyor. Minik bebekleriyle hayata tutunmaya çalışan bu çift, kahramanımızın inançsızlığını törpülerken, umudunu yeşerten bir işlev de üstleniyor. Vebayla birlikte iyice dibe vuran insanlığın olanca kötücüllüğünün içinde ışıldıyor Jof ve Mia. 10 yıl boyunca kıyım ve ölümden başka bir şey görmeyen Antonius Block, döndüğünde memleketinde de farklı bir şey yaşanmadığını tespit ediyor, ki bu resmi değiştiren de bu oyuncu çift oluyor. “Ölüm”le köşe kapmacasının ‘kurtarılması gereken’ kurbanları haline geliyor Jof ve Mia. ‘Kıyamet belirtileri’ dedikodularının ardı arkasının kesilmediği bir dünyada hayatı kutsamanın anahtarı belki de onlar. En azından Antonius Block için bu böyle.
Dış görünümüyle alabildiğine ‘güçlü’ bir resim vermesine karşın, fazlasıyla ‘kırılgan’ bir karakter Antonius Block. İçindeki patlamaların iyice zayıflattığı bu adam, ne ‘her şeyi bilen’ silahtarı Jöns’le ne de karşısına çıkan diğer insanlarlın varlığıyla huzur bulabiliyor. “Ölüm” peşindeyken ve onu iyice köşeye sıkıştırmışken, varoluşuna bir anlam atfetmek istiyor doğal olarak. ‘Kendiliğinden’ bir şey olmayacağının bilincinde ve öylece ‘teslim etmek’ istemiyor kendisini. Hafif aralanmış bir kapı arıyor sürekli ve daha önce de söylediğimiz gibi, bunu Jof ve Mia’da buluyor. Onların araladığı kapıdan geçip huzura kavuşacağını düşünüyor. Orta Çağ’ın karanlığına mahkum kılınan insanlığın bir adım ötesini görebileceğine olan inanca bu şekilde kavuşuyor. Genç kadınların cadı diye yakıldığı, köktendincilerin kıyameti beklerken tüm insanlığı lanetledikleri, ahlaksızlığın ayyuka çıktığı, hırsızlığın sıradanlaştığı, vebanın çıkış kapısı bırakmadığı bir insanlık portresi içinde debeleniyor Antonius Block. “Ölüm”ün fazlasıyla yoğun çalıştığı bir dönemde onu oyalıyor bir bakıma, ‘anlam’ peşinde koşarken.
Serüveni boyunca soru işaretleriyle yoluna devam eden Antonius Block, ‘şüpheci’ doğasının ona dayattıklarıyla belirliyor yol haritasını. Tanrı’ya olan inancını sorgularken elini korkak alıştırmıyor, bir sonuç almak istiyor. “Ölüm”ün onu alacağını bildiğinden belki de, sorgulamanın sınırlarını genişletip mücadelesini zirveye taşıyor. Bu mücadele, satrançta yenemeyeceğini bildiği “Ölüm”ü atlatmak için değil, körü körüne inanmayı reddeden ve ‘bilgi açlığı’ çeken birey için veriliyor. İnsanlığın geleceğine ışık tutmanın bir yolu bu, karanlıkla imtihanında sınıfta kalmayacak bu şekilde belki de. Şövalyenin temsil ettiği her şeyi ‘aydınlanma’nın habercisi diye nitelemek de mümkün, ya da geniş kitlelerin korkularını yerle bir edip ‘yeni bir çağ’ı açmaya yönelik hamlelerin küçük ölçekte bir yansıması. Antonius Block’un kendisinden yola çıkarak ‘saf insan’ arayışında bütün yollar ‘inanç’a çıkıyor yine de. İnanç kavramını dar kalıplardan kurtarmak onun amacı, çok daha geniş bir perspektiften bakabilmek. Jof ve Mia’yı “Ölüm”ün elinden kurtarması da bu perspektifin ona bahşettiği bir nimet, içinde kopan fırtınaları dindirmenin bir yolu.
Evet, sonuçta kendi yok oluşunun önüne geçemiyor Antonius Block, ama kafasındaki soru işaretlerini kısmen de olsa silebiliyor, yerlerine üç noktalar koyma pahasına. “Ölüm”ün elini tutarak son dansını yapıyor ve geride bıraktıkları konusunda az çok ‘huzurlu’ görünüyor. Bir ‘umut’ bırakıyor arkasında; ne olup biteceğine dair nasıl bir yöntem belirleneceğiyse onun gözetiminde değil artık. Her şey ‘insan’ denen yaratığın gelecekte göstereceği reflekslere bağlı…

ÖNCÜLÜ VE ARDILI…
Frank Capra’nın 1946 tarihli başyapıtı “It’s a Wonderful Life / Şahane Hayat”ta James Stewart’ın canlandırdığı George Bailey karakteri, “Ölüm”le birlikte değilse de bir ‘melek’ eşliğinde ‘umut’ arayışındaydı. Bu da onunla Antonius Block arasında bir bağ kurmamızı kolaylaştırıyor.
Reha Erdem’in “Kosmos”unda Sermet Yeşil’in canlandırdığı ‘hiçlikten gelen adam’ Kosmos’un Antonius Block’la akrabalığı olduğunu söylemek mümkün. Onun da insanlığın olanca kötücüllüğü içinde ‘saf insan’ (saf aşk) arayışı var ve bunu da Türkü Turan’ın canlandırdığı Neptün’le buluyor.

FİLMLERİ…
YEDİNCİ MÜHÜR (Det Sjunde Inseglet; 1957)

Yönetmen: Ingmar Bergman
Karakterler: Antonius Block (Max von Sydow), “Ölüm” (Bengt Ekerot), Jöns (Gunnar Björnstrand), Jof (Nils Poppe), Bibi Andersson (Mia).
YRROL (Yrrol: En Kolossalt Genomtänkt Film; 1994)
Yönetmen: Peter Dalle
Karakterler: Antonius Block (Claes Månsson), “Ölüm” (Johan Ulveson).
ANTONIUS BLOCK’UN MACERALARI
(Hemshech Mas’otav Shel Antonius Block; 1998)

Yönetmen: Doron Djerassi
Karakterler: Antonius Block (Dvir Kimhi), “Ölüm” (Mario Dekel).

Sinema dergisinin
Eylül 2013 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

the-seventh-seal-chess-game
Bengt Ekerot, Max von Sydow (Yedinci Mühür)