Etiketler

, , , , , , , , , , , ,


Doğum tarihi: 19 Aralık 1964 Doğum yeri: Brest, Finistère, Fransa
Anne adı: Anne Baba adı: Claude
Mesleği: “Âşık” Boyu: 1.70m. Ağırlığı: 59 kg.

“EĞER BECEREBİLİRSEM, SENİNLE BİRLİKTE OLMAK İSTERİM.”

“ONU SEVİYORUM!”

“BİZİ AYIRAMAZLAR. BİRBİRİMİZ İÇİN YARATILMIŞIZ BİZ.”

“KAFAMIN İÇİNDE SESLER DUYUYORUM.”

Jean-Jacques Beineix’nin 1986 tarihli başyapıtı “37°2 le Matin / Betty Blue”nun kadersiz karakteri Betty, onu canlandıran Béatrice Dalle’in ‘fevkaladenin fevkinde’ performansıyla unutulmazlar arasındaki yerini çoktan aldı bile. ‘Arıza’ kavramının karşılığını tam olarak veren, hayatı ‘isyan’la biçimlenmiş bu kadın, ‘sonsuz enerji’yle başlayıp giderek dibe doğru yol alan serüveniyle darmadağın ediyor bizleri, çarpıp bölüyor…

BEDENİNİN kıvrımlarını kullanma biçimiyle ‘ateş’ gibi bir kadın Betty. Ayrık dişleri de bu ‘yanar döner’ resmin ayrılmaz bir parçası. Öte yandan, 20’li yaşlarının henüz başlarında olmasının da getirisiyle, her daim ‘tazelik’le donatılmış bir ‘tanrıça’ havasına sahip. Enerjisi hiç bitmeyecek gibi, adeta ölümsüz. Girdiği her yerde dikkat çekmesi kaçınılmaz, onu görmezden gelmek mümkün değil. Evet, biraz ‘haşin’ ve taviz vermeyen bir yapısı var, ama bu duruma onu sürükleyenlerin günahı o. Aşkın ona sunduklarını geri çevirmeyen Betty’nin dünyasına dahil olmak demek, hiç durmayan bir ‘eğlence treni’nde yol almak demek. Bu trene binmeyi göze aldıysanız, sonuçlarına da katlanacaksınız artık!
Betty’nin hikayesi, şu ana kadar söylediklerimizin bir toplamı gibi biraz. Temel meselesi ‘aşk’, Zorg’a olan aşkı. Onunla tanışmamız da efsanevi bir şekilde gerçekleşiyor. Zorg’la sevişirken görüyoruz onu ilk kez; kendini sevdiği adama nasıl teslim ettiğinin bir resmi gibi bu sevişme. Tersini bir an bile düşünemeyeceğimiz bir ‘inanç’ söz konusu bu alabildiğine tutkulu buluşmada. Betty’nin Zorg’a olan aşkı, aynı zamanda ona inancını gösteriyor bizlere. Her şeyi ve herkesi ikincil kılan, ‘iki kişilik bir nokta’ dışında hiçbir şeyin anlamının olmadığı bir buluşma bu. Betty’nin ‘mutluluk ilacı’ oluyor Zorg ve enerjisini paylaşabileceği sevdası.
Bir tatil beldesindeki motelin bungalovlarıyla ilgilenen bir tamirci Zorg. Yalnızca tamir etmiyor tabii, boya badana falan da yapıyor. Elinden her iş geliyor anlayacağınız. Ama patronunun ona yaptığı baskı, Betty’nin tepesini attırıyor ve zaten hamurunda olan ‘aşırılık’la ortalığı yangın yerine çeviriyor genç kadın. Sevdiği adama yapılan muameleyi hazmedemiyor Betty, geri dönüşü olmayan bir biçimde çıkılan yolun da müsebbibi oluyor böylece. Arkasında bıraktığı yangının alevinden çok daha ‘yakıcı’ bir kadın olduğunu/olacağını da öğreniyoruz. Zorg’a yan bakanın canına okuyacağının ipuçlarını veriyor bizlere. Yalnızca bir ‘arzu nesnesi’ olmadığının da…
Betty’nin dünyasının yavaş yavaş dibe doğru gidişiyse, onun ‘gelecek’ konusundaki umutsuzluğuyla vücut buluyor. Yazar olma hevesi taşıyan Zorg’a bu anlamda da hayranlık duyan karakter, bir yandan onu teşvik etmek için elinden geleni yaparken, diğer yandan da ‘başarısızlık’ın ona dayattıklarıyla hırçınlaşıyor. Zorg’un başaramaması, aynı zamanda onun da başaramaması anlamına geliyor çünkü. Tek kişi gibi yaşayan bu iki insan, Betty’nin düş kırıklığıyla baş etmekte zorlanıyor, çözümsüzlüğün girdabına kaptırıyorlar kendilerini.
Dedik ya, enerjisi hiç bitmeyecek gibi biri diye Betty için; dibe doğru gidişte bile bunu gözlemlemek mümkün. Evet, kafasının içinde yaşanan ‘savaş’ neticesinde bitap düşüyor, sessizleşiyor ve hırçınlığını kendine yönlendirmeye başlıyor, ama açığa çıkmayı bekleyen bir enerjiye sahip olduğunu da hissettiriyor her daim. O çok sevdiği Zorg’dan bir bebeği olsun istiyor, ama o noktada da hüsrana uğruyor. Darbeler üst üste geldiğindeyse dibe vurup yeniden çıkamayacak hale geliyor Betty, ağır ağır yok oluşa doğru ivmeleniyor serüveni.
İlk göründüğü andan itibaren ‘isyan’ kavramının da içini dolduran bir karakter Betty. İsyanının neye ve nereye olduğunun pek bir önemi yok aslında. Her türlü ‘denyoluğa’ karşı isyan ediyor Betty’cik, kendisini köşeye sıkıştırmak isteyenlere direnmeyi başarıyor. Bunu yaparken, çoğunlukla kendisine zarar veriyor, hem fiziksel hem de ruhsal olarak, ama bu zararı vereceğini bile bile isyan ediyor çirkinliklere. Betty’nin karakterini tarif eden anahtar kavramlardan biri isyan, buna kuşku yok. Zorg’a olan sınırsız aşkının önüne çıkan/çıkması muhtemel her şeye karşı püsküren bu isyan dalgası, onu hem başkalaştırıyor hem de aynılaştırıyor. Bu paradoks, Betty’nin kısa serüvenindeki baskın unsurlardan biri haline gelirken, ruhundaki dalgalanmanın da önünü açıyor. Gelgitli doğası, onu hızla sona doğru yaklaştırıyor, kaybedeceğini bilerek direnmesini başka bir boyuta taşıyor.
“Böyle bir aşk yok!” diye haykırmamızı sağlayan Zorg-Betty sevdasının Betty açısından neler ifade ettiğini ancak tahmin edebiliriz, net olarak bir şey söylememize imkan yok. Ama en azından şunu söyleyebiliriz: Ruhu tamamen parçalanan Betty’nin ‘aşk’ için yap(a)mayacağı şeyin olmadığı aşikar. Buna kendini feda etmek de dahil. Kırık bir aşk hikayesinin hırçın tarafının ehlileştirilemeyeceğini de belgeliyor Betty’nin serüveni. Darmadığın olan iç dünyasının tahmin edilemezliği, Betty’nin gittiği/gitmesi gereken yönü de tarif ediyor bir bakıma. Kendi gözünü yuvasından çıkarabilecek kadar uçlara sürüklenen genç kadın, ağırlığının altında ezilmekten kurtulamadığı aşkının kurbanı oluyor en nihayetinde. İsyankar doğası, ‘istediği gibi’ gitmeyen bu aşka da ‘kendince’ isyan etmesine neden oluyor. Kendini cezalandırıyor ve gözünü çıkarıp bu işe son noktayı koyuyor. “Aşkımın kurbanıyım” diye haykırıyor Betty, kendisini çekip çıkaracak biri olmadığını bilse de…
Ve evet, burada bitmiyor Betty’nin serüveni. ‘Enerji’nin sözlük anlamı gibi düşündüğümüz Betty’nin sessizliğe bürünmesine bu kez Zorg isyan ediyor. Fişi çekilmiş gibi bir hayat sürmesine dayanamıyor ve o çok sevdiği Betty’ciğini hastane odasında başına yastık bastırarak öldürüyor, gözyaşları içinde. Ve burada bitiyor Betty’nin serüveni. ‘Mutluluk’la başlayan ve giderek yükün altında ezilen karakterimiz, ölümle buluştuğunda hiçbir şey kazanmış olmuyor belki, ama ‘hayatının aşkı’yla şiddetli bir ilişki yaşamış olarak gidiyor bu dünyadan. Milyarların bir kez bile yanından geçemediği bir aşkı cebine koyup terk ediyor Zorg’unu, efsaneleşiyor…

ÖNCÜLÜ VE ARDILI…
Karel Reisz’ın 1981 tarihli John Fowles uyarlaması “The French Lieutenant’s Woman / Fransız Teğmenin Kadını”nda Meryl Streep’in canlandırdığı Sarah karakteri, aşkın yarattığı ‘arıza’ duygusunu en az Betty Blue kadar derinden yansıtıyor.
Darren Aronofsky’nin “Black Swan / Siyah Kuğu”sunda Natalie Portman’ın canlandırdığı Nina Sayers karakteri, ‘saplantı’nın ruhu parçalamasını tıpkı Betty Blue gibi alabildiğine uç noktalara taşıyabiliyor ve trajediyle baş başa kalıyor.

FİLMİ…
BETTY BLUE (37°2 le Matin; 1986)
Yönetmen: Jean-Jacques Beineix
Karakterler: Betty (Béatrice Dalle), Zorg (Jean-Hugues Anglade), Eddy (Gérard Darmon), Lisa (Consuelo De Haviland), Annie (Clémentine Célarié), Bob (Jacques Mathou).

Sinema dergisinin
Kasım 2013 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

BettyBlue
Jean-Hugues Anglade, Béatrice Dalle (Betty Blue)

Reklamlar