Etiketler

, , , , , ,

Not: 8/10
2013 Fransa-İtalya-İran, 130 dk.
Yönetmen: Asghar Farhadi
Oyuncular: Bérénice Bejo, Tahar Rahim, Ali Mosaffa, Pauline Burlet, Elyes Aguis, Jeanne Jestin, Sabrina Ouazani, Babak Karimi

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
İç Dünyalar / Interiors (1978)
Yönetmen: Woody Allen

ASGHAR Farhadi’nin ‘mesele’sinde bir eğrilip bükülme yok. Önceki filmi “Bir Ayrılık”taki (Jodaeiye Nader Az Simin) ‘ilişkiler yumağı’nı İran’dan Fransa’ya taşıyor sadece. Aynı filmi çektiğini ya da aynı hikayeyi anlattığını söylemiyoruz tabii ki, ama meselenin özünden dışarı adım atmayı düşünmüyor sinemacı ve ‘bitiremediği’ hikayeyi tamamlamaya çalışıyor “Geçmiş”te (Le Passé). Ve bu kez de bitiremiyor, belki de bitmesini istemiyor, sürüp gitsin bu insanlık dramı diyor, ta ki ‘öğrenene’ kadar…
Hikayenin merkezinde gene bir ‘boşanma’ vakası duruyor. Ama “Bir Ayrılık”takine benzer biçimde, yalnızca bu vakanın üzerinde yapılanmıyor bina, vicdanın başrolde olduğu ‘polisiye’ bir entrika da yoğun biçimde hissettiriyor kendini. Bu noktada, genel çerçevenin “Bir Ayrılık”la olan benzerliği dikkat çekici. Farhadi, olay örgüsünü ‘ulaşılmaz’ aşamalara çekmeden, usulca bir araya getiriyor ve cümlelerine yeni bir ‘yüz’ kazandırmayı başarıyor. Burada karşımıza çıkan, boşanmanın araç olarak kullanıldığı bir duygusal trafik, ki yönetmen bu trafiği idare etme konusunda tam bir uzman. Hiçbir şeyi havada bırakmayan, sebep sonuç ilişkilerini es geçmeyen, seyirciye verdiği malzemenin unutulmasına izin vermeyen mükemmeliyetçi bir yaklaşımı var Farhadi’nin. Onun için, entrikayı yansıtma konusunda Alfred Hitchcock’un senaryo yazabileni demek yanlış olmaz herhalde!
“Geçmiş”in göbeğinde duran üç ana karakter ve onların yol haritalarına doğrudan etki yapan yan karakterler, arayışını bir an olsun bırakmayan insanoğlunu beyazperdede mükemmelen yansıtıyorlar. Her bir karakter, geçmişten gelen sıkıntılarını -doğal olarak- bugüne taşırken, sık sık birbirlerinin kulvarlarına dalarak müdahalede bulunuyorlar, ki filmin ritmini de bu müdahaleler belirliyor. Yarım kalan boşanma işlemini nihayete erdirmek için İran’dan Fransa’ya gelen koca, kızlarıyla ‘yeni bir hayat’ özlemi çeken anne ve oğluyla birlikte kadının hayatına giren ‘yeni partner’den oluşan sacayak, bir adım ötesinin garanti altına alınamadığı bir resmin içinde dönenip duruyor, bir türlü sağlam bir zemine oturamıyor, hep sallanıyor. Bu sallantı, koşulların karakterlere dayattığı bir durum ve içinden çıkılamaz gibi görünen ikilemlere itiyor onları. İran’dan gelen koca, geçmişle bağını yeniden kuran bu ‘geliş’le afallıyor biraz, ama hikayenin ‘denge unsuru’ olma çabasına girmeyi de ihmal etmiyor. Yeni partner ise, sevdiği kadınla birlikte olmak isterken, bir yandan da intihar ettikten sonra komaya giren karısını ‘sırtında taşımak’ zorunda. İkisinin ortasında duran kadının meselesiyse çok daha karmaşık, çözülmesi de o derece zor. ‘Bitirmeyi’ başaramadığı evliliğine dair soru işaretleriyle mücade ediyor bir yandan; ona ‘yeni hayat’ın kapılarını açacak adama olan duygularındansa hâlâ emin değil, ondan bir çocuk bekliyor olsa da. Büyük kızının ‘reddeden’ dünyasına ayak uydurmasının mümkün olmadığı da kayda geçirildiğinde, kadın için ‘aramak’tan başka seçenek bırakmıyor hikaye. Bulamayacağından neredeyse emin bir biçimde yola çıktığı bu arayışı, onu parçalanmanın eşiğine kadar getiriyor ve dört duvar arasında kapana kısılmış ‘günah keçisi’ne dönüştürüyor.
Asghar Farhadi, temelde kadının hikayesini anlatmasına karşın, “Geçmiş”te iki adamın dünyalarına daha çok eğiliyor, onların hikayeye yaptıkları etkinin üzerinde duruyor ziyadesiyle. Adamlar, eylemlerinin sonuçlarıyla pek yüzleşmiyorlar, hatta ‘aklandıkları’ bile söylenebilir. Oysa kadının durumu aynı değil, onu ‘sorunların nedeni’ gibi gösteriyor senaryo, dolayısıyla da kendini sıyırabilmesi mümkün olmuyor. Farhadi’yi bu noktada eleştirebiliriz, erkeklerin duygularıyla kurduğu empatiyi kadından esirgediği için. Ama bu durumun onu ‘kadın düşmanı’ yapmadığı da açık; sadece ‘erkek bakışı’ etrafında şekillenen bir resme bakmayı tercih ediyor diyebiliriz. Ve söylediğimiz gibi, olsa olsa bu tercihi nedeniyle eleştirebiliriz sinemacıyı.
Öte yandan, geçmişin bugüne taşıdıkları konusunda dört başı mamur bir hikaye ortaya koyuyor Farhadi. Çocuklardan başlayarak herkesin geçmişle bir hesaplaşması var ve herkes bugünü beklemiş gibi hikayede. Ailenin içine yeniden giren ‘boşanmak üzere olan koca’, ideal resimde bir tür ‘arabulucu’ görevi üstlenip işleri yoluna koyuyor gibi görünüyor. Oysa resmi iyice bulandırıp silikleştiren de o oluyor, ki bütün karakterlerin çıkmaz sokaklara kaçışması sonucunu doğuruyor bu durum. Vicdanın galip geleceği (gelmesi gerektiği) bir final beklerken, insan doğasının defoları devreye giriyor ve ‘iyilik’in tanımının da silikleştiği bir boyuta taşınıyor her şey. Kimin hangi aşamada ‘iyi’ olduğunun anlamsızlaştığı, vicdana takla attırmanın sonuç vereceğine inanıldığı bir boyut bu. ‘Bitmeyenler’ gene bitmemiş olarak kalıyor, biteceklerine dair bir işaret de barındırmıyorlar.
“Bir Ayrılık”tan sonra “Geçmiş”i de benzer bir şekilde sevmiş olmamızın altında sadece Asghar Farhadi’nin sineması yatmıyor tabii. Oyuncular da “Bir Ayrılık”taki gibi mükemmelen taşıyorlar hikayeyi, başta Bérénice Bejo olmak üzere. Cannes’da ‘en iyi kadın oyuncu’ seçilen aktris, gerçekliği bir an olsun es geçmeyen bir tutarlılıkla yapışıyor karakterine, iki adam arasında gelgitler yaşayan başkarakterin hezeyanlarını ete kemiğe büründürüyor. Hayatın erkekler için değil de onun için ‘zor’ olduğunu derinden hissettiriyor bize, Doğu ya da Batı toplumu ayrımı yapmaksızın…

Arka Pencere’nin (arkapencere.com)
31 Ocak 2014 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

LePasse
Bérénice Bejo, Ali Mosaffa