Etiketler

, , , , ,

Not: 8/10
2013 İtalya-Fransa, 142 dk.
Yönetmen: Paolo Sorrentino
Oyuncular: Toni Servillo, Carlo Verdone, Sabrina Ferilli, Carlo Buccirosso, Iaia Forte, Pamela Villoresi

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Sekiz Buçuk / 8½ (1963)
Yönetmen: Federico Fellini

BİR karakteri bir kentin içine atıp, orada kaybolup gitmesini “keyif içinde” izleyen filmler, bir yandan o karakterle seyirci arasında “esnek” bir bağ kurulmasına neden olurken, öte yandan da kentin devasa boyutlarını, gücünü, eziciliğini gözler önüne sererler. Karakter, ne kadar çırpınırsa çırpınsın yenilmeye mahkûmdur bu resimde, kente ve onun ardında sürüklediklerine direnmesi mümkün değildir. Öğütüldüğü bu değirmenin suyunun nereden geldiğini sorgulamaya bile fırsat bulamadan hiç olup gider çoğunlukla…
Paolo Sorrentino’nun bol ödüllü, Oscar’ı da alması muhtemel filmi “La Grande Bellezza” (Muhteşem Güzellik, 2013) da bu resmin içinde devinmeye çalışıyor ve bunu büyük bir ustalıkla yapıyor. Federico Fellini başyapıtları “La Dolce Vita” (Tatlı Hayat, 1960) ve “8½” (Sekiz Buçuk, 1963) başta olmak üzere, “kente rağmen” kentle birlikte hareket eden karakterlerin hikayelerini anlatan filmlerin kırması gibi “La Grande Bellezza”. Evet, Sorrentino’nun filmini Fellini’ye bir tür saygı duruşu ya da üstadın sinemasının zamansızlığını anlatma çabası olarak projelendirdiği apaçık görünüyor burada, ancak çok daha dallı budaklı bir proje olduğu da hissediliyor doğrusu.
Jep Gambardella adında bir başkarakterimiz var “La Grande Bellezza”da. Roma’yı mesken edinmiş ve kentin hızlı adımlarına ayak uydurarak yaşamını idame ettirmiş/ettiren bir adam bu. Yıllar önce yazdığı bir romanla hâlâ prim yapabilen Jep, o günden bu yanaysa gazetecilikle iştigal ediyor, magazin gazeteciliğiyle. Roma’nın eğlence hayatına kendini kaptırıp 60’larının ortasına kadar gele(bile)n karakter, “kadın avcısı” özellikleriyle öne çıkarken, geçmişte kalan “aşk”ın acısını da yanıbaşında taşımayı ihmal etmiyor. Hiçbir şekilde tatmin ol(a)madığı bu dünya, onu hızla tüketirken, bir yandan da “kalabalıklar” içinde yapayalnız kalmasına neden oluyor. Fark etmeden akıp giden hayat, onu “gözde” kimliğiyle koruyor belki, ama silinip gitmenin eşiğinde olduğunu da hissettiriyor karaktere. Rastlantılarla tetiklenen “arayış”sa gecikmiş bir çaba olmanın ötesinde anlam taşımıyor onun için…
“Her devrin adamı” gibi duran Jep Gambardella’nın Roma’yla mücadelesini odağa yerleştiren “La Grande Bellezza”, yaşayacağı pişmanlıkların hesabını kitabını yaparak “geriye dönüp bakamayan” insanoğlunun profilini de çıkarıyor bir yandan. Hayat akıp giderken yapılan hataların, işlenen günahların, kırılan kalplerin her birinden kaçmaya çalışan insanın beyhude çabası da resmin içine yerleşiyor bu filmde. Jep Gambardella’nın 65. doğum günü partisinin çılgınlığıyla girdiğimiz bu resim, onun adım adım yabancılaşıp yalnızlaşmaya taşınan yazgısını önümüze getiriyor. Karakter, kapladığı alanın anlamı üzerine kafa yorarken, bunun pek de matah bir şey olmadığını fark ediyor süreç içinde. Kendisini teslim ettiği “döngü”den çıkıp kurtulmanın olanaksızlığına çarpıyor her denemesinde. Hiç hamle yapmamış olmaktansa “geç” bir hamle yapmak istiyor belki, ama gecikmenin ağırlığı altında eziliyor kaçınılmaz olarak. “İnsan” olmak için ilk adımlarını attığı sıralarda hayatına giren aşkın geçmişten gelen kahrediciliği de hırpalıyor onu, bugünde tutunmaya çalıştığı aşkın yitip gidişi de. Anlayacağınız, Roma’nın bitap düşürdüğü ruhunu onarmaya çalışıyor kahramanımız, ama devasa ölçekte bir “düşman”la mücadele etmesi mümkün değil!
Paolo Sorrentino, başkarakteri aracılığıyla bir “bunaltı” edebiyatı örneği sergiliyor “La Grande Bellezza”da. Varoluşun bunaltısını kesif bir koku eşliğinde yaşayan Jep Gambardella’nın her nefes alışı, bu bunaltının daha da görünür olmasını sağlıyor. Kendisine tutunacak bir dal arayan karakter, her hamlesinde hüsrana uğrarken, aradığı “muhteşem güzellik”e ulaşamayacağını da biliyor bir yandan. Aradığı şeyin “bir an” ya da “bir insan” olmadığını anlamasıysa işe son noktayı koyuyor; hayatının tamamının bir “muhteşem güzellik” olması gerektiğini idrak ediyor ve kaybolan yıllarının ardından ağıt yakıyor. “La Grande Bellezza”, böyle bakıldığında alabildiğine “karamsar” bir tablo çiziyor bize, insanoğlunun hiç bitmeyen yolculuğuna dair. Ancak, ara duraklarda karşımıza çıkan “umut kırıntıları”yla bu karamsarlığı az da olsa törpülemeyi başarıyor film ve bünyesine nüfuz eden “çirkin kokular”ı bertaraf etmeye çalışıyor. Evet, insan “çirkin” bir yaratık ve bu çirkinliğini hayatı boyunca “anlamsızlıklar”la örtme çabası içine giriyor. Yılların ona yüklediği tecrübelerse “anlam”la yepyeni bir bağ kurmaya itiyor onu, ki insanı “değerli” kılan da bu oluyor belki de, en azından belli ölçülerde…

Ekşi Sinema’da (eksisinema.com)
7 Şubat 2014 tarihinde yayımlanmıştır.

LaGrandeBellezza
Toni Servillo