Etiketler

, , , , ,

Not: 7/10
2013 İngiltere, 93 dk.
Yönetmen: Richard Ayoade
Oyuncular: Jesse Eisenberg, Mia Wasikowska, Wallace Shawn, Noah Taylor, James Fox, Cathy Moriarty

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
İçimizdeki Şeytan / Raising Cain (1992)
Yönetmen: Brian De Palma

HENÜZ 25 yaşındayken yayımlanan 1846 tarihli ilk romanı ‘İnsancıklar’la (Bednye Lyudi) yere göğe sığdırılamayan, geleceğin en büyük kalemlerinden biri olacağının işaretlerini veren Dostoyevski’nin ikinci hamlesi ‘Öteki’ (Dvoynik), uzun hikâye formuyla dönemin meşhur edebiyat dergisi ‘Otechestvennye Zapiski’de yayımlandığında, kelimenin tam anlamıyla yerden yere vurulmuştu yazar. Kendisinin bile sonraki yıllarda çelişkili görüşler belirttiği bu eser, özellikle dilindeki ‘bilinçli savrukluk’la eleştirilmiş, diyaloglardaki ısrarlı tekrarlarla da acımasız okların hedefi olmuştu. Anlattığı hikâye ise o dönem için ‘yeni’ gibi görünse de Gogol etkilerinin yoğun biçimde hissedildiği bir temel üzerine inşa edilmişti. Anlayacağınız, ilk romanıyla edebiyat çevrelerini heyecanlandıran o ‘ışık’ bir anda sönüp gitmişti otoritelerin gözünde. O ışığın yeniden ve hiç sönmemecesine parlayacağını görmeleriyse pek vakit almayacaktı.
Dediğimiz gibi, bir uzun hikâye (novella) ‘Öteki’. Dokuzuncu dereceden devlet görevlisi Yakov Petroviç Golyadkin’in gelgitli serüvenini anlatan bu hikâye, özgüven problemi had safhada olan bu karakterin içinde kopan fırtınaların dışavurumuyla hayat buluyor. Bir şeyi yapmaya karar vermesiyle pişmanlık duyması arasında pek de zaman geçmeyen Golyadkin’in dünyası, günün birinde işyerine gelen ‘yeni çalışan’la bambaşka bir yöne evriliyor. Adı ve soyadı da dahil olmak üzere her şeyiyle ‘öteki Golyadkin’ (eserde ‘küçük Golyadkin’ olarak geçiyor) olan bu adam, kahramanımızın hiçbir zaman sahip olamadığı özgüvenle donatılmış, hatta bunu pervasızlık ve sahtekârlık boyutuna kadar taşımış biri. ‘Büyük Golyadkin’i giderek dibe doğru çeken ‘küçük Golyadkin’, karakterin çevresindeki herkesi ele geçirdiği gibi, onu ‘delilik’ sınırlarına kadar getirmeyi de ihmal etmiyor. Bay Golyadkin’in ruhundaki hiç bitmeyen çatışma ete kemiğe bürünüyor bu adamla birlikte ve içinden çıkılamaz bir boyuta taşınıyor.
Dostoyevski’nin metni, ‘kişilik bölünmesi’yle açıklanabilecek bir temelde yol almasına karşın, cebinde taşıdığı fantastik işaret fişeklerini de zaman zaman ateşliyor. İki Golyadkin’i bir bedende görmemizi sağlarken, onları ‘iki ayrı insan’ gibi de hissettiriyor bir yandan. Ruhbilimsel sularda gezinen yazar, Golyadkin’in özgüven probleminin onda yarattığı kişilik bölünmesinin üzerine gidiyor ve oradan çıkan ‘olmak istenen Golyadkin’in hinlikleriyle yeni bir rota çiziyor hikâyeye. Evet, dönemin eleştirmenlerinin dediği gibi çalakalem yazılmış gibi ‘Öteki’; tekrarlardan ve dağınıklıktan muzdarip bir metin havası taşıyor. Karakterin serüvenine akıllı dönemeçler yerleştirmesine rağmen, Dostoyevski’nin buradan ‘büyük bir eser’ iddiasıyla çıkmasını gerektirecek bir toplam yok ortada. Ancak, etki alanı hesaplandığında ve bugünden bakarak bir değerlendirme yapıldığında, burun kıvırılacak bir metin olmadığı da açık ‘Öteki’nin. Yazarı ‘Yeraltından Notlar’a (Zapiski iz Podpol’ya) kadar götüren bir altyapı çalışması söz konusu burada. Özellikle karakterin (karakterlerin) iç dünyasındaki gelgitlerin Dostoyevski evreninin oluşmasına büyük katkılar sağladığı da aşikâr.
1846’da yayımlandıktan sonra, 1866’da Dostoyevski’nin gözden geçirip önemli değişiklikler yaptığı ‘Öteki’, kimilerine göre yazarın en iyilerinden biri, kimilerine göreyse en zayıf eseri. Her iki görüşün de fazlasıyla uçlarda olduğuysa bir gerçek. Bize sorarsanız, bu metni ne değerinin ötesine taşımak ne de değersizleştirmek gerek. Uçlara savrulan eleştirinin ‘dikkat çekiciliği’ne kurban gitmiş anlaşılan birçok ‘otorite’…
Dostoyevski’nin metnini sinemalaştıran Richard Ayoade içinse ‘olumlu’ hanesine daha çok şey yazmak gerek sanki. 2010 yapımı ilk filmi ‘Denizaltı’yla (Submarine) sevip benimsediğimiz sinemacı, alabildiğine zor bir işin altından alnının akıyla çıkmayı başarıyor. ‘Öteki’nin Rus özelliklerini bir nebze olsun beyazperdeye taşımak için, hikâyenin dili dışında Anglosaksonlaştırma yoluna gitmiyor Ayoade. Zaman ve mekânı belirsizleştirerek dönemsel bir vurgu yapmaktan özenle kaçınıyor. Hikâyenin özüne inmek için başvurduğu bu yöntem işe de yarıyor, filmin karakter bazlı işleyişini derinleştiriyor.
‘Öteki’nin sinemaya yansıması, bir uyarlamadan çok bir esinlenme atmosferine sahip. Dostoyevski’nin hikâyesindeki fikri alıp yeni bir bina inşa ediyor bu film. Metinde her ikisi de aynı adı taşıyan karakterleri Simon James ve James Simon isimleriyle aktarıyor bize. Ve bu karakterlerin Dostoyevski’den yansıyan özelliklerini koruyarak yoluna devam ediyor. Jesse Eisenberg, her iki ‘öteki’yi canlandırırken oyunculuğunu bir adım öteye taşıdığının sinyallerini verirken, karakterlerin taban tabana zıt ruh hallerini aynı kadraja sıkıştırmayı başarıyor. Teknolojinin hiç durmayan gelişiminin de bu başarıda payı büyük tabii. Oyuncu demişken, Ayoade’nin ilk filmi ‘Denizaltı’da başrolleri paylaşan genç isimler Craig Roberts ve Yasmin Paige’in de küçük birer rolleri var filmde.
Özellikle finalin tümüyle değiştirildiği sinema uyarlaması, ‘Öteki’nin kişilik bölünmesine dair cümlelerini görselleştirirken etkin bir yapı kurmanın üstesinden geliyor. Alfred Hitchcock’un Robert Bloch uyarlaması ‘Sapık’ı (Psycho) başta olmak üzere sinema tarihinin birçok önemli eserinde karşımıza çıkan bu ‘hastalık’, ‘Öteki’de David Fincher’ın Chuck Palahniuk uyarlaması ‘Dövüş Kulübü’ (Fight Club) ile Denis Villeneuve imzalı taze José Saramago uyarlaması ‘Düşman’ın (Enemy) izlerini takip ediyor daha çok. O hikâyelerdeki ‘öteki ben’le kurulan sevgi/nefret ilişkisinin bir benzerini görüyoruz burada. Ayoade’nin Dostoyevski metnine yaklaşırken gösterdiği özen bir yana, çağdaş eserleri de filminin muhteviyatına eklemlemeyi ihmal etmiyor sinemacı. Zamansız ve mekânsız çalışmasına ‘kişilik’ enjekte etmeyi başarıyor.
Yönetmen, Dostoyevski’de sürekli dibe doğru giden karakterin yolculuğunu filmin sonlarına doğru terse çevirmeyi deniyor ve ‘varoluş’u sinemanın kurallarıyla ‘aydınlık’ bir yöne akıtıyor. Her ne kadar ‘belirsizlik’ hâkim görünse de, Dostoyevski’nin kaybetmeye mahkûm karakterinin burada kazanmaya yaklaştığını hissediyorsunuz. Kitapta ‘kötü taraf’a karşı yapılan bütün hamleler boşa çıkıyor, ama filmde bunların sonuç verme ihtimali apaçık gösteriyor kendini. Bu ters köşe durumu, Ayoade’nin çalışmasını değersiz kılmıyor, aksine hikâye derinliği katıyor.
Ezcümle, bizde Zeki Demirkubuz’un ‘Yeraltı’yla (Yeraltından Notlar) altından kalkıp, Mehmet Taşdiken’in ‘Aşk Ağlatır’da (Ezilenler) beceremediğini Richard Ayoade layıkıyla yapıyor. Dostoyevski’yi aynıyla sinemaya uyarlamanın beyhudeliğini kavramış görünen sinemacı, yazarın 19. yüzyılda yaptığı gibi ‘yeni bir şey’ ortaya koyarak ‘cümle’yi kurmayı başarıyor. O cümlenin peşinden gidip gitmemekse size kalmış!

Hürriyet gazetesinin Radikal Kitap ekinin
27 Haziran 2014 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

TheDouble
Jesse Eisenberg