Etiketler

, , , , , , , , , , , , ,


Not: 8/10
1991 Fransa, 125 dk.
Yönetmen: Leos Carax
Oyuncular: Juliette Binoche, Denis Lavant, Klaus-Michael Grüber, Daniel Buain, Marion Stalens, Chrichan Larsson

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Geçip Giden Çatana / L’Atalante (1934)
Yönetmen: Jean Vigo

AZ ama öz filmiyle sinema sanatının ‘ilham verici’ yönetmenleri arasında kendine yer bulan Leos Carax, bildiğiniz gibi son filmi “Kutsal Motorlar”da (Holy Motors) hem sinema tarihine hem de kendi kariyerine bir tür saygı duruşunda bulunmuş, ‘filmler filmi’ diyebileceğimiz leziz bir bütüne ulaşmıştı. Sinemacının 1991’den bugünlere kadar eskimeden taşınan harikası “Köprüüstü Aşıkları” (Les Amants Du Pont-Neuf) ise Carax’ın filmografisindeki nadide parçalardan biri kimliğiyle defalarca izlenmeyi, üzerine özenli cümleler kurulmasını fazlasıyla hak ediyor.
Leos Carax’ın beyazperdedeki ‘öteki ben’i Denis Lavant’ın, yönetmenin önceki iki filminde (“Oğlan Kıza Rastlar / Boy Meets Girl; 1984” ve “Kötü Kan / Mauvais Sang; 1986”) olduğu gibi ‘Alex’ karakteriyle karşımızda arzıendam ettiği yapım, iki saatlik süresi boyunca aşka yüklediğimiz anlamları tersyüz eden bir yapı kurar, ki bu yapının altında kalıp ezilmekten kurtarmak zordur kendimizi. İki ana karakteri Alex ve Michèle’le birlikte sacayağın üçüncü halkasını oluşturan Hans karakteri de bu ‘inşaat’ta önemli bir rol üstlenir.
Bir ‘sokak çocuğu’dur Alex, tam bir ‘kafası kıyak’ gençtir, hiçliğe doğru yolculuğunda sonu belli gibidir. Kendine mesken tuttuğu köprüyü görmüş geçirmiş evsiz Hans’la paylaşmakta, onun temin ettiği morfinle de uykusuzluk sorununu halletmektedir. Bu teslimiyet durumu, bir tür baba-oğul ilişkisine benzer. Ancak günün birinde kör olma tehlikesiyle karşı karşıya genç bir ressam olan Michèle’in gelişiyle işler karışmaya ve Alex’in dünyasında gelgitler yaşanmaya başlar. Aşk kapısını çalmıştır, ama önünde aşılması güç engeller var gibidir. Michèle’in hâlâ âşık olmasıdır temel problem; bunu aşarsa önü açılacaktır kuşkusuz. Ama her şey de beklediği, istediği gibi gitmez ve birkaç kez ters köşeye yatacağı bir aşkın açmazlarında bulur kendini…
Anlattığımız bu hikaye, “Köprüüstü Aşıkları”na belli bir mesafeden baktığımızda gördüğümüz şeydir. Hikayenin içine girdikçe ve bu iki karakterin dünyasını daha iyi anlamaya başladığımızdaysa taşlar yerine oturmaya başlar. Alex’in aşkı, onun için bir ‘kurtuluş’ demektir. Keza, Michèle de Alex’te benzer bir ‘kaçış formülü’ keşfeder ve birbirlerine tutunarak var olmanın hesaplarını yapar ikili. Kendisi için ‘yabancı’ olduğu aşikar bir kavram olan aşka karşı nasıl bir refleks göstereceğini kestiremeyen Alex’in şaşkınlığına karşın, Michèle’in refleksleri daha keskin ve anlaşılırdır. Genç kadın, geçmişinin ona yüklediği deneyimlerin ışığında ‘temkinli’ bir yol haritası çizer kendine. Bu iki ‘huzursuz ruh’un çarpışmasıysa ‘gerçek aşk’ın kaçınılmaz biçimde açığa çıkmasına neden olacaktır.
Karanlığa mahkum gibi görünen iki karakterin aydınlığa doğru ivmelenen bir aşk hikayesinin kahramanları olması, başka bir açıdan baktığımızda ‘masalsı’ bir atmosfer içinde deviniyorlarmış gibi durur. Öyledir de aslında; Fransız Devrimi’nin 200. yılı kutlamalarının görkemli ışığı altında bir tür masalı yaşarlar. Hiçbir zaman gerçekliğe kavuşmayacağını düşündükleri bu masal, onları farklı noktalarda test etse de vazgeçmeyecek, birbirlerinde buldukları ve ‘güven’le kilitlenen huzurla yollarına devam edeceklerdir.
Evet, yoğun bir karamsarlıkla açılır “Köprüüstü Aşıkları”. Alex ve Michèle’in içinde bulundukları çıkışsızlığın aşılamayacağı izlenimini ediniriz. Ancak alınan her nefes, atılan her adım, kaçırılan her bakış, bu izlenimi yerle bir edecek kadar gerçek ve ‘inançlı’dır. Bu iki ‘kaybeden’in kazanmalarına izin verilip verilmeyeceği ise kuşkuludur, ta ki onların inanmışlıklarına tam olarak ikna edildiğimiz ana kadar. O denli ‘net’ ve odaklanmıştır ki kahramanlarımız, masalı ‘mutlu son’la bitirmeye kararlı olduklarını anlamakta gecikmeyiz. Hayatı tersten okuyarak da ‘istenen’e ulaşabileceğini kanıtlar Alex ve Michèle.
Alex, Michèle ve Hans kadar, köprünün de bir karakter gibi hikayeye etki ettiği “Köprüüstü Aşıkları”, karakterlerinin ‘kayboluş’una bir set çekerek onları ‘yeniden doğuş’la yüzleştirir. Juliette Binoche ve Denis Lavant kadar Hans’ı canlandıran Klaus-Michael Grüber de nutkumuzun tutulmasına yardımcı olur. Leos Carax’ın, finalde 1934 yapımı Jean Vigo başyapıtı “Geçip Giden Çatana”ya (L’Atalante) yaptığı göndermeyse işin tuzu biberi olur. Alex ve Michèle’in bütün engelleri birer birer aşıp yaptıkları ‘umut yolculuğu’, onları tıpkı “Geçip Giden Çatana”daki Jean ve Juliette gibi, hatta onların yanında koşar adım mutluluğa ulaştırır. Gelecek her ikisi için de aydınlıktır ve bu aydınlığa erişirken gösterdikleri azimle ‘kaybetseler de kazanacaklarını’ bilerek sonlandırırlar hikayeyi (ya da masalı).
30 yıllık uzunca bir zaman dilimine sadece beş uzun metrajlı sinema filmi sığdırmış olan Leos Carax’ın dehasına saygıda kusur etmeyişimizin anahtarlarından biridir “Köprüüstü Aşıkları”. Vaktiyle ödüllere boğulmamıştır bu başyapıt ama etkisini her daim koruyacak olmasıdır onu bu kadar değerli kılan. Üzerine düşündükçe derinleşen, derinleştikçe sinemaseverleri içine çeken film, aşkın ‘sıradan’ olamayacağını işaret eder her karesiyle ve Alex’le Michèle’in özelinde kutsar adeta bu kavramı.

Arka Pencere’nin (arkapencere.com)
5 Eylül 2014 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

LesAmantsDuPont-Neuf
Denis Lavant, Juliette Binoche

Reklamlar