Etiketler

, , , , ,

Not: 1/10
2015 Türkiye, 114 dk.
Yönetmen: Celal Çimen
Oyuncular: Cem Kurtoğlu, Hakan Ural, Günay Musayeva, Tolga Karel, Hazım Körmükçü, İskender Bağcılar

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
İradenin Zaferi / Triumph des Willens (1935)
Yönetmen: Leni Riefenstahl

FİLLER tepişirken ezilen çimen gibiyiz epeydir; iktidarla cemaat arasındaki ‘savaş’ta figürandan öte bir anlam taşımıyoruz belli ki. Onlar birbirlerini yemek/yenmek için bütün ‘koz’larını oynayadursunlar, biz de elimizde avucumuzda kalan son umut kırıntılarına tutunmaya çalışıyoruz. Kapana kısıldığımız bu ‘cehennem’ içinde bile en ufak ışığın izini sürüyor, ‘tip’ten ‘karakter’e doğru evrileceğimiz bir düzeni arıyoruz.
İktidarla cemaat arasında her türlü ‘silah’ın kullanıldığı bu amansız savaşın sinema ayağının olmayacağı da düşünülemezdi tabii. Cemaatin bir adım önde olduğu, kitleleri etkilemek için sinemayı kullanma biçimini geliştirdiği bu alanda iktidar (ya da onu idealize edenler) da boş durmayacaktı haliyle, sağlam bir hamle gerekiyordu. “Kod Adı: K.O.Z.”, bunun sonucu olarak sinemanın iktidara dönük tarafını netleştiren, savaşta kullanılan silahları çeşitlendiren bir propaganda filmi kimliğiyle geldi çöreklendi önümüze.
İki saatlik film, ‘paralel yapı’ denilen cemaatçi örgütlenmenin ‘in’ine girme çabasıyla hayat buluyor, kendince giriyor da. İsimler, kurumlar, mekânlar değiştirilmiş tabii. Dramatik yapıyı desteklemek adına biri cemaatçi polis, diğeri ‘idealist’ gazeteci olmak üzere iki kardeşin hikâyesi de var büyük resmin içinde. Göreceklerimizin klişelerin ötesine taşın(a)mayacağını belgeliyor bu seçim, ki iki saat sonunda yanılmadığımızı da anlıyoruz.
‘Torba yasa’ konusunda uzmanlaşmış hükümet gibi, bu filmi projelendirenler de her şeyi (ama her şeyi) bir çuvala koyup ‘paralel yapı’ya havale ediyorlar. Başta dedik ya, bu bir savaş ve savaşılan ‘şey’e karşı cebinde ne varsa fırlatmak da en kolay çözüm sanki. Bu noktada, birbirlerini yemelerinden rahatsızlık hissetmediğimizi, iki ‘kötü’den birini seçmek zorunda olmadığımız için kendimizi ‘şanslı’ saydığımızı da belirtelim. Émile Zola, “Germinal”in sonunu şöyle bağlıyordu bildiğiniz gibi: “İnsanlar yetişiyor, kara, kin dolu bir ordu, bir asır sonraki hasada hazırlanıyor, tohumlarını patlatıyordu.” Biz de Zola’nın bahsettiği ‘nefret’le bileniyor ve umut kırıntılarımızın tohumlar gibi patlamasını bekliyoruz.
Filme dönersek (pek dönmek de istemiyoruz aslında)… Sinema adına elle tutulur bir şey bulamadığımız “Kod Adı: K.O.Z.”, bir gerçekliğin deşifresinden ziyade, artık gizlisi saklısı kalmayan bir nefretin beyazperdedeki dışavurumu gibi. Ancak, bu nefreti aksettirirken Gezi Parkı Direnişi’ni de ‘paralel yapı’ya havale edip itibarsızlaştırmaya çalışma hamlesi gözden kaçmıyor, ki büyük çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu kitlelerin ‘haklı öfke’sini görünmez kılmaktan başka bir amaç yok bu hamlede. Birinci ağızdan duyduğumuz için ‘emri kimin verdiği’ne dair kafamızda soru işareti olmamasına karşın, burada da durmuyor bu projeyi hayata geçirenler ve ‘yeni bir tez’le hedefe doğru bir atış daha yapıyorlar. ‘Evlerinde tutulamayan’ yüzde 50’yi salonlara koşturmak gibi bir amaçları olduğu açık, ki her hamleleri tıpkı iktidarın yaptığı gibi bu kitleyi sıkılaştırmak, dağılmalarını önlemek üzerine.
Filmdeki Başbakan da örnek alınan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘görmediğimiz’ özelliklerini barındırıyor bünyesinde. Benzer propaganda filmlerinde görmeye alışık olduğumuz bir durum bu aslında. İdealize ediliyor karakter, ‘ayrıştırıcı dil üstatlığı’ndan sıyrılıp bambaşka bir noktaya oturuyor. Onu adeta ‘kutsayan’ bir yaklaşım bu, ki yabancısı değiliz buna da. Propaganda filmlerinin kraliçesi, Hitler’in sinemacısı Leni Riefenstahl’ın belgesellerindeki sinemasal doğrular yok ama bu filmde, ne bir hikâye anlatımı becerisi ne de sinematografik zenginlik söz konusu. Anlattıklarında olduğu gibi, anlatımında da her şeyi bir çuvala dolduruyor ‘projeciler’ ve ‘karmaşa’dan beslenmeye çalışıyorlar. Ders vermek gibi olmasın, ama belli bir noktaya odaklansalardı daha ‘verimli’ bir sonuç çıkabilirdi ortaya. “Paralel yapıya odaklandık işte” diye karşılık verebilirler tabii, ama bunun da sinemasal doğrular çerçevesinde bir karşılığı yok ne yazık ki!
Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünden Hrant Dink cinayetine, ‘faiz lobisi’nden devletin her kademesine nüfuz eden ‘imamlar’a, ‘dış mihraklar’dan Hakan Fidan meselesine kadar her şeyin ‘yerli yerine oturduğu’ (ama 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonları, ‘tapeler’ eksik!) bir resim var karşımızda. Buradaki komplo teorilerinin bir kısmı ya da tamamı doğru da olabilir, ancak Bülent Arınç’ın da dediği gibi oy verenler dışındaki yüzde 50’nin iktidardan neden nefret ettiğini açıklamaz bu. Bunun için ‘süper kahramanlaştırmak’ değil bütün zaaflarıyla ‘insanlaştırmak’ gerek bazılarını, ki o ‘yürek’ de şimdilik herhangi bir sinemacımızda yok galiba. Yakın denebilecek bir zamanda da belgeseller dışında böyle bir yaklaşımla karşılaşabileceğimizi de sanmıyoruz…
“Kod Adı: K.O.Z.” ismi nereden mi geliyor? Filmdeki Başbakan veriyor emri, “Köstebek operasyonu zamanı” diyor. Çok yaratıcı bir numara gerçekten de, bravo!

Diken’de (diken.com.tr)
13 Şubat 2015 tarihinde yayımlanmıştır.

KodAdiKOZ-2
Cem Kurtoğlu