Etiketler

, , , , , , , , , , , , , ,


Not: 9/10
1970 İngiltere, 195 (206) dk.
Yönetmen: David Lean
Oyuncular: Robert Mitchum, Sarah Miles, Christopher Jones, Trevor Howard, John Mills, Leo McKern, Barry Foster

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Dalgaları Aşmak / Breaking the Waves (1996)
Yönetmen: Lars von Trier

DEVASA filmlerin yönetmeni David Lean, büyük prodüksiyonları tereyağından kıl çeker gibi halletmesiyle ünlü bildiğiniz gibi. Her babayiğidin harcı olmayan bu yapımlar, onun elinde adeta birer ‘oyuncak’a dönüşüyor, başyapıt düzeyine ulaşıyor ya da yaklaşıyorlar. Yönetmenlik denen zor zanaatın kusursuz uygulayıcılarından biri David Lean. El attığı hikayeleri hiçbir ayrıntıyı atlamadan başlatıp bitirebiliyor ve sonuçta da karşımızdaki eseri ağzımız açık izlemek kalıyor bize.
1970 tarihli “İrlandalı Kız” (Ryan’s Daughter), Lean’in başyapıtlar galerisinin sondan bir önceki halkası. Bu çalışmasının ardından vereceği 14 yıllık ara, E.M. Forster uyarlaması “Hindistan’a Bir Geçit”le (A Passage To India) onu son kez karşımıza getirmişti. “İrlandalı Kız” da edebi tatlar bırakan bir film, her David Lean çalışmasında olduğu gibi. Bir uyarlama değil belki, ama Robert Bolt’un senaryosu, başta Gustave Flaubert’in “Madam Bovary”si ve Tolstoy’un “Anna Karenina”sı olmak üzere edebiyat dünyasının kusursuz metinlerine öykünen bir yapıya hizmet ediyor. O metinlerden sızan melankoli, “İrlandalı Kız”ın da atmosferini belirleyen en temel unsur haline geliyor.
1916’da küçük bir İrlanda sahil köyünü mekan ediniyor hikaye. Birinci Dünya Savaşı’nın göbeğinde yaşanan, bu trajedinin de görünür değilse de etkili olduğu bir hikaye bu. Köyün hancısı Ryan’ın (Leo McKern) güzel kızı Rosy (Sarah Miles) var hikayenin merkezinde. Âşık olduğu köyün ‘olgun’ öğretmeni Shaughnessy (Robert Mitchum) ile evlenmesine karşın ‘eksiklik’ duygusundan kurtulamayan Rosy, bölgedeki karakola gelen savaş gazisi genç İngiliz subay Doryan’la (Christopher Jones) ‘yasak’ bir ilişkiye girerek bu eksikliği gidermeye çalışıyor. Aradığının (ya da bulduğunun) aşk mı yoksa sadece cinsel haz mı olduğuna dair kendisinin de net bir fikri yok aslında. Ama ‘tutku’nun öne çıktığı bir ilişki yaşadığı kesin. İngilizlerin ‘düşman’ olarak görüldüğü İrlanda’da böylesi bir ilişkinin karşılığıysa ‘vatan hainliği’ kuşkusuz. Toplumsal yargı ve önyargıların da bir araya gelmesiyle, Rosy’nin hikayesinde ‘mutlu son’ görmek neredeyse imkansız gibi…
Rosy’nin etrafında şekillenen bu hikayede başka karakterler ve durumlar da mevcut tabii. Özellikle İrlandalıların bugünlere kadar gelen ‘direniş’lerinin genel resimdeki payı büyük. IRA öncesi direnişteki ‘gerilla askerler’in köyde yaşattıkları heyecan, bugün çekilmesi mümkün görünmeyen bir sahneyle ölümsüzleşiyor filmde. David Lean’in istediği fırtınanın gelmesi için bir yıl bekledikten sonra çektiği bu sahnede, köylülerin direnişçilere yardım etmek için devasa dalgalarla boğuşmalarını izliyoruz. Direnişçiler için sonuç beklendiği gibi olmuyor belki, ama bir ulusun ülke olma azminin hangi boyutlara taşındığını net biçimde görebiliyoruz. Rosy için de kilit bir sahne oluyor bu, her şeyin açığa çıktığı, bütün duyguların görünür kılındığı. Toplumsal önyargının nefrete dönüştüğü, bireysel merakların da cevap bulduğu anları beraberinde getiriyor bu sahne ve devamı. Sacayağı oluşturan Rosy, kocası ve âşığının duygusal titreşimleriyse o andan itibaren bambaşka bir yöne doğru savruluyor. Bir tür ‘karar anı’ oluşturuyor yaşananlar.
“İrlandalı Kız”da ‘aşk’ kavramının sadece bir tanımı olmadığı gibi, sadece bir sonucu olmadığı da vurgulanıyor. Rosy’nin aşkla kurduğu ilişki, genç kadının kafasındaki soru işaretlerini bir an olsun dindirmiyor, aksine daha da çoğaltıyor. Katolik bir öğretinin ışığında yetişen Rosy, hikayenin ‘denge’ unsuru olan köyün rahibiyle (Trevor Howard) diyaloglarında ‘günah’ kavramını da sorguluyor, sorgulatıyor. İnsani olarak hiçbir defosu olmayan kocasını ‘aldatması’nın yarattığı vicdani hesaplaşma da genç kadını örseliyor. Bu ilişkide hiçbir risk almamış gibi görünen genç ve yakışıklı İngiliz subay ise finalde trajedinin göbeğine itilip hiçleşiyor. Hikayenin bir başka denge unsuru olan ‘köyün delisi’ Michael (John Mills) da resmin kırılma noktalarında devreye giriyor ve ‘sessizce’ hükmediyor filme. Onun masumiyeti, Rosy’nin de kaderini belirliyor bir bakıma. İçinde bulunduğu toplumun sınıfsal öfkesini üzerine çekmiş olan genç kadın, önyargıların tetiklediği bir ‘cadı avı’nın da malzemesi oluyor sonuçta. Kendi seçimlerinin onu taşıdığı aşamada ‘kurban’ pozisyonuna oturuyor.
David Lean, üç saati aşan süresi boyunca filminde herhangi bir ‘eksen kayması’na izin vermiyor. Rosy’nin temas ettiği herkesin hikayeciğini önemli kılmayı biliyor, büyük resme etkilerini sınırlamıyor. Bir tür Yunan tragedyası atmosferi yarattığı filmde, Robert Bolt’un senaryosunun da yardımıyla alabildiğine ‘basit’ sorular soruyor. Bazılarına cevap buluyor, bazılarının cevabınıysa karakterlerinin film sonrası hikayelerine bırakıyor. Bu basit sorular, insanoğlunun tarih boyunca farklı cevaplarla karşılık bulan kafa karışıklıkları aslında. Yeni bir şey söylemiyor “İrlandalı Kız”, söyleme iddiasında da bulunmuyor. Rosy’nin serüveni, ‘bireysel özgürlük’ sınırlarının nasıl da geçirgen olduğunu belgeliyor bir kez daha. Sarah Miles’ın ‘aşkla’ tutunduğu bu karakter, sinema tarihinin ‘edebiyat kokan’ kahramanlarından birine dönüşüyor. Edebiyattaki öncüllerinin arkalarında bıraktıkları kırıntıları takip ediyor Rosy, büyük bedeller ödeme pahasına…

Arka Pencere’nin (arkapencere.com)
26 Haziran 2015 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

RyansDaughter
Sarah Miles, Christopher Jones

Reklamlar