Etiketler

, , , , , , , , , , , , , ,


Not: 10/10
1948 ABD, 80 dk.
Yönetmen: Alfred Hitchcock
Oyuncular: James Stewart, Farley Granger, John Dall, Joan Chandler, Edith Evanson, Cedric Hardwicke, Constance Collier, Douglas Dick

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Birdman veya (Cahilliğin Umulmayan Erdemi) /
Birdman or (The Unexpected Virtue of Ignorance) (2014)
Yönetmen: Alejandro González Iñárritu

ÜSTADIMIZ Alfred Hitchcock’un başyapıtlar yığını içinde hep ‘ikinciller’ listesinde adı anılan, ama bizim ayrı bir önem atfettiğimiz “Ölüm Kararı” (Rope), yönetmenlik denen şeyin bütün inceliklerini kısacık bir zaman dilimi (80 dakika) içine ve tek mekana sıkıştıran benzersiz bir ustalık gösterisi. Hitchcock, Patrick Hamilton’ın 1929 tarihli oyununu sinemalaştırdığı 1948 yapımı çalışmasında, açılıştan kapanışa kadar tadından yenmez bir gerilim yaratıyor, ki ‘tek planmış gibi’ görsel tercihiyle de bu gerilimi şahlandırmayı başarıyor.
‘Mükemmel cinayet’, Hitchcock’un takıntılarından biri bildiğiniz gibi. “Ölüm Kararı”nda da bu tema üzerine yoğunlaşıyor yönetmen. İki genç katilimiz var hikayede. Açılış jeneriğinin aktığı anlarda gördüğümüz sokaktan bütün hikayenin geçeceği çatı dairesine giren kamera, bu iki gencin başka bir genci iple boğmasına tanık ediyor bizi. Nedenler ve nasıllarla boğuşurken, ölen genci salonun ortasındaki sandığın içine yatırıp kapağını kapatıyorlar. Öğreniyoruz ki, sadece ‘mükemmel cinayet’ işleyebileceklerini kanıtlamak isteyen ve kendilerini ‘üstün insan’ olarak gören tipler bunlar. Öldürdükleri de yakın arkadaşları.
Hikayenin kalbini oluşturan bölümse, bu cinayetten sonra yaşananlar. Dedik ya, kendilerini ‘üstün insan’ olarak görüyorlar diye. ‘Aşağıdakiler’in de ölmeyi hak ettiklerini düşünüyorlar, bunu bir de ‘parti’yle belgelemeye kalkıyorlar. Ölen gencin babası ve nişanlısının da konuklar arasında yer aldığı bu parti, onlar için tam bir ‘sınav’ anlamı taşıyor. Bu sınavı daha da zorlaştırmak için, eylemlerinde ‘örnek’ aldıkları bir üstadı da çağırıyorlar. Vaktiyle onlara ‘üstün insan’ teorisini anlatan bu adam, sınavı zorlaştırmanın ötesinde, ‘çatışma’yı bir ‘akıl oyunları’na dönüştürüyor. Ağızlarından kaçıracakları en küçük ipucuyla darağacını boylama ihtimalinin olması da gerilimi palazlandırıp devasa boyutlara taşıyor.
Evet, hikayenin ‘ahlaki’ yapısı önemli, hatta çok önemli, ama “Ölüm Kararı”nı değerli kılan tek şey bu değil. 2. Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında çekilmesi nedeniyle Hitler’i de örnek göstererek ameliyat masasına yatırdığı ‘üstün insan’ teorisini hedef tahtasına yerleştiren film, bunu klasik ‘iyi/kötü’ çatışmasıyla ele almak yerine, çok daha derinlerdeki insani çatlaklarla açıklıyor. Sınıfsal farklılıklarla da ilgilenmiyor hikaye, onun derdi daha ‘öze dönük’, daha ‘karanlık’. Tabii ki bunu yaparken Hitchcock’vari bir yöntem öne çıkıyor, cümleler bir ‘suç kurgusu’ içinde dillendiriliyor. Filmdeki “Suç Ve Ceza” göndermesi de boşa değil kuşkusuz, her şey bir hesap kitap işinin sonucu. Bütün filmlerinin setine ‘kafasında bitirmiş’ olarak gelen Hitchcock, “Ölüm Kararı”nda da dizginleri bırakmıyor, rüyasında gördüğünü mükemmelen peliküle aktarıyor bir kez daha.
Peliküle aktarım sırasında Hitchcock’un yaklaşımı, tek mekanın ve tabii ki teatralliğin dezavantajlarını ‘kıracak’ biçimde oluyor. Uzun plan sekanslarla kurduğu yapı, kesintisiz bir tek plan atmosferi yaratırken, ‘eş zamanlılık’ ilkesine de sadık kalıyor yönetmen. Hikayenin gerilimini seyirciye aksettirmenin bir yolu olarak başvurduğu bu yöntem, izleyenleri de ilk elden ‘tanık’ haline getiriyor. Hemen filmin başındaki cinayete tanık olan seyirciler, katiller dışında kimsenin bilmediği ‘gerçek’le finale kadar yaşamanın ağırlığını hissediyorlar sırtlarında. Kamera onların gözü haline gelirken, James Stewart’ın canlandırdığı karakterin adım adım ipuçlarına vakıf olmasının müsebbibi olarak da kendilerini görüyorlar, bir tür ‘yönlendirici’ye dönüşüyorlar. Bunu bir ‘video oyunu’ gibi de düşünmek mümkün, yaşanan pozitif ya da negatif her şeyin sizin elinizde olduğu. Kameranın kesintisiz hareketleri, ‘röntgencilik’ten ziyade ‘idarecilik’ vasfı kazandırıyor seyirciye.
Alejandro González Iñárritu’nun Oscar’lı çalışması “Birdman Veya (Cahilliğin Umulmayan Erdemi)”nde [Birdman Or (The Unexpected Virtue Of Ignorance)] karşımıza çıkan çarpıcı yöntemin köklerini de Hitchcock’un “Ölüm Kararı”ndaki benzersiz seçimi oluşturuyor kuşkusuz. Her iki filmin ‘tiyatro’ ortak paydasında buluşmaları da rastlantı değil tabii ki…
‘Katil’ karakterlerden birinin piyano başında geçirdiği anlar hariç, müziğin sadece açılış jeneriğinde kendine yer bulduğu, dolayısıyla da filmik enstrümanlardan birini es geçen “Ölüm Kararı”, bu boşluğu mükemmel ses çalışmasıyla kolayca kapatıyor. Büyük bölümü evin salonunda geçen hikayede, örneğin ön planda iki karakter ‘kritik’ bir şey konuşurken, arka plandakilerin sesleri de ‘anlaşılmaz’ biçimde duyuluyor. Bu yaklaşım, seyirciyi arka plandakilerin yerine de koyma fırsatı veriyor. “Buradan onların ne konuştukları anlaşılmıyorsa, oradan da burada konuşulanlar anlaşılmıyordur” yargısını kafamıza yerleştiriyor bu seçim. Hitchcock, böylece hikayenin hiçbir anında ‘inandırıcılık’ sıkıntısı çekmiyor, seyirciyi ‘şüphe’yle bakmaya itse de…
Her şeyin çözüme kavuştuğu final bölümünde ise iki katil ve ‘anahtar’ karakterin bütün korku ve endişeleri açığa çıkıyor. Katillere ‘örnek’ olan karakterin zaafları da en az onlarınki kadar ‘görünür’ oluyor. Üç ‘üstün insan’ın yanıltıcı üstünlüklerinin ipliği pazara çıkıyor, filmin orijinal adındaki ‘ip’ metaforunda olduğu gibi. O ipin ucundan -hangi amaçla olursa olsun- kim tutarsa sallanıyor, ‘korku’yla yüzleşmekten kurtulamıyor.

Arka Pencere’nin (arkapencere.com)
5 Şubat 2016 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

Rope
Farley Granger, James Stewart, John Dall

Reklamlar