Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

ABiggerSplash
Matthias Schoenaerts, Tilda Swinton, Dakota Johnson, Ralph Fiennes

SEN BENİMSİN (A Bigger Splash)
Not: 7/10
2015 İtalya-Fransa, 125 dk.
Yönetmen: Luca Guadagnino
Oyuncular: Tilda Swinton, Ralph Fiennes, Matthias Schoenaerts, Dakota Johnson, Aurore Clément, Lily McMenamy, Corrado Guzzanti, Elena Bucci
Dağıtım: Bir Film (Fabula Films)

LUCA Guadagnino’dan ikinci kurmaca filmi “Melissa P.” münasebetiyle pek haz etmemiştik, ama sonraki hamlesi “Benim Adım Aşk”la (Io Sono l’Amore) fikrimizi değiştirmeyi başarmış, yönetmenliğinin tadını çıkarmamıza izin vermişti. Şimdiyse onu “Sen Benimsin”le (A Bigger Splash) yeniden gözlemleme fırsatı bulduk ve bir kez daha alkışı hak eden bir performans çarptı gözümüze. Jacques Deray’ın 1969 tarihli başyapıtı “Sen Benimsin”in (La Piscine) modern yeniden çevrimine soyunan sinemacı, dönemsel bazı değişiklikler yapsa da orijinal hikayenin patikasından uzaklaşmıyor bu çalışmasında. Hikayenin cinsel tansiyonunu iki saat boyunca ayakta tutan, bunun yarattığı gerilimi layıkıyla yansıtan ve işin polisiye boyutunu da bu gerilimle örtüştürmeyi başaran Guadagnino, Deray’ın filminde olduğu gibi dört oyuncusundan da harika performanslar almanın üstesinden geliyor. Özellikle Ralph Fiennes’ın Harry’de gösterdiği mükemmelliğin diğer oyuncuların bir adım önünde olduğunu söylememiz gerek. Aktörün “Emotional Rescue” sahnesinde verdiği keyfin paha biçilmez olduğunu da ekleyelim. Orijinal filmin bir tık aşağısında olsa da ‘kuşku’yu benzer bir şekilde aktarabilen yeni “Sen Benimsin”i (ilk filmin Türkçe ismini bu çalışmaya da layık gören Fabula Films’e teşekkürler) izlerken, sinema sanatı adına ‘melez’ lezzetlerle karşılaşacağınızı da son bir not olarak düşelim.

Evolution-2
Roxane Duran, Max Brebant

EVRİM (Évolution / Evolution)
Not: 6/10
2015 Fransa-Belçika-İspanya, 81 dk.
Yönetmen: Lucile Hadzihalilovic
Oyuncular: Max Brebant, Roxane Duran, Julie-Marie Parmentier, Mathieu Goldfeld, Nissim Renard
Dağıtım: M3 Film (Bir Film)

GASPAR Noé’nin sevdiceği kimliğine karşın kendi çizgisini oluşturma konusunda ağır ama emin adımlar atan Lucile Hadzihalilovic’in ikinci uzun metrajlı filmi “Evrim” (Évolution), yönetmenin ilk çalışması “Masumiyet”in (Innocence) genel anlatım kalıplarına sahipse de çok daha ‘karanlık’ bir yapım. Sadece kadınlar ve onların ‘oğulları’nın yaşadığı bir sahil kasabasını mekan edinen hikaye, ütopya ile distopya arasında gidip gelen yapısıyla izleyicinin zihnini açan bir rotayı takip ediyor. Adının işaret ettiği ‘evrim’ meselesini tersten okuyan ve yeni bir ‘evrim teorisi’ inşa eden bu hikaye, oğulların doğum yaptığı/yaptırıldığı/yaptırılmaya çalışıldığı bir ‘yeni dünya düzeni’yle hedefe yürümeyi seçiyor. ‘Deniz yıldızı’nın da anlatımı hem metaforik hem de direkt bir etkiye tâbi tuttuğu film, sabırlı sinemasevere istediğini veriyor sonuç olarak. Hikayenin karanlığının sizi götürdüğü noktada ‘aydınlık’ bir geleceğe dair işaretler bulmanız da mümkün, çok daha derin bir karanlığa hapsolmanız da. Her şey, filme hangi açıdan giriş yaptığınıza ve hangi açıdan çıktığınıza bağlı. Bu arada, “Evrim”i ticari gösterime sokma cesaretini gösteren Bir Film’i tebrik etmek de boynumuzun borcu…

Warcraft-2
Toby Kebbell

WARCRAFT: İKİ DÜNYANIN İLK KARŞILAŞMASI (Warcraft)
Not: 5/10
2016 ABD, 123 dk.
Yönetmen: Duncan Jones
Oyuncular: Travis Fimmel, Paula Patton, Ben Foster, Dominic Cooper, Toby Kebbell, Ben Schnetzer, Robert Kazinsky, Clancy Brown, Daniel Wu, Ruth Negga, Anna Galvin, Callum Keith Rennie, Burkely Duffield, Ryan Robbins, Dean Redman
Dağıtım: UIP

DEVASA bir sektör haline gelen video oyunları aleminin efsanelerinden biri “Warcraft”. 1994’ten bu yana varlığını sürdüren ve dünya çapında geniş bir fanatik kitlesine sahip olan oyun, her türlü medyanın (kitap, manga, çizgi roman, masa oyunu, kart oyunu, dergi) ilgi alanına girmiş, ancak bugüne kadar sinemaya nüfuz edememişti. 2006’dan itibaren çekilmeye çalışılan ve en nihayetinde bu yıl karşımıza gelen “Warcraft: İki Dünyanın İlk Karşılaşması”yla bu açık da kapanmış oldu böylece. Oyunun inceliklerine hakim değiliz (aslında hiç bilmiyoruz), dolayısıyla da efsaneye dair yalnızca film üzerinden bir değerlendirme yapabiliz, ki öyle yaptığımızda karşımıza çıkanın çok da orijinal bir fikir olmadığını söylememiz gerek. “Yüzüklerin Efendisi” (The Lord of the Rings) başta olmak üzere yaratılan ya da var olan birçok mitolojinin harmanlanmasıyla oluşmuş gibi “Warcraft” alemi. Öte yandan, orijinal değilse de üzerine tırmandığı fikri sulandırmadan bir bütüne kavuşturmayı başarıyor bu film. Ölümüyle karalar bağlamamıza yol açan David Bowie’nin oğlu Duncan Jones, üçüncü filminde böylesi büyük bir projeyi yönetme sorumluluğunun altında ezilmiyor. Hikayenin iyiyle kötüyü net hatlarla ayırmaması ise filme ekstra bir derinlik katarken, Orklar ve İnsanlar arasındaki amansız mücadeleyi ivmelendiren karakterlerin motivasyonlarına inanmamızı da sağlıyor. Belki iyi bir film olamıyor “Warcraft: İki Dünyanın İlk Karşılaşması”, ama bir seriye başlamak için kötü bir seçim gibi de durmuyor. Yaratılan dünya, gelecekteki hikayeler için umut vaat ediyor anlayacağınız.

TheTrust-2
Nicolas Cage

VURGUN (The Trust)
Not: 5/10
2016 ABD, 92 dk.
Yönetmenler: Alex Brewer, Benjamin Brewer
Oyuncular: Nicolas Cage, Elijah Wood, Sky Ferreira, Jerry Lewis, Eric Heister, Alexandria Lee, Ethan Suplee, Kenna James, Steven Williams
Dağıtım: The Moments Entertainment (Tanweer)

SİNEMADA eskiye, daha doğrusu eski anlatım kalıplarına bir dönüş söz konusu. ‘Cilalı’ anlatım modellerinden sıkılan sinemaseverlere daha gerçekçi tonlar sunma amacı taşıyan bu eğilim, ilk filmlerini çeken Alex ve Benjamin Brewer kardeşleri de etkisi altına almış anlaşılan. Nicolas Cage ve Elijah Wood’u iki polis olarak resmeden “Vurgun” (The Trust), bir ‘açık kapı’ yakalayan iki karakteri büyük bir soyguna itiyor hikayede. Açılış bölümleri ve soyguna kadar gelinen nokta itibarıyla doyurucu bir atmosfer yaratıyor Brewer kardeşler, ancak işin soygun aşamasında hem onlar hem de bizim için zor dakikalar başlıyor. Rahat, kasılmayan bir tonda ilerleyen film, soygunla birlikte rotasından sapıp parçalanma emareleri gösteriyor. Baştan sona bir ‘paradoks’ üzerine inşa edilmeye çalışılıyor hikaye, ancak belli bir aşamadan sonra bunun sürdürülebilir bir şey olmadığı ortaya çıkıyor. Brewer kardeşlerin bunu sürdürme azmine saygı duyuyoruz, ama merkeze koydukları paradoksu tadında tutsalardı çok daha iyi bir sonuç alabilirlerdi sanki! 90 yaşındaki Jerry Lewis’i birkaç kısa sahnede Nicolas Cage’in babası olarak görmekse bu filmin bize sunduğu en büyük nimet olsa gerek…

AramaMoturu-2
Musa Çınar

ARAMA MOTURU (The Search Engine)
Not: 4/10
2015 Türkiye, 94 dk.
Yönetmen: Atalay Taşdiken
Oyuncular: Mehmet Çiğdem, Musa Çınar, Mahmut Uyanık, Mithat Bakır, Musa Vatandaş, Sırrı Çiğdem, Fahri Sezgin
Dağıtım: Bir Film (At Yapım)

ATALAY Taşdiken, “Mommo: Kız Kardeşim”le yönetmenliğe iyi bir giriş yapmış, “Meryem”le de idare etmeyi başarmıştı. Şimdiyse onu “Arama Moturu”yla her iki filminden de farklı bir noktada görüyoruz. Konya’nın bir köyünde çektiği filminde tümüyle yerel karakterlere yer veriyor yönetmen ve bu karakterlerin ‘doğal’ hallerine odaklanıyor. Tabii ki bir hikaye ortaya koyuyor, ancak hikayeden ziyade karakterlerin ‘biricik’ durumlarıyla ilgileniyor Taşdiken. Böyle olunca da anlık keyif patlamaları dışında sinemasal bir atmosfer kurmayı başaramıyor. Yerelin saflığı ve bu saflığın yarattığı ‘komik’ durumlarla idare eder gibi de görünüyor aslında film, ama uzun metrajlı bir çalışmayı ortaya çıkaracak malzemeden yoksun olması nedeniyle tekrarlara düşüyor. İnternetin köy ahalisiyle buluşması ise “Silah icat oldu, mertlik bozuldu” deyişinin bugüne yansıması gibi duruyor. Ancak burada da hedeflenen çizginin yakalandığını söylemek zor. Hikayenin en keyifli karakteri 76 yaşındaki Musa Dede’nin ‘kadın arayışı’ ise, aynı lezzeti vermese de “Züğürt Ağa”daki Abdo Ağa’nın “Karı istirem!”ini hatırlatıyor. Belki hikayeyle biraz daha uğraşsaydı Atalay Taşdiken, “Arama Moturu”nu da belli bir noktaya çekebilir, Musa Dede gibi yerel kahramanların da katkısıyla eğlenceli bir ‘köy komedisi’ne ulaşabilirdi.

Reklamlar