Etiketler

, , , , , , , , , , , , ,


Not: 6/10
2017 Türkiye, 94 dk.
Yönetmen: Ceylan Özgün Özçelik
Oyuncular: Algı Eke, Özgür Çevik, Kadir Çermik, Selen Uçer, Asiye Dinçsoy, Boncuk Yılmaz, İpek Türktan Kaynak, Nazan Kesal, Taner Birsel, Serhat Midyat

BU FİLMİ SEVDİYSEN BUNU DA GÖR!
Embers (2015)
Yönetmen: Claire Carré

HAFIZALARIN ‘şaşakaldığı’ bir toplumuz, kuşku yok buna. Neyi hatırladığımızdan ziyade ‘nasıl’ hatırladığımız ya da hatırlatıldığı önemli oluyor çoklukla. Kişisel ya da toplumsal tarihimizi manipüle etmek de sıkça başvurduğumuz bir yöntem. Olanı olmamış ya da olmayanı olmuş gibi göstermek hastalığı tedavi edilemez boyutta. Bunlar yetmezmiş gibi, olanı ‘başka türlü olmuş’ inancıyla/ihtirasıyla dillendirmek ya da kayıtlara geçirmek de tedavülde hâlâ. İçine hapsolduğumuz distopya kapımızı çalıp içeri girmiş anlayacağınız, hafızalarımızı yeniden programlamak için.
‘Kaygılı’ genç bir kadın Ceylan Özgün Özçelik. Nasıl kaygılı olmasın ki! Devletin ‘silme’ hastalığının bireylere sirayet ettiği bir toplumda yeşerme çabasında. Derdini, tasasını dillendirdiğinde anlaşılmayacağını ve hatta görülmeyeceğini biliyor. Bunu sinema yoluyla yapmaya çalıştığında da pek bir şeyin değişmediğini, duyuları körelmiş bireylerden oluşan bir toplumu uyandırmanın mümkün olmadığını görüyor/görecek.
Ceylan Özgün Özçelik’in ilk uzun metrajlı kurmacası “Kaygı”, bu ruh haliyle çekilmiş bir film izlenimi veriyor. Bir şey söylerken ‘duyulmayacağını’ bilen bir ruh haliyle. Ama tarihe yedinci sanat aracılığıyla not düşmek de küçümsenecek bir şey değil. Ne de olsa, harcanmak için var ‘çaba’ ve karşılığının nasıl/ne zaman geleceğini bilemeyiz.
Komedik performanslarıyla yeteneğini cömertçe açığa çıkaran Algı Eke’nin dramatik bir rolde de döktürebileceğini belgeleyen “Kaygı”, onun canlandırdığı Hasret karakterinin hafızasına yükleniyor. Anne-babasının bir trafik kazasında öldüğü bilgisiyle büyüyen bu genç kadın, bir yandan da çalıştığı ‘yandaş’ televizyon kanalının manipülatif ‘kurgu’ları içinde boğulmuş durumda. ‘Devrimin televizyonda yayınlanmayacağı’ gerçeğini cebine koymuş, ama ‘tarihin televizyonla silinebileceği’ kavramına da o derece yakın. Kendini rahatsız eden onca şeyin varlığıyla geçmişi deşmeye başlıyor Hasret, anne-babasının ölümü özelinde. Gerçeğe ulaşmak, ‘herkese karşı tek başına’ kalacağı bir süreç belki de, en yakınından en uzağına herkese karşı…
Ceylan Özgün Özçelik, “Kaygı”yla yalnızca silinmeye çalışılan değil, aynı zamanda ‘hakaret edilen’ bir hafızanın peşine düşüyor, onu ayakta tutma çabasına girişiyor. Hasret’in yavaş yavaş büyüyen sancısı, yönetmenin de sancısına dönüşüyor. Karakterin ‘soğuk’tan ‘sıcak’a geçişi, hatta ‘yanma’ noktasına kadar gelişi, bir fotoğrafın ya da bir türkünün tetikleyici olduğu bir sürecin sonucu. Gözün gördüğünü manipüle etmek mümkün belki, ama çok derinlere itilmiş olsalar da hafızaya nakşolmuş olanlardan ‘kurtuluş’ yok! Hasret de bunu yaşıyor, meraktan değil ‘acı’dan besleniyor araştırmasında.
Filmi izlerken, Hasret’in ‘birdenbire’ rahatsız olmasının altının yeterince doldurulmadığı söylenebilir. Ancak, devekuşu misali yaşamayı seçtiğimiz hayatlarımızda ‘o an’ geldiğinde harekete geçtiğimiz gibi davranıyor Hasret, onca yıl içinde büyüyen ‘hasret’ açığa çıkıyor, evet birdenbire. Gömdüğü yerden kafasını çıkarmaya karar veriyor belki de, tetikleyicilerin de etkisiyle. Yeryüzünü yaşanmaz kılanların uzun yıllar boyunca dikte ettiklerine tepki olarak belki de. ‘Kafasını kaldırıyor’ ve silkinip tüylerini parlatmaya kişisel tarihiyle başlıyor. Ve en doğru başlangıç noktası da bu bize sorarsanız. Karanlığa terk edilmiş ruhunu aydınlatmayı seçiyor, anne-babasının yazgılarını öğrenme yoluyla.
Ceylan Özgün Özçelik, bireyselleştirdiği hikayesiyle toplumsal bir yergiye soyunuyor “Kaygı”da. Türkiye’nin ve hatta dünyanın ‘hatırlama’ konusundaki gevşekliğine kusuyor öfkesini. Unutmayı seçtiğimiz ‘kötülükler’in gün gelip de birer vampir gibi kanımızı içmesini beklemenin beyhudeliğine vurgu yapıyor. ‘Hesaplaşma’nın geciktiği her an, bize köprü, yol, tünel, toplu konut ve yol kenarı ağaçlandırması olarak gelecek, bunu biliyoruz, yönetmen de biliyor. Gözümüze inen perde(ler), en fazla bir ‘Shell Beach’ arayışına itecek bizi, umutsuzca. Yaşadığımız dünyanın göz ve zihin boyayıcı enstrümanları daha fazlasına izin vermeyecek çünkü.
“Kaygı”, tüm bunları hissettirirken, distopyanın oturtulduğu atmosferiyle de dikkat çeken bir film. Ses tasarımının başrole soyunduğu bu atmosfer, ‘yeniden inşa edilen’ Türkiye’nin değişim/dönüşüm yalanını da arka plana koyarak önümüzdeki bütünü kışkırtmayı başarıyor. Her alanda ‘unutkan’ bir toplum yaratmanın anahtarını keşfetmiş görünen siyasetçiler, geçmişten gelen kimi kötü alışkanlıkları da yanlarına alarak ‘yeni bir söylem’ yazıyorlar. Hasret de belli bir noktaya kadar bu söylemin bir parçası olmayı kabullenmiş görünüyor, ta ki ‘dürtülene’ kadar. Kafasını kaldırdığında gördüklerinden korkup yeniden ‘gömülme’ tehlikesini bertaraf etmesiyse tam anlamıyla ilham verici. Yangından hasar almadan çıkmasının imkansız olduğunu biliyor, ama çıktığında onun (herkes) için her şey çok daha parlak ve aydınlık olacak, bunu da biliyor…
Ceylan Özgün Özçelik, film eleştirmenliği ve televizyon programcılığı serüvenindeki duruşuyla Türkiye’de ‘dertli kadın’ olmanın tarifini yapmıştı, onca sıkıntıyı da peşine takarak. Şimdiyse onu yönetmen kimliğiyle derdini paylaşırken görüyoruz, duruşundan taviz vermeden. “Kaygı”sını paylaşıyor, hafızasızlığımıza yönlendirdiği öfkesini anlıyor, ‘ışığa çıkma’ iştahını takdir ediyor, distopyayı ütopyaya dönüştürme azmini ayakta alkışlıyoruz!

Arka Pencere’nin (arkapencere.com)
12 Mayıs 2017 tarihli sayısında yayımlanmıştır.


Algı Eke

Reklamlar