Etiketler

, , , , , , , , , , ,

FİLM bittiğinden beri oturduğum koltuktan kalkmamış, kalkamamıştım. Beynimi kemiren düşünce yığınından kurtulamıyordum bir türlü. Bir yandan, hayatımın bütün evrelerinde yakama yapışan konforu arkada bırakmak istiyor, öte yandan da belirsizliğin sinsiliğinden korkuyordum. Yaman bir çelişki yaşıyordum; durduğum yer itibarıyla suratıma tükürme noktasına geldiğim halde, korunaklı hayatımdan da vazgeçmek istemiyor gibiydim. Ne yapmak istiyordum? Daha da önemlisi, ne yapacaktım? Zor sorulardı bunlar, cevaplarını bir türlü veremediğim, belki de vermek istemediğim.
Beynimi pelteye çeviren yoğun düşünce trafiği, terden sırılsıklam etmişti beni; gözüme dolan ter damlalarından önümü göremez hale gelmiştim. Sıkı sıkıya yapıştığım koltuktan kalkmalıydım artık, kafamı dağıtacak bir şeylere ihtiyacım vardı.
Ve sonunda kalktım o kahrolası koltuktan. Banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım önce, kurtulur gibi oldum bedenimdeki ter bezi istilasından. Ama filmdeki kahraman ve onun seçimlerinin etkisi aynen duruyordu. Aynaya baktım, elli iki yıldır bedenimi işgal eden adamın endişeli yüzüyle karşılaştım. Konuşlandığı yeri terk etmek istemiyordu karşımdaki zavallı. Dudakları titriyor, her an ağlayacakmış gibi bir ifadeyle bakıyordu. Sesi soluğu çıkmıyor ama yalvarıyordu sanki: “Duralım burada, her zaman durduğumuz gibi, kımıldamayalım yerimizden.” Onun bu zavallılığına kayıtsız kalmam mümkün değildi. Öyle ya da böyle bir tepki vermem gerekiyordu.
Tepkim gecikmedi, dayanılır gibi değildi çünkü aynadaki adamın sessiz çığlığı. Elimle adamın yüzünü kapattım önce, yüzünü görmezsem kıyıcılığından da kurtulacağımı sandım. Her zaman olduğu gibi yanlış refleksle başlamıştım işe. Parmaklarımın arasından o iğrenç suratı ve ondan yansıyan korkuyu görüyordum hâlâ. O da aynı korkuyu yaşıyordu garip bir şekilde. “Kim bu adam ve neden kendi korkularına beni de ortak ediyor?” diye geçirdi içinden. Bir an önce kurtulmalıydım ondan ve beti benzi atmış, ağlak suratından.
Sırtımı döndüm aynadaki zavallıya. Bu hamleyle onu yok edebileceğimi, kayıtlardan silebileceğimi düşündüm. Evet, sesi soluğu kesilmişti adamın, başaracaktım galiba onu ortadan kaldırmayı. Var olanı reddedersem huzura kavuşabileceğimi, özgürleşebileceğimi sanmak, her zaman yaptığım hatalardan biriydi. Hayatımda önüme çıkan bütün engellerde bu tavrı sergilemiştim.
Peki şimdi değişmek istememin sebebi neydi? İzlediğim filmin böylesi tetikleyici bir etki yaratması mümkün müydü? Yoksa, gene bir engel görmüş ve ondan kaçmaya mı çalışmıştım? Burada gördüğüm engel, belki de bendim bu kez. Yıllarca üzerinde ince ince çalışarak oluşturduğum ‘ben’, beni rahatsız ediyordu artık. Daha fazla sırtımda taşıyamayacaktım. Ağırlığı ruhumu çürütüyor, giderek geri dönülmez noktaya yaklaştırıyordu beni. Başka bir ‘ben’e ihtiyacım vardı ya da öyle olduğunu sanıyordum. Hiçbir şeyden emin değildim; içimdeki kurtlar iyice semirmiş, ruhumu ziyafet sofrasına çevirmişlerdi. Ya onlara istediklerini verecek, ya da isyanımı haykırıp ‘yeni ben’e dönüşebileceğim bir yola çıkacaktım.
Seçmek, elli iki yıllık hayatım boyunca en kötü yaptığım şeylerin başını çekiyordu. Doğru seçimlerin yanından bile geçememiştim onca yılda. Kendimi kandırarak bugünlere kadar gelmiştim, ama izlediğim filmdeki kahraman yapıştırmıştı tokadı sonunda. Aynadaki zavallı olarak devam ettirmek istemiyordum hayatımı. Öyle bir dönüşüm yaşamalıydım ki, bundan sonrasında kendime tiksintiyle bakmamalıydım. Hiç bakmasam da olurdu hatta.
Banyodan kaçarcasına çıktığımda, elimde avucumda ne varsa verip kurtulmaktan başka bir şey yoktu aklımda, bu kahredici karanlık ruhtan kurtulmaktan. Aslında ‘kavga’dan kaçıyor, bir taraf çarçabuk kazansın ve hayatım yeniden rayına otursun istiyordum. Kimin kazanacağı önemli değildi benim için. Çarpışmanın ortasında kalıp çapraz ateşe kurban gitmek en kötüsü olurdu. Yıllardır başvurduğum kıvrak manevralardan biriyle kurtulabilirdim bu mengeneden. Bak, gene güzelce inşa ettiğim ‘ben’in tuzaklarına düşüyordum! Bencilliği bir standart haline getirmemin yan etkileriydi bunlar. Hani filmdi, kahramandı, tokattı, uyanıştı, dönüşümdü?
Silkelenmeli, bu kavgayı başlattığıma göre sonunu da mutlaka getirmeliydim. Mücadele etmekten kaçındığım, kurulu düzene sıkı sıkıya yapıştığım yılları arkamda bırakmak için göstereceğim irade belirleyecekti kaderimi. Bunun içinse hamle sırasını beklememe gerek yoktu. İleri atılıp çatışmanın ön saflarına yerleşmeliydim. İşin kötüsü, bunu nasıl yapacağıma dair herhangi bir planım yoktu. İsteksizce gireceğim bir mücadeleden hezimetle ayrılma riski de büyüktü. Çarmıha gerilmiş gibi hissediyordum, ama orada sonsuza kadar kalabilirdim de. Acı dayanılmazdı, ama daha kötüsü de olabilirdi diye düşünüyordum. Bir adım atmak, sonraki adımların da önünü açacaktı. İşte, o adımı hangi yöne atacağım önemliydi benim için. Yerimde saymayı başlatan bir adım mı olacaktı bu, yoksa bilinmeyene doğru atılacak cesur bir adım mı?
Bunları düşünürken kendimle kurduğum sevgi-nefret ilişkisinin yapaylığına saplanıp kaldım bir an. Yapmam gereken ‘şey’den emin olmadan atacağım bir adım, kusmuğumda boğulmaya kadar götürebilirdi beni. Emin olmalıydım, yakamı sıyırabileceğim bir açık kapı bulmalıydım önce. Balıklama dalacağım bilinmezlikte yok olup gidebilir, toza dönüşebilirdim. Ne kadar nefret edersem edeyim, yoktan var ettiğim ruh ve bedenden bu kadar kolay vazgeçemezdim. Bunun için mi çabalamıştım onca yıl, silinip gitmek için mi?
Evet, bir kez daha devreye girmişti ‘aynadaki adam’ ve kafamı karıştırıyordu. Filmdeki kahramanın etkisi geçiyor muydu yoksa? “Altı üstü bir film, adsız sansız bir kahramanın hikayesi” diye sayıkladım. Hayali bir karakterin emrettiklerini gerçeklik şemsiyesi altında toplamak doğru muydu? Ben gerçektim ve çekeceğim ‘acı’ da fazlasıyla gerçek olacaktı. Ardımda bıraktığım izlerden başka bir kazancım da olmayacaktı muhtemelen. O izler de en ufak bir esintide uçup gidecekti, temas edenlerin ruhlarıyla birlikte.
Hayatımda özgüven problemi yaşamadığım bir dönem olmamıştı galiba. Düşündüm, bulamadım. Rol yapmayı beceriyordum ama maskenin arkasında tir tir titremekten de kurtulamıyordum. O maskenin altındaki göründüğünde, kaçacak delik arayacağımı ve bulamayacağımı çok iyi biliyordum. Maske her şeyimdi ve atacağım herhangi bir adımla tuz buz olması işten bile değildi. Hazır mıydım buna? Hayır! Hazır olacak mıydım? Hayır! Hazır olmak için bir hamle yapacak mıydım? Belki…

Arka Pencere Mecmua’nın
Temmuz 2018 tarihli sayısında yayımlanmıştır.