ARA

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , ,

İLKOKUL dört ya da beşteydim, yani 10-11 yaşlarında. Çocukluk çağım tüm hızıyla, olanca görkemiyle devam ediyordu. Arkadaşlarımla birlikte, Adapazarı’nın çıkmaz sokaklarından birinde oturuyor olmanın avantajlarını allahın her günü kullanıyorduk. Toprak zeminli sokağın araç girişine kapalı, ‘Ara’ dediğimiz bir bölümünü, saatlerce uğraşarak şehrin caddeleri haline getirip telli arabalarımızla turlamak en büyük eğlencemizdi. Bilirsiniz işte, plastik bir arabaya tel geçirip sokakları arşınladığınız türden! İleride arar mıydım bu yılları? Muhtemelen… Kim aramazdı ki? Kim aramadı ki?
O gün de hedefimiz aynıydı: ‘Ara’da telli araba eğlencesi. Vakit kaybetmeden benle aynı yaşlardaki arkadaşlarımla işe giriştik. ‘Ara’yı toz toprak içinde ince ince çalışıp yollarla donatmaya başladık. En güzeli bu oluyordu sanki!
Sokakta yaşıtlarım olmasına ve onlarla birçok ‘çocukça’ oyunu paylaşmama rağmen, en yakın arkadaşlarım benden birkaç yaş büyüktü: Üst katımızda oturan ev sahibimiz Faik Amca’nın ‘fırlama’ oğulları Atilla ve Sadık, bir de mahallenin muhtarı Yaşar Amca’nın ‘uslu’ oğlu Coşkun. Onlar ortaokulda olduğu için telli araba işine pek girmiyorlardı tabii. Kanları bizden farklı kaynıyordu! Okumaya devam et

KARANLIKLAR PRENSİ

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , ,

KARANLIKTI… Haliyle… Sinemadaydım çünkü… Ama bugünkü karanlıkta başka bir şey vardı sanki. John Carpenter’ın “Sis”indeki (The Fog) denizciler çıkıp gelecek gibiydi. Böyle düşününce biraz da irkilticiydi tabii. Ve çoğu zaman olduğu gibi, üç beş kişiydik salonda. Film başlamamıştı henüz. Diğerlerine bakmayı denedim, yaşadığım tedirginliği onlar da hissediyor mu, görmek istedim. İfadelerini seçmek imkansızdı o karanlıkta.
Filmin başlaması geciktikçe, ruhumu teslim alan karanlığın hakimiyeti artıyordu. Bir şeyler olacaktı, ama ne olacağını tahmin bile edemiyordum. Bu durum, hissettiğim parçalanmayı daha da kritik hale getiriyordu.
Oturduğum koltuğa yapışmış, tek kelime edemeden bekliyordum. Kalp atışımın hızını kontrol etmek şöyle dursun, bedenimin herhangi bir parçasına hakim olmaktan acizdim. Bir süre sonra darmadağın olup toz bulutuna dönüşecek gibiydim. Bir güç tarafından içten içe kırılıp dökülüyordum sanki.
“Panik ataktır o!” dediğinizi duyar gibiyim. Olabilir, ama hikayenin devamını okumadan herhangi bir yargıya varmayın bence…
Neyse… Karanlığın içinde debelenme serüvenime devam edeyim ben. Okumaya devam et

KENDİME 20 ÖNERİ (17. FilmEkimi)

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


YAZ (Leto / The Summer)
2018 Rusya-Fransa, 126 dk.
Yönetmen: Kirill Serebrennikov

SOĞUK SAVAŞ (Zimna Wojna / Cold War)
2018 Polonya-Fransa-İngiltere, 88 dk.
Yönetmen: Pawel Pawlikowski

CLIMAX
2018 Fransa, 95 dk.
Yönetmen: Gaspar Noé

ARAKÇILAR (Manbiki Kazoku / Shoplifters)
2018 Japonya, 121 dk.
Yönetmen: Hirokazu Koreeda

KIZ (Girl)
2018 Belçika-Hollanda, 109 dk.
Yönetmen: Lukas Dhont

ARCTIC
2018 İzlanda, 97 dk.
Yönetmen: Joe Penna

BEĞEN, SEV VE HEMEN KAÇ
(Plaire, Aimer et Courir Vite / Sorry Angel)

2018 Fransa, 132 dk.
Yönetmen: Christophe Honoré

RAY & LIZ
2018 İngiltere, 108 dk.
Yönetmen: Richard Billingham

BİZ HAYVANLAR (We the Animals)
2018 ABD, 94 dk.
Yönetmen: Jeremiah Zagar

KÜL EN SAF BEYAZDIR
(Jiang Hu Er Nv / Ash Is Purest White)

2018 Çin-Fransa-Japonya, 137 dk.
Yönetmen: Jia Zhangke

ÇİFTE HAYATLAR (Doubles Vies / Non-Fiction)
2018 Fransa, 108 dk.
Yönetmen: Olivier Assayas

DÜNYA SENİN (Le Monde est à Toi / The World Is Yours)
2018 Fransa, 100 dk.
Yönetmen: Romain Gavras

GÖLÜN ALTINDA (Under the Silver Lake)
2018 ABD, 139 dk.
Yönetmen: David Robert Mitchell

SÜKUNET (La Quietud / The Quietude)
2018 Arjantin, 117 dk.
Yönetmen: Pablo Trapero

KEFERNAHUM (Capharnaüm / Capernaum)
2018 Lübnan, 120 dk.
Yönetmen: Nadine Labaki

ROMA
2018 ABD-Meksika, 135 dk.
Yönetmen: Alfonso Cuarón

SAVAŞTA (En Guerre / At War)
2018 Fransa, 113 dk.
Yönetmen: Stéphane Brizé

ASAKO I & II (Netemo Sametemo / Asako I & II)
2018 Japonya-Fransa, 119 dk.
Yönetmen: Ryûsuke Hamaguchi

UZUN BİR GÜNDEN GECEYE YOLCULUK
(Di Qiu Zui Hou De Ye Wan / Long Day’s Journey Into Night)

2018 Çin, 110 dk.
Yönetmen: Bi Gan

ANAOKULU ÖĞRETMENİ (The Kindergarten Teacher)
2018 ABD, 96 dk.
Yönetmen: Sara Colangelo

CENNET SİNEMASI

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

HAFTA içi günlerin çoğunda olduğu gibi, Uğur’la 9.45’te metroda buluşacaktık, buluştuk da. Tabii ki ben gene beş dakikalık bir gecikmeyle perona varabildim. Uğur oturmuş bekliyordu beni, arka arkaya iki trenin kaçıp gitmesini izlerken birkaç küfür de sallamıştı bana muhtemelen. Neyse ki bu küfürler ‘iyi niyet taşları’yla döşenmişlerdi, zararsızlardı anlayacağınız. Daha doğrusu, bir kulaktan girip öbür kulaktan çıkan cinstendi!
“İki sinema yazarı sabahın 9.45’inde neden metroda buluşuyor ki?” diye bir soru gelebilir aklınıza. Ben de her şeyden haberdarmışsınız gibi konuşuyorum sizle! Haksızlık ettiğimin farkındayım, affola!
Açıklayayım… Derdimiz basın gösterimleri… Sabahın 10.30’undaki (bir zamanlar 10’du bu saat) ön gösterimlere katılarak mesleğimizi daha iyi icra edebilmeye çalışıyoruz. Kimi zaman ‘boşa harcanmış zaman’ olabilen bu gösterimler, bazı durumlardaysa yedinci sanat adına ‘çok özel’ anlar bahşediyor bize.
Açıklamam yeterli geldiyse, o gün nasıl bir ‘serüven’ yaşadığımıza geçeyim artık…
Sokağa açılan sinemalarda büyümüş bir kuşak olarak, alışveriş merkezlerine tıkılmaktan hazzetmediğimiz bir gerçek. “Muppet Show”daki Statler ve Waldorf gibiydik bu konuda, tam anlamıyla iki huysuz ihtiyar. Uğur’un benden bir tık daha ‘huysuz’ olduğunu da kabul edelim ama!
Neyse ki o günkü gösterim, kapısı -tam olarak değilse de- sokağa açılan ender salonlardan Beyoğlu Sineması’ndaydı. Ha kapandı ha kapanacak diye yılları arkasında bırakan Beyoğlu Sineması’nda.
Sütiş’teki geleneksel kahvaltımızın ardından salona doğru yürümeye başladık. İstiklal Caddesi’ni onca yılda binlerce kez arşınlamışık, bir kez daha rotamız aynıydı. Rotamız aynıydı da, yıllar içinde güzergahtaki ‘manzara’ epeyce değişmişti.
Sinema Günleri zamanında, her ikimiz de birer üniversite öğrencisiyken ‘rahmetli’ Emek Sineması’nın yanındaki ‘rahmetli’ Han Cafe’de tanışmıştık. 30 yılı aşan dostluğumuz süresince, İstiklal Caddesi’nin ‘değişmekten usanmayan’ taşları ve büyük çoğunluğu ‘rahmetli’ olmuş mekanları üzerinde bıraktığımız izler, hatıralar denizindeki yerlerini korusalar da bizler gibi yavaş yavaş siliniyorlardı. Tedavülden kalkmasına ramak kalmış bir kuşağın çocuklarıydık artık!
Zamana direnmenin anlamı yoktu, biliyorduk bunu, ama ‘gelişip güzelleşmek’ten ziyade ‘geril(ey)ip çirkinleşen’ manzaraya karşı ‘nostaljik’ refleksler sergilememiz de kaçınılmazdı. Umutla emekleyen, yürüyen, koşan çocukların elinden çalınanların haddi hesabı yoktu.
Sütiş’ten çıkıp İstiklal Caddesi’ne doğru yaptığımız yürüyüşler, son zamanlarda hep bu hissiyatla başlıyordu, gene öyle oldu. Salladığımız küfürlerin burada yeri yok, sıkça sarf edildiklerini bilin yeter!
Yürüyüşün ilk durakları, Fitaş ve Dünya sinemaları oldu. Bir de Fitaş Cep vardı tabii. Fitaş’ta Bernardo Bertolucci’nin “Son İmparator”u (The Last Emperor), Dünya’da Ömer Kavur’un “Gece Yolculuğu” oynuyordu. “Son İmparator” için Taksim Meydanı’na kadar uzanan bir bilet kuyruğu gözümüze çarptı. Dokuz Oscar’lı film gelmişti caddeye, kaçmazdı! Okumaya devam et

UTANÇ

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

DEDİ… Haklı olarak soruyorsunuz, “Ne dedi?” diye, ama ben de hatırlamıyorum, belki de hatırlamak istemiyorum. Tek hatırladığım, bir cümle oluşturacak kadar kelimenin ağzından çıkıp ortaya saçıldığı… Ve tabii şunu da hatırlıyorum: O cümle yüzümü kavurucu bir alev gibi yalayıp geçti, yakıp kül etmesine ramak kalmıştı. Şimdi nefes alıp size bu hikayeyi anlatabiliyorsam, her şeyi o ‘ıskalama’ya borçluyum demektir…
Güzel bir uyku çekmiş, zımba gibi uyanmıştım. Günü kucaklamak için hazırdım. O bana nasıl davranacaktı bilmiyordum, ama bu ‘enerji’yi heba etmeyeceğinden emindim.
(Hikayenin ev kısmını hızlıca atlayalım isterseniz, ilginç bir şey yok çünkü. Kederli bir şey yaşanmadı; hep neşe, hep kahkaha, hep iyilik/güzellik…)
O gün film izlemek gibi bir niyetim yoktu. Film konusunda akşamdan kalmaydım. Ermanno Olmi’nin “İş”iyle (Il Posto) Ingmar Bergman’ın “Utanç”ını (Skammen) arka arkaya izlemiş, iki günlük şaheser kotamı doldurmuştum. Sandro Panseri ile Loredana Detto ve Max von Sydow ile Liv Ullmann arasındaki farklı tonlardaki aşklarla hemhal olurken, iki ustanın aksettirdiği ‘zamansızlık’ duygusunu da cebime yerleştirmiştim. Havada karada ölüm yoktu benim için anlayacağınız!
Sokakları arşınlayarak ‘aylak adamlık’ yapmaktı hedefim. ‘Sinemadan çıkmış insan’ı da oynamak istemiyordum ama… Okumaya devam et

MASKE

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , ,

FİLM bittiğinden beri oturduğum koltuktan kalkmamış, kalkamamıştım. Beynimi kemiren düşünce yığınından kurtulamıyordum bir türlü. Bir yandan, hayatımın bütün evrelerinde yakama yapışan konforu arkada bırakmak istiyor, öte yandan da belirsizliğin sinsiliğinden korkuyordum. Yaman bir çelişki yaşıyordum; durduğum yer itibarıyla suratıma tükürme noktasına geldiğim halde, korunaklı hayatımdan da vazgeçmek istemiyor gibiydim. Ne yapmak istiyordum? Daha da önemlisi, ne yapacaktım? Zor sorulardı bunlar, cevaplarını bir türlü veremediğim, belki de vermek istemediğim.
Beynimi pelteye çeviren yoğun düşünce trafiği, terden sırılsıklam etmişti beni; gözüme dolan ter damlalarından önümü göremez hale gelmiştim. Sıkı sıkıya yapıştığım koltuktan kalkmalıydım artık, kafamı dağıtacak bir şeylere ihtiyacım vardı. Okumaya devam et

HAYAT AĞACI

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , ,

ECNEBİ filmlerin memlekete epeyce gecikmeli geldiği yıllar… Bizim hikayemizse tam olarak 1981’de vuku buluyor. Lise 1 öğrencisi Murat’ın gezegendeki ‘sıra dışı’ günlerinden birinde. Hormonlarının coştuğu, bendini çiğneyip aştığı vakitler anlayacağınız!
“Grease” de memlekete geç gelen filmlerden. Birçoğunun halini düşünürsek çok da geç değil aslında, sadece üç yıl!
Gazetelerde, dergilerde allandıra balllandıra anlatılan bu ‘gençlik filmi’ni izlemeden olmaz tabii… Genciz biz de, kanımız kaynıyor. Tam da bu filmin kaymağını yiyecek kitle!
Bu tür şeyler için organize olmak kolay lisede, yetişkinlerin karar verme tembelliğinden eser yok. Hemen karar verip gideceğimiz günü belirledik. Gün dediğim, bir hafta sonrası falan değil, ertesi gün! Okumaya devam et

ÇIĞLIKLAR VE FISILTILAR

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1998 sonu ya da 1999 başı, net bir şey söyleyip sizi de yanıltmayayım… 30’lu yaşlarımın başı, ondan eminim! Ankara’da servis şoförü olarak yaptığım askerliğimin de en civcivli dönemi, terhise neredeyse bir yıl var… Sinemayla yaşadığım yoğun ilişki de hesaba katıldığında, askerliği bu kentte yapmak bir şanstı benim için. Her hafta sonu çarşı iznimde bir ya da iki film izleyerek açığı kapatmaya çalışıyordum. Tunalı’daki Gezici Festival ofisi de üs gibiydi, oraya uğrayıp Başak’la hoşbeş ederek güne başlamanın keyfine doyum olmazdı. Bazı seyir serüvenlerimde o da eşlik ederdi bana, çoğu zaman beğenilerimiz uyuşmasa da…
O hafta sonu da rutinden sapmaya pek niyetim yoktu. Elime izin kağıdını alıp Cebeci’deki Harita Genel Komutanlığı’ndan çıktığımda herhangi bir ‘sapma’ olacağına dair bir işaret de çarpmadı gözüme. Her şey, herkes aynıydı.
O güne kadar yürümekle aşınmamıştı yollar, o gün de aşınmayacaktı kuşkusuz. Başladım yürümeye. Hedef, Tunalı’daki Gezici Festival ofisiydi. Başak’la buluşacaktık, bir şeyler atıştırıp filme gitmekti sonraki adımımız. Gördüğünüz gibi, ‘aynılık’tan ölüyordum adeta! Okumaya devam et

YARATIK

Öne Çıkan

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , ,

ARTVİN… Kış ortası… Kar beyaza bürünmüştü bütün kent… Gezici Festival’in daveti üzerine buradaydım. Kalabalık sayılabilecek festival konukları arasında sinema yazarı arkadaşlarım da vardı. Olmaları bir şey değil de, sınırlı bütçe nedeniyle oda paylaşmak zorundaydık. Aslında daha önce birçok yazar arkadaşımla çeşitli festivallerde oda paylaşmıştım, büyük dert değildi anlayacağınız. Kader bu ya, o festivaldeki oda arkadaşım Murat Erşahin olmuştu, benim dilimle ifade edersek ‘Terş’…
Odaya ilk giren ben oldum. Eski otelin küçük odasında güzelce bir ebeveyn yatağı, bir de ne olduğunu pek anlayamadığım küçücük bir yatak vardı. Yayları yıpranmış, çökmüştü. Handiyse bir ‘kara delik’ gibiydi bu nesne.
Büyük yatağa boylu boyunca uzandım, yolculuk hırpalamıştı. Biraz kestirmek iyi gelebilirdi. Tam dalmak üzereydim ki Terş girdi içeri, elinde kolunda bavullar ve çantalarla, nefes nefese. Utanarak söylüyorum, benim bavulumu da o getirmişti.
Elindekileri küçük yatağın üzerine bırakırken, “Kardeşim, yatma planını yapalım” dedi. “Yatıyoruz işte, ben burada, sen orada” diye cevapladım, “Odaya ilk giren yatağı seçer” deme gafletinde de bulundum. Yol yorgunluğu mudur nedir, yoksa gerçekten böyle biri miydim ben, bilmiyorum, o gün ‘kötülük’ havamdaydım. Terş’in “Dönüşümlü yatarız o büyük yatakta herhalde” demesiyle iyice zıvanadan çıktım, ‘karanlığın yüreği’ne terk ettim kendimi: “Tabii ki hayır, festival bitene kadar böyle yatacağız.” Bu da bir hafta demekti! Ağzından salyalar saçan bir ‘canavar’a dönüşmüştüm. İşin kötüsü, bu durum fena halde hoşuma gitmeye başlamıştı… Okumaya devam et

KENDİME 20 ÖNERİ (37. İstanbul Film Festivali)

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


ALANIS
2017 Arjantin, 82 dk.
Yönetmen: Anahí Berneri

MY GENERATION
2017 İngiltere, 85 dk.
Yönetmen: David Batty

YOU WERE NEVER REALLY HERE
2017 İngiltere-Fransa-ABD, 90 dk.
Yönetmen: Lynne Ramsay

TRANSİT (Transit)
2018 Almanya-Fransa, 101 dk.
Yönetmen: Christian Petzold

WESTERN
2017 Almanya-Bulgaristan-Avusturya, 119 dk.
Yönetmen: Valeska Grisebach

MİRASÇILAR (Las Herederas / The Heiresses)
2018 Paraguay-Almanya-Uruguay-Brezilya-Norveç-Fransa, 95 dk.
Yönetmen: Marcelo Martinessi

RYUICHI SAKAMOTO: CODA
2017 Japonya-ABD, 100 dk.
Yönetmen: Stephen Schible

YEŞİL SİS (The Green Fog)
2017 ABD, 63 dk.
Yönetmenler: Guy Maddin, Evan Johnson, Galen Johnson

PIERCING
2018 ABD, 81 dk.
Yönetmen: Nicolas Pesce

24 KARE (24 Frames)
2017 İran-Fransa, 114 dk.
Yönetmen: Abbas Kiarostami

SAĞLAM ŞARKI (Song of Granite)
2017 İrlanda-Kanada, 104 dk.
Yönetmen: Pat Collins

SUS PUS (Silent Mist)
2017 Çin-Fransa, 101 dk.
Yönetmen: Zhang Miaoyan

ÇİRKİN KRAL’IN EFSANESİ (The Legend of the Ugly King)
2017 Almanya-Avusturya, 122 dk.
Yönetmen: Hüseyin Tabak

DÜĞÜN DAVETİYESİ (Wajib)
2017 Filistin-Fransa-Kolombiya-Almanya-
Birleşik Arap Emirlikleri-Katar-Norveç, 96 dk.

Yönetmen: Annemarie Jacir

THE RIDER
2017 ABD, 104 dk.
Yönetmen: Chloé Zhao

DIŞARIDA (Out)
2017 Slovakya-Fransa-Macaristan-Çek Cumhuriyeti, 88 dk.
Yönetmen: György Kristóf

AVA
2017 Fransa, 105 dk.
Yönetmen: Léa Mysius

DOKUNMA BANA (Touch Me Not)
2018 Romanya-Almanya-Çek Cumhuriyeti-Bulgaristan-Fransa, 125 dk.
Yönetmen: Adina Pintilie

İTAATSİZLİK (Disobedience)
2017 İrlanda-İngiltere-ABD, 114 dk.
Yönetmen: Sebastián Lelio

YÜZ (Twarz / Mug)
2018 Polonya, 91 dk.
Yönetmen: Malgorzata Szumowska